Safahat ve Akif’i Yazmamak Mümkün Değil

Safahat ve Akif’i Yazmamak Mümkün Değil

Resul Davutoğlu: 'Edebi olarak da çok üstün bir kitap Safahat… Okurken hayran olmamak, “şair(Akif) bunu, bu derece doğallıkla, kendini kasmadan, germeden nasıl yazabilmiş”dememek mümkün değil..'

“Safahat’taki en belirgin duygu nedir?” diye sorulsa “hüzün” derim. Evet, bunu derim. Çünkü Akif mahzun bir adam. Hüznünün sebepleri çeşitli şüphesiz. Dünya’dan, geçiciliğinden, meşgalelerinden, huzura düşmanlığından, rahatlığının pek olmamasından, geçen zamandan, varlığı sorgulamaktan kaynaklanan hüznü… Şark’tan, Doğu’dan, Müslümanların hal û ahvalinden, geri kalmışlığından, eski izzetlerini kaybetmiş olmalarından, sürekli mevzi yitirmelerinden kaynaklanan hüznü… Bir de sanırım karakter olarak mahzun biri olmasının hüznü…

Akif, pek keyifli, şen şakrak biri değildir.

Bu haline sebeplerden biri olarak “karakteri yaratılışını” söyledik ama öyle olmayabilir de.

Akif, zamanı, varlığı, dünyayı ve Müslümanların yaşadığı, o an ve kısa süre için, çözümsüz mezellet ve meşakkatleri düşüne düşüne de mahzun biri olmuş olabilir.

 

Akif’in şiirinin mahiyeti

“Akif’in şiiri nasıldır?” diye sorulacak olsa bir kaç maddede cevap vereceğim.

İlkiAkif şiirden basit duyguları, bunalımları, enfusi özlemleri yazmayı kaldırmış, şiiri toplumsallaştırmış, bir düşüncenin(ideolojinin, İslam’ın) emrine vermiş, mısralarını içtimai tasavvur, tahayyül ve teemmüllerinin parıldadığı veya inlediği mekânlar kılmıştır. (İnler Safahat’ımdaki hüsran bile sessiz)

İkincisiAkif şiiri biraz düz yazıya yaklaştırmıştır. (Belki bu sebeple Necip Fazıl ona “şair” değil de “nazım” demiştir)

Aslında burada anlatması ve anlaşılması hisse bağlı bir şey vardır. Metni düz yazıya yakındır ama çok da şairanedir. Düz yazı tarzında, mesela, mekân, ortam ve çevre tasvirleri vardır. Ve bunlar harikuladedir.

 

Akif’in dehası

Akif bir dahidir. Topluma pek karışmayan, kendi âleminde, sükûtunda, dert, hüzün ve ıstırabında olan bir dahi.

Safahat‘ı okuyup da, akıcılığına, tekellüfsüzlüğüne, benin, enaniyetin, egoizmin kovulduğu, mananın, ümmete duyulan hüznün, güzel eski günlere duyulan hasretin parıldadığı, yer aldığı mısralarına hayran olmamak mümkün değil.

Ve keşke bu kitap çok okunsa, içindeki ruh kavransa, yapısındaki mükemmellik fark edilse, manalar hayata uygulansa, gençler veya okuyacaklar bilseler bir zamanlar kendi topraklarından, ülkelerinden böyle yüksek seciyeli, büyük ruhlu bir kahraman da geçmiş.

Keşke bilseler ama bu “temenni” bile Safahat‘ın ruhu gibi hüzünlü… Çünkü bu ülkede o kadar çok şeye, o kadar çok, Akif‘in deyimiyle, meâliye(erdeme, yüceliğe) kıyıldı ki, uzak mehip mazi sanki bir serab û rüya oldu, kılındı, öyle olması istendi.

Şiir biraz ferdidir. Hatta ana teması ferdin kendisidir de denebilir. Hem bugünümüze has bir şey değildir, eskiden beri bu böyledir.

Mahir şairler bu ferdiyete bilgi de, manaların örtülerini kaldırabilen beceriyi de, ferdiyette olan, olabilen zenginliği de katarlar.

Bazıları ise (Necip Fazıl mesela) ferdi, ama fikri ıstıraplarını edebiyane katar.

Başka bazıları kâinat, varlık ve dünya yorumunu, hayat görüşünü katar(Mevlana’nın Mesnevi’de yaptığı gibi).

Akif burada diğer şairlerden ayrılıyor. Ferdiyete hiç mi hiç itibar etmiyor. Şiirini tamamen “toplumsal tefekkürünün hizmetinde” kullanıyor.

Bu elbette çok şaşırtıcı ve anlamlandırılabilinmesi çok da zor bir gerçeklik…

İnsan ferdiyetini şiirine nasıl hiç katmaz? İnsan hiç mi toplum için olmayan, sebebi toplum olmayan ıstırap yaşamaz ve yansıtmaz?

Bunları cevaplayabilmek için, “herhalde Akif gibi büyük bir ruh taşımak gerek.”

Ferdiyetten geçmek büyük insanların kârıdır. Akif de büyük insanlardan biriydi.

Ferdiyetini toplumunun, ümmetinin gelecek, hal ve ıstırabında yok edebilmek de büyük insanların kârıdır.

Akif bunu Safahat‘ında son derece güzel bir şekilde başarmış.

 

Safahat ders kitabı olmalı

Bana kalsa Safahat‘ı liselerde de, üniversitelerin ilgili bölümlerinde de ders kitabı yapardım.

Çünkü gençlere içindeki ruh, faziletli, egoizmden uzak, erdemli, doğru fikirler telkin eden, sa’yi, çalışmayı, ama “medid” olanını, yani uzun ve devamlı olanını telkin eden ruh, Doğu’ya ağlayan, yanan, üzülen ruh, Doğu’nun haline çareler arayan ve bunu marifet ve fazilet olarak söyleyen ruh, Batı’nın ilmini azimle öğrenip almamız gerekir diyen ruh lazım.

 

Safahat’ın edebi üstünlüğü

Edebi olarak da çok üstün bir kitap Safahat… Okurken hayran olmamak, “şair(Akif) bunu, bu derece doğallıkla, kendini kasmadan, germeden nasıl yazabilmiş”dememek mümkün değil.

Sevindirici olan Safahat’ın fiyatının şu an çok da ucuz olması.

Geçenlerde İnkılap yayınevinin çıkardığı, tam, baskısını 16(on altı) liraya satın aldım. Çok güzel de bir baskı. Harf karakterleri, büyüklükleri, bazı şiirler ve mısralarla ilgili açıklamalar oldukça itinalı ve takdire şayan.

Ayrıca kitap hemen ilk açışta ortadan ikiye ayrılıp her bir sayfası bir yere gitmiyor. (Bu da sanırım kitaplar için önemli hususlardan)

Akif‘in ısrarla belirttiği gibi Şark‘ın en çok muhtaç olduğu şey “marifet ile fazilet.”Marifete, hatta fazilete bile, ancak okuma ile varılır. Şark’ın biganesi, aldırmazı ve kadrini bilmediği okumak

Sanırım okumaya Safahat ile başlamak tutulacak en doğru yollardan biri olur.

Resul Davutoğlu

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.