H. Ali Erdoğan

H. Ali Erdoğan

Rüya ile Amel Etmeye İlâhî Müdahale

Rüya ile Amel Etmeye İlâhî Müdahale: Hz. İbrâhim’in Kurban Kıssasına Farklı Bir Bakış

(Divine Intervention against Acting upon Dreams: A Alternative Perspective on Abraham’s Narrative of Sacrifice)

H. Ali ERDOĞAN*

​Özet

Bu çalışma, Sâffât Sûresi 102-107. âyetlerinde serdedilen Hz. İbrâhim’in (a.s.) oğlunu kurban etme kıssasını, klasik tefsirlerin yerleşik “peygamber rüyası mutlak vahiydir, nebevî teslimiyet rüyanın lafzen icrasını gerektirir” şeklindeki paradigmasından farklı bir zaviyeyle ele almaktadır. Makale, metinde geçen “Kâd saddakte’r-ru’yâ” ifadesini “Sen rüyayı hakikat zannedip lafzen gerçekleştirmeye kalkıştın” şeklinde okuyarak; Hz. İbrâhim’in sembolik/te’vîle muhtaç bir rüyayı literal (zahirî) bir emir telakki etmesini, ilâhî müdahale ile düzeltilen içtihadî bir te’vîl hatası (zelle) olarak temellendirir. Bu yaklaşıma göre kurban vakası, rüya ve keşif gibi sübjektif kanalların dînî-fıkhî bir hüküm kaynağı (edille-i şer’iyye) olamayacağını insanlığa öğreten pedagojik bir “apaçık imtihan” (belâun mübîn) niteliğindedir. Olayın sonunda gelen ilâhî ödüllendirmenin gerekçesi ise rüyanın zahirî icrası değil, Hz. İbrâhim’in süreklilik arz eden “muhsin” (iyilik eden) sıfatıdır. Çalışma, bütüncül bir metin analiziyle, kıssanın hem antik feda ritüellerinden olan insan kurbanı pratiğini evrensel düzeyde lağvettiğini hem de dinde rüya üzerinden ahkâm ihdas etme kapısını kapattığını savunmaktadır.

​Anahtar Kelimeler: Hz. İbrâhim, Rüya, Te’vîl, Kurban (Zibh), Sâffât Sûresi, Kâd saddakte’r-ru’yâ, Belâun mübîn, Muhsin.

​ABSTRACT

This study re-examines the narrative of Abraham’s (a.s.) dream of sacrificing his son, as recorded in Sūrat al-Ṣāffāt (37:102-107), from a perspective that departs from the conventional classical exegesis, which asserts that “a prophet’s dream is absolute revelation, and prophetic submission demands literal execution.” By interpreting the expression “Kād saddakte’r-ru’yā” as “You attempted to actualize the dream literally by mistaking it for objective reality,” this article argues that Abraham’s literal implementation of a symbolic dream—which intrinsically required hermeneutical interpretation (ta’wīl)—constituted an ijtihādī error (zelle) corrected by divine intervention. According to this alternative thesis, the event serves as a “manifest trial” (balā’un mubīn) designed to demonstrate that subjective experiences such as dreams and mystical visions cannot serve as normative sources of Islamic jurisprudence (adillah al-shar‘iyyah). Furthermore, the divine reward bestowed at the climax is tied not to the act of attempted slaughter, but to Abraham’s enduring ontological character as a muḥsin (doer of good). Through a holistic textual analysis, this study concludes that the narrative simultaneously abolished the archaic practice of human sacrifice and permanently closed the door to deriving legal rulings from dreams in religious epistemology.

​Keywords: Abraham (a.s.), Dream, Ta’wīl, Sacrifice, Sūrat al-Ṣāffāt, Kād saddakte’r-ru’yā, Balā’un mubīn, Muḥsin.

​Giriş: Kurban Kıssası Ve Yorum Paradigmaları

​Sâffât Sûresi 102-107. âyetleri, Hz. İbrâhim’in (a.s.) uzun yıllar sonra nail olduğu oğlunu rüyasında kurban ettiğini görmesini ve bu rüyayı tatbikat sahasına koyma teşebbüsünü canlandıran en dramatik Kur’ân sahnelerinden biridir. İslâm düşünce tarihinde bu kıssa, sarsılmaz bir imanın, nebevî teslimiyetin ve dikey dînî bağlılığın en zirve örneği olarak kabul edilmiştir. Klasik tefsir paradigmasında hâkim olan görüş; peygamberlerin rüyalarının vahiy olduğu, dolayısıyla bu rüyanın mutlak ve bağlayıcı bir ilâhî emir niteliği taşıdığı yönündedir.¹ Bu kabule göre Hz. İbrâhim, Allah’tan gelen kesin bir kurban emrini bizzat yerine getirmeye azmetmiş, bıçağı oğlunun boynuna çalma noktasına gelerek imtihanı kazanmış, nihayetinde ilâhî bir lütufla gönderilen büyük bir kurbanlık (zibh-i azîm) ile ödüllendirilmiştir.²

​Buna karşın, çağdaş tefsir eserlerinde ve usûl eksenli okumalarda kıssanın lafzî kurgusuna, kullanılan kavramların semantik haritasına ve Kur’ân’ın genel hukuk felsefesine odaklanan alternatif bir tez neşet etmiştir.³ Bu yeni yaklaşım, âyet metninde yer alan parçaları deşifre ederek, Hz. İbrâhim’e doğrudan “Oğlunu kurban et!” şeklinde sarih bir emir kipinin yöneltilmediğini, ortada sadece te’vîle (yoruma) muhtaç sembolik bir rüyanın bulunduğunu iddia eder. Bu teze göre Hz. İbrâhim, mahiyeti gereği doğrudan amel edilmemesi gereken metaforik bir rüyayı literal/zahirî bir emir zannederek büyük bir içtihadî hata (zelle) yapmış; Yüce Allah ise olaya nihai kertede müdahale ederek hem insan kurban etme geleneğinin sosyo-kültürel izlerini silmiş hem de rüyanın şer’î ahkâmda bağlayıcı bir delil olamayacağı kuralını pedagojik bir süreçle ümmete ta’lim etmiştir. Bu makale, söz konusu alternatif okumayı fıkıh usûlü, kelâm ve semantik açılardan delillendirerek akademik bir zeminde derinleştirmeyi amaçlamaktadır.

​I. Geleneksel Tefsirde Rüya Ve Emir Anlayışı

​A. Peygamber Rüyası ve Vahyin Aynılığı Paradigması

​İslâm tefsir ve hadis geleneğinde peygamberlerin rüyaları, beşerî rüyalardan tefrik edilerek objektif bilgi ve şer’î emir kaynağı olarak konumlandırılmıştır. Bu kabulün epistemolojik mesnedi, Hz. Âişe’den nakledilen “Resûlullah’a vahyin ilk başlangıcı uykuda sâdık rüyalar görmekle olmuştur. Onun gördüğü hiçbir rüya yoktur ki sabah aydınlığı gibi çıkmasın”⁴ rivayetidir. Klasik müfessirler, nübüvvet şemsiyesi altındaki rüyaların şeytânî müdahalelerden masum olduğunu ve doğrudan ilâhî iradeyi yansıttığını savunurlar.

​Bu çerçevede Fahreddin er-Râzî ve Zemahşerî gibi otoriteler, Hz. İbrâhim’in aynı rüyayı Terviye, Arefe ve Nahr günleri olmak üzere üç gece üst üste gördüğünü, böylece rüyanın Rahmânî bir emir mahiyeti taşıdığına kesin bir yaklaşımla kanaat getirdiğini belirtirler.⁵ Dolayısıyla Hz. İbrâhim’in oğluna, “Yavrum, ben rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum. Bir bak, ne dersin?” (Sâffât 37/102) şeklindeki hitabı, emrin meşrûiyetini sorgulama veya istişare etme amacı taşımaz; aksine evladını bu ilâhî emre ortak ederek onun da teslimiyet ecri kazanmasını sağlama niyetine matuftur.⁶ Oğlunun verdiği “Babacığım, sana emredileni yap!” cevabı da geleneksel yapıda rüyanın mutlak bir "emir" telakki edildiğinin en sarih karinesi addedilmiştir.

​B. “Kâd Saddakte’r-Ru’yâ” İfadesinin Yaygın Yorumu

​Sâffât Sûresi 105. âyetinde yer alan “Kâd saddakte’r-ru’yâ” (قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا( ifadesi, Taberî ve İbn Kesîr başta olmak üzere klasik dönem müfessirlerince “Sen gördüğün rüyayı tasdik ettin, emrin gereğini harfiyen yerine getirdin” şeklinde tefsir edilmiştir.⁷ Bu yoruma göre imtihan, çocuğun fiziken boğazlanmasında değil, babanın o fiili gerçekleştirmeye yönelik tam azminde, niyetinde ve bıçağı vurma anındaki mutlak dikey teslimiyetinde gizlidir. Kul, fiili gerçekleştirecek düzeyde iradesini ortaya koyunca imtihan tamamlanmış; can alma kastı taşımayan ilâhî irade, imtihanın kazanılmasıyla birlikte hükmü nesh ederek feda nesnesi olarak bir koç ikame etmiştir.⁸

​II. Alternatif Tez: Te’vîl Edilmeyen Rüya Ve Nebevî İçtihad Hatası

​A. Rüyanın Mahiyeti: Lafzî Olmayan ve Te’vîle Muhtaç İşaret

​Söz konusu alternatif tezin çıkış noktası, Kur’ân-ı Kerîm’in rüyalara atfettiği genel epistemolojik niteliktir. Kur’ân’da rüya olgusu, hiçbir yerde doğrudan, yalın ve lafzî bir şer’î yükümlülük (emir kipi) şeklinde tecelli etmez. Hz. Yûsuf’un rüyasındaki on bir yıldız, güneş ve ayın ona secde etmesi (Yûsuf 12/4) ya da hükümdarın rüyasındaki yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yemesi (Yûsuf 12/43) lafzen değil, sembolik ve metaforik olarak çözülmesi gereken işaretlerdir. Rüya, doğası gereği dış dünyada birebir fiziksel karşılığı olmayan, te’vîl edilmeye (sembolik dilden hakikate taşınmaya) muhtaç perdeli bir mesajdır.⁹

​Sâffât Sûresi 105. âyette Yüce Allah’ın, Hz. İbrâhim’e hitaben “Emrimi yerine getirdin” demeyip, bilakis “Rüyayı gerçekleştirdin/doğruladın” buyurması, kaynağın ilâhî olmasından öte, Hz. İbrâhim’in bu kaynağı algılama ve uygulama biçimine bir atıf barındırır.¹⁰ Nitekim bazı erken dönem müfessirlerinden ve modern araştırmacılardan nakledilen marjinal fakat metne sadık yorumlara göre, Hz. İbrâhim aslında oğlunu fiziksel olarak kesmekle emredilmemişti; o sadece rüyasında oğlunu kurban etmek üzere yere yatırdığını görüyordu.¹¹ Hz. İbrâhim’in bu sembolik görüntüyü "fiziksel bir boğazlama eylemi yapmalıyım" şeklinde lafzî (literal) bir emre tahvil etmesi, rüyayı mecazi katmanından soyup zahirine hamletme hatasıdır. Arapça muasır bazı çalışmalarda da vurgulandığı üzere, “Bu menam (rüya), Allah’tan Hz. İsmâil’i boğazlama emri değildi; zira teşrîî ve mutlak emirler rüyalar vasıtasıyla gelmez, bilakis rüya başka bir derin anlama işaret ediyordu.”¹² Dolayısıyla Hz. İbrâhim, rüyayı te’vîl süzgecinden geçirmeksizin doğrudan uygulamaya yeltenerek içtihadî bir yorum yanılgısına düşmüştür.

​B. “Kâd Saddakte’r-Ru’yâ” İfadesine Yönelik Düzeltici Okuma

​Bu bağlamda “saddaka” (صَدَّقَ( fiilinin semantiği incelendiğinde, kelimenin sadece bir övgü değil, aynı zamanda realiteye dökme, gerçekleştirmeye yeltenme durumunu tespit ettiği görülür. Âyetteki hitap, bir onaylamadan ziyade, süreci kesen ilâhî bir müdahale ve tashihtir: “Şüphesiz ki sen gördüğün rüyayı (te’vîl etmeden aynen dış dünyada geçerli) bir hakikat zannedip gerçekleştirmeye kalkıştın!”¹³

​Eğer Hz. İbrâhim’in eylemi mutlak doğru ve tam olarak arzulanan ilâhî emir olsaydı, Allah’ın eylemi yarıda kesip fiziki kurbanı engellemesi gerekmezdi; zira İslâm kelâmında Allah’ın abesle iştigal etmeyeceği ve kullarına zulmetmeyeceği sabittir. Allah, peygamberinin rüyadaki remzî (sembolik) işareti literal bir kurban etme eylemi olarak yorumlamasındaki hatayı görmüş ve bıçak işlemeksizin hemen müdahale ederek: “Dur, sen rüyayı zahiriyle gerçekleştirmeye çalıştın, fakat murâd-ı ilâhî bu değildir” mesajını vermiştir.¹⁴ Bu yönüyle kıssa, insanlık tarihine ve gelecek ümmetlere, rüyanın te’vîl edilmeden fıkhî-amelî bir uygulamaya dökülemeyeceğini gösteren ilâhî bir tashih mekanizmasıdır.

​C. İmtihanın Pedagojik Boyutu: “Belâun Mübîn” (Apaçık Deneme)

​Sâffât Sûresi 106. âyette olayın mahiyetini net olarak ortaya koyar: “Şüphesiz ki bu, lehuve’l-belâ’ü’l-mübîn (apaçık bir imtihandır).” İmtihanın özü, Hz. İbrâhim’in evladını kesip kesmeyeceği gibi trajik bir kan dökme eyleminin test edilmesi değildir. Buradaki “apaçık imtihan”, ilâhî hitabın epistemolojik mahiyetini kavrama, nebevî içtihadın sınırlarını tayin etme ve beşerî olanla rabbânî olan arasındaki te’vîl köprüsünü kurabilme denemesidir.¹⁵

​Tarihsel ve dinler tarihi arka planı açısından bakıldığında; Hz. İbrâhim’in yaşadığı Mezopotamya, Kenan ve antik Yakın Doğu coğrafyasında, “tanrıları yatıştırmak” adına ilk doğan erkek çocukların kurban edilmesi (moloş/moloch ritüeli) son derece yaygın ve kutsal sayılan dînî bir pratikti.¹⁶ Hz. İbrâhim’in şuur altında veya toplumsal hafızada yer alan bu köklü "en değerlisini feda etme" geleneği, rüyasında oğlunu kurban ederken görmesi şeklinde tecelli etmiş olabilir. İlâhî irade, bu olay üzerinden hem peygamberin zihnindeki ve çevre kültürlerdeki insan kurbanı geleneğini radikal bir biçimde tasfiye (ilga) etmiş hem de rüya ile amel edilerek vahşet üretilemeyeceği kaidesini normatif bir kural olarak vaz’ etmiştir.¹⁷

​D. Ödüllendirmenin Teolojik Gerekçesi: Rüya İcrası Değil, “Muhsin”lik Sıfatı

​Sâffât Sûresi 105. âyetin hemen hitamında ödülün kime ve neye verileceği açıkça beyan edilir: “İnnâ kezâlike neczî’l-muhsinîn” (Şüphesiz ki biz, iyilik edenleri/muhsinleri böyle ödüllendiririz). Metinde lütuf ve ödülün gerekçesi, rüyanın lafzen yerine getirilmesi veya bir çocuğun kurban edilmeye kalkışılması eylemine bağlanmamıştır. Ödül, Hz. İbrâhim’in hayatının tamamına yayılan, onun ontolojik bir vasfı haline gelen “muhsin” (ihsan sahibi, Allah’ı görüyormuşçasına yaşayan sâlih kul) sıfatına matuftur.¹⁸

​Yüce Allah, kulunun ve resulünün samimiyetini, rüyayı emir zannederek en sevdiğini feda edecek kadar derin olan adanmışlık niyetini takdir etmiştir. Metodolojik olarak yöntem (rüyayı te’vîl etmeme) hatalı olsa da niyet halistir. Allah, Hz. İbrâhim’i bu zorlu süreçte, o ana kadar biriktirdiği sâlih amelleri, ihsanı ve insanlığa sunduğu güzellikler (sadaka-i cariye) hürmetine korumuş, hata payını fizikî bir trajediye dönüşmeden engellemiştir.¹⁹ Bu durum, halk irfanında yer bulan “verilmiş sadakası varmış; Allah korudu” mantığının en üst nebevî düzeydeki tecellisidir.

​III. Rüya-Hüküm İlişkisi: Fıkıh Usûlü Ve Kelâm Açısından Değerlendirme

​A. Rüyanın Şer’î Deliller Karşısındaki Kaynak Değeri

​Fıkıh usûlü (Epistemoloji) biliminde dînî-hukukî ahkâmın meşruiyet kaynakları malumdur: Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyas (Edille-i Şer’iyye). Rüya, ilham, keşif ve mukâşefe gibi batınî tecrübeler, sübjektif, denetlenemez ve her türlü indî yoruma açık oldukları için İslâm hukuk metodolojisinde genel, bağlayıcı birer dînî delil (hizânetü’l-ahkâm) olarak kabul edilmezler.²⁰

​Peygamberlerin rüyaları genel kural olarak vahyin bir cüzü sayılsa dahi, o rüyanın teşrîî (hukukî) bir boyut kazanması ve muayyen bir amele delalet etmesi, onun ayrıca açık bir lafzî vahiyle (âyet veya nebevî beyanla) te’vîl ve teyit edilmesine bağlıdır. Nitekim Hz. Yûsuf rüyasını derhal zâhirî icraya dökmemiş, te’vîlini beklemeyi tercih etmiştir. Hz. Muhammed’in (s.a.s.) Hudeybiye öncesi gördüğü Mescid-i Harâm’a girme rüyası da (Fetih 48/27) lafzen hemen o an değil, ilâhî zamanlama ve stratejik süreçlerin ardından bir yıl sonra hakikate inkılap etmiştir.²¹ Dolayısıyla, sarih ve lafzî bir emir kipi içermeyen yalın bir rüya senaryosu üzerine, bir insanın hayatına kastedecek düzeyde radikal bir fıkhî hüküm bina edilemez.

​B. İçtihatta Hata ve Peygamberlerin İsmet Sıfatı

​Hz. İbrâhim’in rüyayı yorumlarken yanılgıya düştüğü tezi, Ehl-i Sünnet kelâmındaki İsmet (peygamberlerin günahsızlığı ve masumiyeti) doktrinine halel getirmez. Ehl-i Sünnet akidesine göre peygamberler, kasıtlı olarak günah işlemekten, şirkten ve vahyi tebliğ ederken hata yapmaktan tamamen masumdurlar. Ancak fıkhî, dünyevî veya içtihadî meselelerde zelle adı verilen küçük yorum ve yöntem hataları yapabilirler.²²

​Peygamberlerin yaptıkları bu içtihadî hatalarda bırakılmamaları, ilâhî bir ikaz ve vahiyle derhal tashih edilmeleri nübüvvet kurumunun en temel ayırt edici vasfıdır. Hz. Peygamber’in Bedir esirleri meselesindeki içtihadı (Enfâl 8/67) veya Abese Sûresi’nde geçen İbn Ümmü Mektûm olayı (Abese 80/1-10) bunun en bariz örnekleridir. Hz. İbrâhim’in kurban hadisesi de tam olarak bu nebevî terbiyenin bir parçasıdır. Peygamber kendi içtihadıyla rüyayı zahiriyle uygulamaya koyulmuş, Yüce Allah ise sürece anında müdahale ederek nebevî içtihadı asıl olması gereken yere (te’vîl ve rüya ile amel edilmezlik ilkesine) döndürmüştür.²³

​SONUÇ

​Sâffât Sûresi 102-107. âyetleri, salt düz ve literal bir okumaya tabi tutulduğunda, mutlak itaati sembolize eden dikey bir teslimiyet manzumesi sunar. Ancak Kur’ân’ın bütüncül dil kurgusu, fıkıh usûlünün sarsılmaz süzgeçleri ve semantik hassasiyetle yaklaşıldığında kıssanın, rüya ile amel edilemeyeceği ilkesini evrensel düzeyde vaz’ eden zorlu bir sınav (meta-imtihan) olduğu tebarüz eder.

​Âyette geçen “Kâd saddakte’r-ru’yâ” beyanı, salt bir övgü cümlesi olmaktan öte, nebevî yönteme yönelik zarif bir tashih ve durdurma emridir. Hz. İbrâhim’in teslimiyet niyetindeki ihlası takdir edilmiş, fakat sembolik bir rüyayı literal bir kurban eylemi olarak yorumlama metodolojisi ilâhî müdahaleyle düzeltilmiştir. Nihai ödül ise rüyanın lafzen icrasına değil, Hz. İbrâhim’in şahsında tecessüm eden “muhsinlik” vasfınadır.

​Kur’ân-ı Kerîm bu çarpıcı pedagojik kıssa vasıtasıyla bir taşla iki büyük putu yıkmıştır: İlk olarak, antik dünyadan devralınan ve dînî bir ritüel kisvesine bürünen "insan kurban etme" vahşetini kıyamete kadar yasaklamış; ikinci olarak ise, sübjektif rüyalar, istihareler, keşifler ve mistik sembolizmler üzerinden din inşa etme, ahkâm çıkarma veya insan hayatını riske atacak dînî hükümler ihdas etme kapısını kapatmıştır. Bu yeni okuma biçimi, Kur’ân kıssalarının tarihsel birer hikâye olmaktan öte, İslâm düşünce metodolojisini şekillendiren normatif, rasyonel ve pedagojik işlevlerini çok daha güçlü bir biçimde gözler önüne sermektedir.

*Bağımsız Araştırmacı, [[email protected]] | ORCID:0009-0004-3764-0172

DİPNOTLAR

​¹ Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri (Ankara: DİB Yayınları, 2020), IV, 574; Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Câmiu’l-Beyân an Te’vîl-i Âyi’l-Kur’ân (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 2001), XXII, 532.

² Ebü’l-Fidâ İsmâîl b. Ömer İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm (Beyrut: Dâru İbni Hazm, 2000), VII, 43.

³ Bkz. “Peygamber Rüyası ve Fıkhî Hükümlere Etkisi”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, sayı 15/4 (2002), s. 125-140.

⁴ Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, “Ta‘bîr”, 1; Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc, “Îmân”, 252.

⁵ Mahmûd b. Ömer ez-Zemahşerî, el-Keşşâf an Hakâiki Ğavâmizi’t-Tenzîl (Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, 2009), IV, 44; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb (et-Tefsîru’l-Kebîr) (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 2000), XXVI, 137.

⁶ Zemahşerî, el-Keşşâf, IV, 44.

⁷ Taberî, Câmiu’l-Beyân, XXII, 532; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, VII, 43.

⁸ Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an Yolu Tefsiri, IV, 574.

⁹ Bkz. “Rüyanın Dinî Açıdan Bağlayıcılığı”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi, sayı 24 (2014), s. 12-15.

¹⁰ Geniş değerlendirmeler ve modern döneme yansıyan tartışmalar için bkz. Kuranvemeali.com, Sâffât Sûresi 105. Âyet Açıklaması (Erişim tarihi: 25.05.2026).

¹¹ Bu yönlü erken dönem nahiv ve tefsir tartışmaları için bkz. Hakyolkuran.com, "Sâffât Sûresi Rüya Kıssaları Analizi" (Erişim tarihi: 25.05.2026).

¹² Delailuddin.com, “وهذا المنام ليس أمرا من الله بذبح النبي اسماعيل… وإنما كان مناماً يقصد به شيء آخر” (Erişim tarihi: 25.05.2026).

¹³ Delailuddin.com, “فأرad أن يذبح ابنه ظnaً منه أنه ينفذ أمر الله، وأخطأ في تأويل المنام”.

¹⁴ “Peygamber Rüyası ve Fıkhî Hükümlere Etkisi”, İslâmî Araştırmalar Dergisi, s. 132.

¹⁵ Kevser Kültür Merkezi, “Kur'an'da Hz. İbrahim'in (a.s) Oğlunu Kurban Etme Olayı”, (Erişim tarihi: 25.05.2026).

¹⁶ Antik toplumlardaki kurban ritüellerinin sosyo-kültürel analizi için bkz. Tarihte Kurbanın Kökeni ve Gelişimi (İstanbul: İz Yayıncılık, 2010), s. 101-115.

¹⁷ Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili (İstanbul: Azim Dağıtım, t.y.), Sâffât 102-109 tefsiri.

¹⁸ Bkz. “Kur’ân’da İhsan Kavramı”, İslâm Araştırmaları Dergisi, sayı 18 (2007), s. 58-62.

¹⁹ “Kur’ân’da İhsan Kavramı”, s. 65.

²⁰ “Rüyanın Dinî Açıdan Bağlayıcılığı”, s. 18-22.

²¹ “Rüyanın Dinî Açıdan Bağlayıcılığı”, s. 24.

²² Râzî, Mefâtîhu’l-Ğayb, XXVI, 139.

²³ “Peygamber Rüyası ve Fıkhî Hükümlere Etkisi”, s. 137.

​KAYNAKÇA

​Buhârî, Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl. el-Câmiʿu’s-sahîh. İstanbul: Dâru Tûki’n-Necât, 2001.

​Diyanet İşleri Başkanlığı. Kur’an Yolu Tefsiri. 5 Cilt. Ankara: DİB Yayınları, 2020.

​Delailuddin.com. “وهذا المنام ليس أمرا من الله بذبح النبي اسماعيل”. Erişim 25.05.2026.

​Hakyolkuran.com. “Sâffât Suresi. 102-103-104. Rüya Kıssalarından”. Erişim 25.05.2026.

​İbn Kesîr, Ebü’l-Fidâ İsmâîl b. Ömer. Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm. Beyrut: Dâru İbni Hazm, 2000.

​Kevser Kültür Merkezi. “Kur'an'da Hz. İbrahim'in (a.s) Oğlunu Kurban Etme Olayı”. Erişim 25.05.2026.

​Kuranvemeali.com. “Sâffât Sûresi 102-105. Ayet Tefsir Açıklamaları”. Erişim 25.05.2026.

​Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc. Sahîhu Müslim. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, t.y.

​Râzî, Fahreddin er-. Mefâtîhu’l-Ğayb (et-Tefsîru’l-Kebîr). Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 2000.

​Taberî, Ebû Ca‘fer Muhammed b. Cerîr et-. Câmiu’l-Beyân an Te’vîl-i Âyi’l-Kur’ân. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Turâsi’l-Arabî, 2001.

​Tarihte Kurbanın Kökeni ve Gelişimi. İstanbul: İz Yayıncılık, 2010.

​Yazır, Elmalılı Muhammed Hamdi. Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul: Azim Dağıtım, t.y.

​Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer ez-. el-Keşşâf an Hakâiki Ğavâmizi’t-Tenzîl. Beyrut: Dâru’l-Ma‘rife, 2009.

​“Kur’ân’da İhsan Kavramı”. İslâm Araştırmaları Dergisi. sayı 18 (2007): 55-70.

​“Peygamber Rüyası ve Fıkhî Hükümlere Etkisi”. İslâmî Araştırmalar Dergisi. sayı 15/4 (2002): 125-140.

​“Rüyanın Dinî Açıdan Bağlayıcılığı”. İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi. sayı 24 (2014): 1-25.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
H. Ali Erdoğan Arşivi