H. Ali Erdoğan
Helâlden Güzele
Helâlden Güzele: İslâm Hukuk ve Ahlâk Düşüncesinde Merûet / Mürûet / Mürüvvet Kavramı
(From Permıssıble to Beautıful: The Concept of Maru'a / Muruwwah in Islamıc Law and Ethıcs)
ÖZET
Bu makale, klasik fıkıh ve ahlâk literatüründe merûet, mürûet ve Türkçeleşmiş şekliyle mürüvvet olarak geçen kavramın etimolojik, fıkhî ve ahlâkî boyutlarını incelemektedir. Çalışma, kavramın Arapça m-r-e م ر ؤ kökünden türeyen mer' المرء ve murûe مروءة formlarından gelişimini ortaya koymakta ve Gazzâlî'nin (ö. 505/1111) makâsıd sistematiğinde tahsîniyyât kategorisi ile olan irtibatını tartışmaktadır. Merûet, kişinin şeref ve haysiyetini zedeleyecek düşük davranışlardan kaçınarak örfte olgun insan davranışı olarak kabul edilen edebi muhafaza etmesi olarak tanımlanmaktadır. Makale, kavramın İslâm hukukunda adâlet ve şehâdet teorisindeki fonksiyonunu, klasik literatürde mürüete aykırı sayılan fiiller üzerinden analiz etmekte ve kavramın Osmanlı Türkçesi'nde anlam daralmasına uğrayarak cömertlik ve insaniyet manasına evrilmesini ele almaktadır.
Anahtar Kelimeler: Merûet, Mürûet, Mürüvvet, Tahsîniyyât, Gazzâlî, Makâsıd, Adalet, Şehadet.
ABSTRACT
This article examines the etymological, legal and ethical dimensions of the concept known as mar'a, muru'a and in its Turkicized form mürüvvet in classical Islamic jurisprudence and ethics. The study reveals the development of the concept from the Arabic root m-r-a (م ر و) and its forms mar' and muru'a (مروءة) and discusses its connection with the category of tahsiniyyat in al-Ghazali's (d. 505/1111) maqasid system. Mar'a is defined as preserving the adab accepted as mature human behavior in custom by avoiding low behaviors that would harm one's honor and dignity. The article analyzes the function of the concept in the theory of 'adala and shahada in Islamic law through acts considered contrary to muru'a in classical literature and deals with its semantic narrowing in Ottoman Turkish to mean generosity and humanity.
Keywords: Mar'a, Muru'a, Muruwwah, Tahsiniyyat, Al-Ghazali, Maqasid al-Shari'a, 'Adala, Shahada.
GİRİŞ
İmâmü’l-Harameyn Cüveynî'nin (ö. 478/1085) dehâsını sistemleştiren talebesi Gazzâlî, el-Mustasfâ ve Şifâü'l-ğalîl'de maslahatı Şâri'in maksadına irca ederken meşhur üçlü tasnifi yapar: Zarûriyyât, Hâciyyât ve Tahsîniyyât¹. Zarûriyyât din, can, akıl, nesil ve malın korunmasıdır². Hâciyyât, zorluğu kaldıran ruhsatlar ve kolaylıklardır. Tahsîniyyât ise hayatı güzelleştiren, ahlâkî kemâle erdiren âdâb ve mekârim-i ahlâktır³.
İşte bu makalenin konusu olan merûet kavramı tam da bu üçüncü kategorinin kalbinde yer alır. Fıkıh kitaplarında bazen ihmal edilen, bazen de sadece şâhitlik bahsine sıkıştırılan bu kavram, aslında İslâm'ın hukuktan ahlâka, ahlâktan estetiğe geçişini temsil eder.
1. ETİMOLOJİ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE: MER', MERÛET, MÜRÛET, MÜRÜVVET
Arapça'da m-r-e / م ر ؤ kökünden gelen mer' المرء "insan, kişi, adam" demektir. Buradan türeyen murûe مروءة ise "insan olmanın gereğini yerine getirmek, adam gibi adam olmak" anlamındadır⁴. Kelime Türkçeye ses değişimine uğrayarak mürüvvet olarak geçmiştir⁵.
Râgıb el-İsfahânî bu durumu şöyle kaydeder: Mürüvvet, insanî özellikler ve erdemli hareketler için kullanılan bir terimdir, ancak câhiliye Arapları onu daha çok erkeklere has bir fazilet olarak görmüştür⁶. İslâm'la birlikte kavram bütün zararlı aşırılıklardan arındırılmış ve medenî bir hale getirilmiştir⁷.
Klasik lügat ve ahlâk âlimleri kavramı iki boyutta tanımlar:
Cürcânî'ye göre mürüvvet, nefsin, kendisine lezzet veren ve alçaltan şeylerden uzak durup, kendisine lezzet vermese bile yücelten şeylere yönelmesidir⁸. Mâverdî ise Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn'de mürüvveti, dinin ve aklın güzel gördüğü her şeyi alışkanlık haline getirmek olarak özetler⁹.
2. FIKIH VE AHLÂK LİTERATÜRÜNDE MERÛET: TAHSÎNİYYÂT'IN KARŞILIĞI
Fıkıh ve ahlâk literatüründe merûet / mürûetin yerleşik terim anlamı şudur:
Kişinin şerefini, haysiyetini ve toplumsal itibarını zedeleyecek düşük, çirkin, yadırganan söz, fiil ve hallerden kendini koruması, örfte güzel ve olgun insan davranışı olarak kabul edilen edebi muhafaza etmesi¹⁰.
Bu tanım, Gazzâlî'nin tahsîniyyât için verdiği örneklerle birebir örtüşür. Gazzâlî'ye göre necasetin giderilmesi zarûrî temizliktir, farzdır. Fakat güzel koku sürünmek, dişleri fırçalamak (misvaklamak), temiz elbise giymek, saç ve sakalı taramak dinin zorunlu hükmü değil, merûeti tamamlayan şeylerdir¹¹. Yani hayatın olmazsa olmazı değildir, haram da değildir ama yapıldığında insanı estetik ve ahlâkî olarak güzelleştirir, terk edildiğinde ise örfte kınanır.
Burada önemli bir nüans vardır: Merûet, hukukun minimum alanı olan helâl-haram ikiliğini aşarak, İslâm'ın maksimum alanı olan ihsan ve kemâl alanına işaret eder. İslâm hukukçusunun ifadesiyle, helâl dairesi geniştir ama mürüvvet dairesi ondan daha dardır; her helâl mürüvvete uygun değildir.
3. ADÂLET VE ŞEHÂDET TEORİSİNDE MERÛETİN YERİ
Murûet, haddizatında kazâ/yargı, şehâdet, vasiyet, vakıf gibi birçok fıkhî konuyla bağlantısı bulunan önemli bir husustur¹².
Klasik fıkıh usûlünde şâhidin taşıması gereken vasıflar adl + murûet şeklinde formüle edilmiştir¹³. Adl, büyük günahlardan kaçınmak ve küçük günahlarda ısrar etmemektir. Murûet ise, yukarıda tanımlandığı üzere, örfen yadırganan düşük davranışlardan kaçınmaktır.
Bu yüzden fâsık olmayan ama mürüeti düşük kişinin şâhitliği kabul edilmezdi. Çünkü mürüvetin ihlali, o kişide akıl bozukluğuna, dinî eksikliğe veya hayâsındaki azlığa işarettir¹⁴. Hadis usûlünde de mürüvvetini yitiren kişinin rivâyeti terk edilmiştir. Hadisçiler böyle kişilerin hadislerini almaktan titizlikle sakınmışlardır¹⁵.
Klasik fıkıh kitaplarında mürüete aykırı davranışlara verilen örnekler, kavramın sosyolojik muhtevasını netleştirir:
• Çarşıda, pazarda yürürken yemek yemek
• Sebepsiz yere yüksek sesle gülmek, bağırmak, kahkaha ile gülmek
• Mecliste edebe aykırı şakalar yapmak, müstehcen fıkralar anlatmak
• Cimrilik, açgözlülük ve tüyfeylîlik (davetsiz ziyafete gitme) göstermek
• Mesleğinin ve konumunun vakarına uymayan kılık kıyafetle dolaşmak
• Hamamda avret yerini açmak, yolda abdest bozmak gibi haya perdesini yırtmak¹⁶
Bu örnekler mezhepten mezhebe, beldeden beldeye örf ile değişir. Nitekim İbn Haldun, mürüvvetin coğrafya ve umrana göre değişen bir kavram olduğunu vurgular¹⁷. Bir bedevî için pazarda yemek yemek normal iken, Bağdat kadısı için mürüete aykırıdır.
4. ANLAM DARALMASI: FIKHÎ MÜRÜETTEN TÜRKÇE MÜRÜVVETE
Osmanlı ahlâk risalelerinde "Mürüvvet ve fütüvvet ehli olmak" tabiri sık geçer. Burada hem mert, hem cömert, hem edepli, hem vakur olmak kastedilir¹⁸.
Ancak Türkçe'de kavram zamanla anlam daralmasına uğramıştır:
• Arapça murûe / Fıkıhta merûet: Daha geniş bir kavramdır. İnsana yakışır olgunluk, vakar, edep, şahsiyet bütünlüğünü ifade eder.
• Türkçe'de mürüvvet: Bu geniş anlamın içinden özellikle cömertlik, iyilikseverlik, insaniyet, yardımseverlik kısmı öne çıkıp yerleşmiştir¹⁹. "Mürüvvetini göster" dediğimizde bugün daha çok "iyiliğini, cömertliğini göster" anlıyoruz. Hatta halk arasında "evladının mürüvvetini görmek" tabiri, evladını yetiştirip evlendirme bahtiyarlığını ifade edecek kadar özelleşmiştir²⁰.
SONUÇ
Gazzâlî'nin tahsîniyyât başlığı altında zikrettiği merûet, basit bir görgü kuralı değildir. İslâm düşüncesinde hukuk ile ahlâk, farz ile fazilet, helâl ile güzel arasındaki köprüyü kuran anahtar kavramdır.
Modern hukukun sadece "suç olmayanı" meşrû gördüğü yerde, İslâm hukuku merûet kavramıyla Müslümana şunu söyler: Sadece helâl-haram çizgisinde kalma, insan-ı kâmil'e yakışır zarâfet çizgisinde kal. Zira din sadece insanı kurtarmak için değil, insanı güzelleştirmek için de gelmiştir.
DİPNOTLAR
¹ Ebû Hâmid el-Gazzâlî, el-Mustasfâ min ilmi'l-usûl, thk. Muhammed Süleyman el-Eşkar, Beyrut 1997, I, 416.
² Gazzâlî, Şifâü'l-ğalîl fî beyâni'ş-şebeh ve'l-muhîl ve mesâliki't-ta'lîl, thk. Hamad el-Kubeysî, Bağdat 1971, s. 160.
³ Gazzâlî, el-Mustasfâ, I, 417.
⁴ Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât fî garîbi'l-Kur'ân, Beyrut 1992, "m-r-e" md.
⁵ M. Çağatay, "Mürüvvet", Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), İstanbul 2006, XXXII, 199-200.
⁶ İsfahânî, Müfredât, s. 764.
⁷ İslâm ve İhsan, "Mürüvvet Ne Demek?" maddesi.
⁸ Seyyid Şerif el-Cürcânî, et-Ta'rîfât, Kahire 1938, s. 204.
⁹ Mâverdî, Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn, Beyrut 1987, s. 330.
¹⁰ Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, "İslâm Hukukuna Göre Murûet/Mürüvvet", 2022, Sayı 30, s. 45.
¹¹ Gazzâlî, el-Mustasfâ, I, 418.
¹² Dicle Üniversitesi, a.g.m., s. 44.
¹³ İbnü'l-Hümâm, Fethu'l-Kadîr, Beyrut 2003, VII, 387.
¹⁴ Sorularla İslâmiyet, "Mürüvvet" maddesi.
¹⁵ Talat Koçyiğit, Hadis Istılahları, Ankara 1980, s. 298-299.
¹⁶ Mâverdî, el-Hâvî'l-kebîr, Beyrut 1994, XVII, 201; Ayrıca bkz. Mevsılî, el-İhtiyâr, V, 148.
¹⁷ İbn Haldun, Mukaddime, thk. Halil Şehhade, Beyrut 1988, I, 343.
¹⁸ Fahreddin er-Râzî, el-Mahsûl, thk. Taha Câbir el-Alvânî, Beyrut 1997, V, 165.
¹⁹ TDV İslâm Ansiklopedisi, "Mürüvvet" md., XXXII, 200.
²⁰ a.g.e., XXXII, 200.
KAYNAKÇA
• Cürcânî, Seyyid Şerif. et-Ta'rîfât. Kahire: Mustafa el-Bâbî, 1938.
• Gazzâlî, Ebû Hâmid. el-Mustasfâ min ilmi'l-usûl. thk. Muhammed Süleyman el-Eşkar. Beyrut: Müessesetü'r-Risâle, 1997.
• Gazzâlî, Ebû Hâmid. Şifâü'l-ğalîl. thk. Hamad el-Kubeysî. Bağdat: Matbaatü'l-İrşad, 1971.
• İbn Haldun. Mukaddime. thk. Halil Şehhade. Beyrut: Dârü'l-Fikr, 1988.
• İsfahânî, Râgıb el-. el-Müfredât fî garîbi'l-Kur'ân. Beyrut: Dârü'l-Kalem, 1992.
• Koçyiğit, Talat. Hadis Istılahları. Ankara: Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, 1980.
• Mâverdî, Ebü'l-Hasan. Edebü'd-dünyâ ve'd-dîn. Beyrut: Dârü'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1987.
• Mâverdî, Ebü'l-Hasan. el-Hâvî'l-kebîr. Beyrut: Dârü'l-Kütübi'l-İlmiyye, 1994.
• TDV İslâm Ansiklopedisi. "Mürüvvet" maddesi. C. XXXII. İstanbul: TDV, 2006.
• "İslâm Hukukuna Göre Murûet/Mürüvvet". Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. Sayı 30 (2022).

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.