Yemen’de Husileri anlamadan Yemen savaşını anlamak mümkün değildir.
Yemen’de Husileri anlamadan Yemen savaşını anlamak mümkün değildir.
Çünkü Husiler yalnızca İran tarafından desteklenen bir silahlı örgüt, yalnızca Zeydi bir mezhep hareketi veya yalnızca Sana’a’yı kontrol eden bir milis güç olarak ele alındığında, Yemen’de yaklaşık altmış yıldır devam eden siyasal krizin temel dinamiklerinden biri gözden kaçırılmış olur.
Asıl soru şudur:
Husiler nasıl oldu da kendilerinden çok daha büyük askerî ve ekonomik imkânlara sahip koalisyonların karşısında varlıklarını sürdürebildi?
Bu sorunun cevabı yalnızca füze, İHA, dağlık arazi veya dış destek değildir.
Daha derindeki mesele, Yemen’de modern devlet projesinin toplumun geleneksel güç ilişkilerini dönüştürmekte başarısız olmasıdır.
Husilerin gücü, bir bakıma bu başarısızlığın üzerine inşa edilmiştir.
Cumhuriyet kuruldu, fakat toplum yeniden kurulamadı
26 Eylül 1962 Devrimi, Yemen’de imamlık yönetimine son vererek cumhuriyetçi bir devlet düzeni kurmayı hedefledi.
Fakat siyasal rejimin değişmesi ile toplumsal yapının değişmesi aynı şey değildi.
İmamlık ortadan kalktı; ancak imamlık döneminin şekillendirdiği sosyal ilişkiler, kabile yapıları, yerel güç merkezleri, dinî otoriteler, soy ve aidiyet ilişkileri bir gecede ortadan kalkmadı.
Tam tersine, yeni Cumhuriyet bu yapılarla mücadele etmekten çok zaman zaman onlarla uzlaşmak zorunda kaldı.
İşte Yemen Cumhuriyeti’nin temel paradoksu burada ortaya çıktı:
Modern devlet kurulmak istendi, fakat modern devletin üzerinde yükseleceği toplumsal ve kurumsal zemin yeterince oluşturulamadı.
Vatandaşlık esasına dayanan merkezi ve kurumsal bir devlet yerine, devlet ile toplum arasındaki ilişkiler uzun süre kabileler, yerel elitler, askerî aktörler ve kişisel sadakat ağları üzerinden yürüdü.
Dolayısıyla Yemen’de Cumhuriyet, imamlığı siyasal olarak tasfiye etti; ancak imamlık döneminin toplumsal mirasını bütünüyle tasfiye edemedi.
Bu ayrım, bugünkü Yemen’i anlamak açısından belirleyicidir.
Ali Abdullah Salih ve “denge siyaseti”
Ali Abdullah Salih’in 1978’de iktidara gelmesiyle Yemen’deki bu yapı daha farklı bir biçim kazandı.
Salih, devlet kurumlarını güçlendirmekten ziyade çoğu zaman ordu, kabileler, yerel elitler ve siyasal aktörler arasındaki dengeleri yönetme konusunda uzmanlaşmış bir siyasal sistem oluşturdu.
Bu sistem kısa vadede rejimin ayakta kalmasını sağladı.
Fakat uzun vadede başka bir sonuç doğurdu:
Devlet ile toplum arasındaki kurumsal bağ güçlenmedi; kişisel ve grupsal sadakat ağları güçlendi.
1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesi devletin coğrafi alanını genişletti; ancak devletin niteliğine ilişkin temel sorun çözülemedi.
1994 iç savaşı sonrasında merkezî iktidarın güçlenmesi de Yemen’deki siyasal parçalanmayı ortadan kaldırmadı.
Çünkü merkezîleşme ile devletleşme aynı şey değildir.
Bir devletin başkentten daha fazla bölgeyi kontrol etmesi, o devletin toplumun bütün kesimleri tarafından meşru ve kapsayıcı bir kurum haline geldiği anlamına gelmez.
Yemen’de merkezî iktidar güçlendi; fakat ulusal bir siyasal sözleşme ortaya çıkmadı.
Kuzey-güney ayrımı, kabile yapıları, bölgesel eşitsizlikler, Zeydi-Sünni gerilimleri, ekonomik dışlanma ve yerel güç merkezleri varlığını sürdürdü.
Tam da bu nedenle devlet zayıfladığında ortaya çıkacak boşlukları doldurabilecek alternatif toplumsal ağlar yaşamaya devam etti.
Husilerin yükselişi bu zeminde gerçekleşti.
Husiler nereden çıktı?
Husi hareketinin kökleri 1990’lı yıllarda kuzey Yemen’de Zeydiliğin yeniden canlandırılması amacıyla ortaya çıkan dinî ve toplumsal faaliyetlere kadar götürülebilir.
Bu hareketin başlangıcında önemli faktörlerden biri, kuzey Yemen’de Selefi etkisinin yayılmasına yönelik tepkiydi.
Ancak zaman içerisinde mesele mezhep alanının dışına çıktı.
Hareket, merkezî iktidara yönelik siyasi ve toplumsal bir muhalefete dönüştü.
2004’ten itibaren Ali Abdullah Salih yönetimiyle yaşanan savaşlar ise hareketin silahlı kapasitesini ve örgütsel bütünlüğünü güçlendirdi.
Burada önemli bir dönüşüm yaşandı:
Husi hareketi, yalnızca Zeydi kimliğini savunan bir dinî hareket olmaktan çıkarak devlet iktidarını hedefleyen örgütlü bir siyasal-askerî aktöre dönüştü.
Bu dönüşüm, Husilerin sonraki yıllardaki yükselişinin temelini oluşturdu.
Zeydilik meselesi: Mezhepten daha fazlası
Zeydiliği yalnızca Şiiliğin bir alt kolu olarak değerlendirmek Yemen gerçekliğini açıklamak için yeterli değildir.
Zeydilik, Yemen’in özellikle kuzeyinde yüzyıllar boyunca yalnızca dinî değil, aynı zamanda siyasal ve toplumsal bir düzenin parçasıydı.
İmamlık sistemi bu tarihsel mirasın en önemli siyasal ifadesiydi.
Dolayısıyla 1962 Devrimi ile imamlığın sona ermesi, bu tarihsel hafızanın ortadan kalkması anlamına gelmedi.
Husi hareketi bu hafızanın önemli bir bölümünü yeniden siyasallaştırdı.
Burada üç farklı hafıza üst üste geldi:
Birincisi mezhepsel hafıza.
İkincisi kuzey Yemen’in bölgesel ve toplumsal hafızası.
Üçüncüsü Cumhuriyet sonrasında siyasal ve toplumsal nüfuzunu kaybeden kesimlerin hafızası.
Ancak Husileri yalnızca “imamlığın geri dönüş projesi” olarak tanımlamak da eksik olur.
Çünkü hareket, tarihsel mirası modern siyasal araçlarla yeniden örgütledi.
Kabile ilişkileri, dinî ağlar, ekonomik çıkarlar, yerel güç merkezleri ve modern silahlı örgütlenme aynı siyasi yapı içerisinde birleştirildi.
Bu nedenle Husilerin gücü yalnızca ideolojilerinden değil, farklı toplumsal ağları aynı siyasal çatı altında birleştirebilme kapasitesinden kaynaklandı.
Seyyidler, Haşimiler ve iktidarın toplumsal hafızası
Yemen’deki meselenin en hassas boyutlarından biri de Haşimi veya Seyyid olarak tanımlanan grupların tarihsel konumudur.
Zeydi geleneğinde Ehl-i Beyt’e mensubiyet, tarihsel olarak siyasal ve dinî meşruiyet tartışmasının önemli unsurlarından biri olmuştur.
İmamlık sistemi de belirli ölçüde bu soy ve meşruiyet anlayışıyla bağlantılıydı.
Cumhuriyet bu siyasal ayrıcalıkları resmen ortadan kaldırdı.
Fakat toplumsal hiyerarşilerin devlet kararıyla ortadan kaldırılması, onların toplumsal hafızadan da silineceği anlamına gelmez.
Bu nedenle Yemen’de mezhep, soy, bölge, kabile ve siyaset birbirinden tamamen ayrıştırılamayan tarihsel katmanlar oluşturdu.
Husi hareketi bu katmanların tamamını aynı ölçüde temsil etmese de, bunların önemli bir bölümünü siyasal mobilizasyonun parçası haline getirmeyi başardı.
2011: Husiler için kırılma noktası
2011 Arap ayaklanmaları Yemen’deki güç dengelerini değiştirdi.
Ali Abdullah Salih’in iktidardan ayrılmasıyla birlikte devletin eski denge mekanizmaları zayıfladı.
Fakat ortaya çıkan boşluğu kapsayıcı ve güçlü bir ulusal devlet dolduramadı.
Tam tersine, siyasal parçalanma derinleşti.
Husiler bu dönemde sadece Zeydi bölgelerde değil, daha geniş toplumsal alanlarda kendilerine yer açmayı başardılar.
Bunun nedeni yalnızca mezhep değildi.
Hareket;
* yolsuzluk karşıtlığı,
* merkezî iktidara tepki,
* ekonomik adaletsizlik,
* yabancı müdahaleye karşı çıkış,
* Batı karşıtı söylem
gibi farklı siyasi temaları aynı çerçevede kullanmaya başladı.
Bu da Husilerin tabanını genişletti.
2014: Husilerin devlet krizinden iktidar krizine geçişi
2014 yılında Husilerin Sana’a’yı ele geçirmesi, Yemen tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Burada Ali Abdullah Salih ile yapılan geçici ittifak özel önem taşıyordu.
Çünkü Husiler, daha önce kendileriyle savaşmış olan Salih’in askerî ve kabilevi ağlarının bir bölümünden yararlanabildi.
Bu durum çok önemli bir gerçeği ortaya koydu:
Yemen siyasetinde düşmanlıklar çoğu zaman kalıcı, ittifaklar ise değişmez değildi.
Esas mesele, devletin zayıflamasıyla birlikte hangi aktörün daha geniş bir sosyal ve siyasal ağ kurabileceğiydi.
Husiler bu mücadelede önemli bir avantaj elde etti.
Peki Husileri güçlü yapan nedir?
Husilerin dayanıklılığını beş temel başlık altında değerlendirmek mümkündür.
1. Toplumsal kök
Husiler yalnızca dışarıdan Yemen’e taşınmış bir yapı değildir.
Özellikle kuzey Yemen’de tarihsel, mezhepsel, bölgesel ve kabilevi bağlantıları bulunan bir toplumsal zemine sahiptir.
2. Dağınık güçleri tek merkezde toplama kapasitesi
Hareket, kabileleri, dinî ağları, eski rejim bağlantılarını ve farklı siyasi aktörleri dönemsel ittifaklarla kendi çevresinde toplayabildi.
3. Devletin zayıflığından yararlanma
Husilerin büyümesi yalnızca kendi örgütsel başarısının sonucu değildir.
Karşılarındaki devlet yapısının parçalanması da aynı derecede önemlidir.
4. Askerî adaptasyon
Husiler zaman içerisinde geleneksel gerilla kapasitesinin ötesine geçerek füze, İHA, deniz araçları ve asimetrik savaş yöntemleri geliştirdi.
İran’ın desteği ve teknoloji transferi konusunda farklı kaynaklar tarafından ortaya konan değerlendirmeler de bu kapasitenin anlaşılmasında önemlidir.
Ancak Husilerin askerî kapasitesini yalnızca İran’a bağlamak da eksik olur.
Çünkü dış destek, yerel toplumsal ve örgütsel kapasite bulunmadığında tek başına böyle kalıcı bir yapı oluşturamaz.
5. Yemen’in coğrafyası
Yemen’in dağlık kuzeyi, parçalı yerleşim yapısı ve merkezi otoritenin tarihsel olarak sınırlı nüfuzu, güçlü bir yerel aktörün tasfiyesini zorlaştıran koşullar yaratmaktadır.
Asıl sorun: Husilerin karşısında kim var?
Burada Yemen savaşının en kritik sorularından birine geliyoruz.
Husileri yenmek isteyen güçler, onların karşısına hangi alternatif Yemen projesini koyuyor?
Çünkü askerî olarak Husileri geriletmek başka, onların yerine işleyen bir siyasal düzen kurmak başkadır.
Husilerin karşısındaki güçler uzun süre ortak bir ulusal proje etrafında birleşemedi.
Güney ayrılıkçıları, yerel kabileler, İslamcı aktörler, eski rejim unsurları, farklı askerî gruplar ve dış destekli siyasi yapılar aynı Yemen tasavvuruna sahip değildir.
Dolayısıyla Husilere karşı oluşturulan koalisyonların ortak noktası çoğu zaman Husilere karşı olmak iken, Husilerin kendi tabanını bir arada tutan siyasi çerçeve bundan daha belirgin olabildi.
Bu fark küçümsenmemelidir.
Bir hareketi yenmek için yalnızca onu askerî olarak kuşatmak yetmez.
Onun toplumsal tabanını aşabilecek daha geniş bir siyasal meşruiyet üretmek gerekir.
Yemen’de bu henüz başarılamamıştır.
“Cumhuriyetçiler neden Cumhuriyet’i yeniden kuramadı?”
Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta vardır.
Husilerin karşısındaki güçlerin tamamını “cumhuriyetçi ve özgürlükçü” bir blok olarak tanımlamak tarihsel gerçekliği basitleştirir.
Çünkü bugün Husilere karşı mücadele eden birçok aktörün kendi siyasi programı birbirinden farklıdır.
Bazıları merkezî Yemen devletini savunurken, bazıları Güney Yemen’in ayrı bir siyasi statüsünü istemektedir.
Bazıları eski rejim ağlarıyla bağlantılıdır.
Bazıları ise bölgesel güçlerin desteğine dayanmaktadır.
Dolayısıyla Husilere karşı bir araya gelmek ile Husilere alternatif bir ulusal devlet projesi üretmek aynı şey değildir.
Yemen krizinin temel açmazı tam da budur.
Yemen’de mesele “Husiler mi, Cumhuriyetçiler mi?” ikiliğine indirgenemez
Aslında Yemen’deki mücadele daha derin bir devletleşme krizinin sonucudur.
Bir tarafta tarihsel toplumsal yapılardan güç alan Husi hareketi bulunmaktadır.
Diğer tarafta ise birbirinden farklı çıkarları, ideolojileri ve bölgesel bağlantıları bulunan çok sayıda aktör vardır.
Bu nedenle Yemen’deki savaşın yalnızca “İran destekli Husiler ile Arap koalisyonu” şeklinde okunması da yetersizdir.
Bu okuma, Yemen’in iç toplumsal dinamiklerini dış müdahale perspektifinin arkasında görünmez hale getirir.
Oysa dış aktörler Yemen’deki çatışmayı büyütebilir, silahlandırabilir ve yönlendirebilir.
Fakat çatışmanın toplumsal zeminini kendileri yaratmış değildir.
Peki Husiler yenilebilir mi?
Bu soruya verilecek cevap, “evet” veya “hayır” şeklinde basit olmamalıdır.
Husilerin askerî olarak ağır kayıplara uğratılması mümkündür.
Kontrol ettikleri bazı bölgeler değişebilir.
Lider kadroları hedef alınabilir.
Ekonomik ve askerî kapasiteleri sınırlandırılabilir.
Ancak bütün bunlar, Husi hareketini üreten toplumsal ve siyasal koşullar ortadan kaldırılmadığı sürece, hareketin tamamen tasfiye edileceği anlamına gelmez.
Çünkü mesele yalnızca Husi örgütü değildir.
Mesele;
devletin zayıflığıdır.
toplumsal parçalanmadır.
yerel güç merkezleridir.
mezhepsel ve tarihsel hafızadır.
kabile ağlarıdır.
ekonomik dışlanmadır.
Ve en önemlisi:
Yemen’de ortak bir ulusal siyasal sözleşmenin kurulamamış olmasıdır.
Bu nedenle Husileri yalnızca askerî yöntemlerle ortadan kaldırmaya yönelik stratejiler, hareketin örgütsel yapısını zayıflatsa bile onun dayandığı toplumsal zemini otomatik olarak ortadan kaldırmaz.
Sonuç: Husilerin gerçek gücü silahlarından daha büyük
Yemen’de Husilerin en büyük avantajı sahip oldukları füzeler veya İHA’lar değildir.
Bunlar elbette önemlidir.
Fakat daha önemli olan, Husilerin Yemen’deki devlet boşluğunu, tarihsel hafızayı, yerel toplumsal ağları ve modern siyasetin araçlarını aynı yapı içerisinde birleştirebilmiş olmasıdır.
Bu nedenle Husileri anlamak için Sana’a’ya bakmak yetmez.
Saada’ya, kabilelere, Zeydi tarihine, 1962 Cumhuriyet Devrimi’ne, 1990 Birleşmesi’ne, 1994 savaşına, Ali Abdullah Salih dönemine ve 2011 sonrasında devletin parçalanmasına birlikte bakmak gerekir.
Çünkü Yemen’deki gerçek mücadele şu değildir:
“Husiler nasıl yenilecek?”
Asıl soru şudur:
“Husileri üreten siyasal ve toplumsal koşulların yerine nasıl işleyen, kapsayıcı ve meşru bir Yemen devleti kurulacak?”
Bu sorunun cevabı verilmeden Husilerin askerî olarak geriletilmesi, Yemen krizinin sona ermesi anlamına gelmeyecektir.
Belki de Yemen tarihinin bize verdiği en önemli ders budur:
Bir hareketi yenmek ile onu doğuran koşulları ortadan kaldırmak aynı şey değildir.
Ve Yemen’de savaşın geleceğini belirleyecek olan da yalnızca kimin daha fazla silaha sahip olduğu değil, kimin Yemen toplumuna daha güçlü bir siyasal gelecek ve daha inandırıcı bir devlet modeli sunabildiği olacaktır.
Bekir Atacan – İstanbul
Gazeteci ve Siyasi Araştırmacı
Kaynak:Adanapost
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.