1. YAZARLAR

  2. Mustafa Yürekli

  3. Şahsiyet ve hüviyet temizliği: İffet..
Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Yazarın Tüm Yazıları >

Şahsiyet ve hüviyet temizliği: İffet..

A+A-



İffet, iyi huyluluk, erdemlilik, şahsiyet ve hüviyet temizliğidir; kötü iş, davranış ve sözden uzaklaşma, şehevi duyguları, her türlü arzu ve istekleri dinin emirleri çerçevesinde muhafaza etme, doyurma halidir.



Maddi manevi her türlü pisliklerden arınmaktır, iffet; kalpte bulunan kötü düşüncelerden kurtulmak ve kötü huyları terk etmektir. Bedene ve ruha zarar veren, onların rahat ve huzurlarını bozan pisliklerden ve kötülüklerden uzaklaşmak, temizliğe ve iyiliğe sarılmaktır.

Beden ve ruh sağlığının temel şartı temizliktir. İnsanın yiyip içtiği gıdaların, giydiği elbiselerinin, kullandığı eşyalarının, içinde oturduğu evinin ve çevresinin pisliklerden temizlenmesi, sağlıklı bir hayat için şarttır. Ayrıca insanın, Allahu Teala?ya karşı olan ibadet görevlerini yerine getirmekte de temizliğe riayet edilmesi gerekmektedir; namaz kılmak için önce abdest almak gerekir. El, yüz, kollar ve ayaklar yıkanır. Cünüplük, hayız ve nifas hallerinden kurtulmak için gusül etmek, bütün bedeni yıkamak şarttır. Abdest ve gusül için su bulunmadığı zamanlarda bu temizlik, toprakla teyemmüm ederek de yapılabilir.

Beden ve çevre temizliğinin yanında, insanın huzuru ve saadeti için kalp temizliği de şarttır. Ruhun zindeliği ve sağlığı için kalpteki bütün kötü düşünceleri dışarı atmak ve her türlü kötü huylardan uzaklaşmak gerekir

FUCUR, HUMUD VE İFFET

Dilimizde iffet kelimesi, namuslu, şerefli ve ahlâklı olma halini ifade etmek için kullanılmaktadır. Bir İslâm ahlâkı terimi olarak ?iffet?i kaynaklarda "şehvet duygusunun bedendeki fücur (sınır tanımayan şehvet) ve humud (iktidarsızlık, isteksizlik) ortasında dengeli bir şekilde bulunması hali. Yani helâl olan hanımına ve cariyelerine karşı şehvet duyup bunun dışında kalan kadınlara karşı şehvet hissine kapılmama." şeklinde tarif edilmiştir.[1]

Kösnü (şehvet) gücünün taşkınlık derecesi olan fuhuş, çirkin davranış, gayr-i meşru cinsel ilişki, zina fiilini ifade eder; gerek söz, gerekse fiillerdeki her türlü çirkinliği, edepsizliği, hayasızlığı, söz ve davranışlarda sınırı aşmayı kapsayan bir tabirdir aynı zamanda. Fuhuş kelimesinin kapsamına, Allah'ın, yapılmasını veya söylenmesini yasakladığı her şey girer, her türlü ahlaksızlık, homoseksüellik, kötü huyluluk, çıplaklık, açıklık, terbiyesizce konuşma ve cimrilik.. Ayrıca bu ahlaksızlıkları, toplum içinde yaymak veya yaymaya çalışmak; örneğin, müstehcen hikaye ve romanlar, bu türden tiyatro oyunlarıyla sinema filmleri, çıplak resimler, kadınların ortalıkta açık saçık dolaşması, karşı cinslerin birbirleriyle diledikleri şekilde eğlenmeleri aynı şekilde fuhuş teriminin kapsamına girer.

Ruhun üç gücü, bilgelik ve yiğitlikle birlikte iffet, İslam ahlakının temelini oluşturan erdemlerdendir. Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerîm'de zinanın, fuhşiyatın yasak olduğunu bildirdiği gibi iffetin gerekliliğini ve unsurlarını da bildirmiştir: "Evlenme imkânı bulamayanlar Allah'ın kendilerini lütfuyla zenginleştirene kadar iffetlerini korusunlar."[2] Bu ayet-i kerime iffetli olmanın dinî bir zorunluluk olduğunu bildirmektedir. Bir başka ayette iffetli kadınların özellikleri şöyle anlatılmaktadır; "Namuslu olmanız, zina yapmamanız, gizliden dost edinmemeniz..."[3] Bu ayet-i kerime iffetin en genel manasıyla açık ve gizli zinadan korunmak ve sefihlikten uzaklaşmak anlamında olduğunu bildirmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s) ahlaki özelliklerden erdemlerin korunmasına teşvik etmiş, iffetin karşıt anlamı olan fuhuştan insanları sakındırmış ve "Ahlâksız davranışlar (fuhuş) ve ahlaksızlık aleni yapılmaya başlamadıkça, kıyamet kopmaz."[4] buyurmuştur.

 

Özgür kadınların iffetli olması emredildiği gibi, cariyelerin de iffetli olması emredilmiştir. Kadınların fuhşa yönlendirip teşvik edilmelerinin kötülüğü Kur'an'da apaçık ifade edilmiştir: "Dünya hayatının geçici menfaatini kazanma hırsıyla iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın."[5]

Kur'an-ı Kerim, iffeti ve namuslu yaşamayı şart koşmuş, imanın gereği saymıştır. Müslümanlıkta erkek ve kadınların iffetli olmaları aile yapısının sağlığı için zorunlu görülmüştür: "... Irzlarını koruyan erkek ve kadınlar... Allah bunlara bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır."[6] Aile mutluluğu, huzuru ve bereketi iffete bağlanmıştır: "Onlar ki avret yerlerini (namuslarını) korurlar... İşte bunlar, cennetlerde ikram olunanlardır."[7] Hz. Peygamber (s.a.v.) iffetin zorunlu olduğunu göstermek için "Allahım, senden hidayet, takva, iffet ve gönül zenginliği dilerim."[8] diye dua etmiştir.

İnsanın yaratılışında var olup, nefsinin arzularından olan kösnü (şehvet) duygularının tatminden sonra, fikrinde ve beyninde yorgunluk, bedeninde elektrikİ birikim ortaya çıkar. Bunlar ancak gusülle, bütün bedeni yıkamakla, temizlenerek giderilir. Boy abdestiyle yapılan bu temizlik, insanın üzerine çöken ağırlığı, sıkıntıyı, birikimi giderir. Hem bedenin dışında meydana gelen pislikten ve hem de ruhi kirlilikten temizlenmek gerekir. Yıkanmak, temiz elbise giymek, mümkünse hafif ve güzel kokular sürünmek, insanı rûhî sıkıntılardan kurtarır. Böylece huzursuzluk yerine, ferahlık, genişlik ve gönül rahatlığı hâsıl olur. Bunlar, birer alışkanlık, gösteriş değil, bilâkis ruhun ihtiyaçlarıdır.

Temizlik, herkesin sevdiği ve rahat, huzur duyduğu bir iştir. Bunu ancak, aklı noksan olanlar ya da hayvani duygularına yenilen, tembelliği ve pisliği huy edinenler sevmeyebilir. Temiz insanlar, birbirini daha çok sevmektedirler. Bedenin, vücudun temizlenmesi, yavaş yavaş manevi kirlerin de temizlenmesine yol açar. Manevi pisliklerden temizlenince de, insandaki hayvani duygularzayıflar ve böylece ruhun arzu ettiği, hoşlandığı değerler, güzel huylar, erdemler ortaya çıkar. İnsan, meleklik sıfatlarına bürünmüş, şeytani duygulardan kurtulup, güzel sıfatlarla bezenmiş olur. Bu güzellikleri, insanın saadetine, mutluluğuna sebeptir, vasıtadır.

Allahu Teala, Kur?ân-ı Kerim?de çeşitli yerlerde mealen ?Temiz olanları severim.? buyuruyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de ?Temizlik îmândandır.?; ?Temizlik îmânın yarısıdır.? ve ?Namazın anahtarı temizliktir.? buyurdular. Bunun için Müslümanlar, camilere, evlere ayakkabıyla girmez. Halılar, döşemeler, tozsuz, temiz olur. Her Müslümanın evinde, banyosu vardır. Her hafta Cumâ günü banyo yaparak bedenini temizler. Kendileri, çamaşırları, yemekleri hep temiz olur. Onun için mikrop ve hastalık bulunmaz. Müslümanlar, uzayan tırnaklarını keserler, koltuk altlarını ve kasıklarını temizler, saçlarını ve bıyıklarını traş ederek temiz tutarlar. Yemekten önce ve sonra ellerini, ağızlarını yıkarlar. Bunlar dinimizin emirleridir.

Beden temizliği, sağlığı korur. Bundan dolayı Müslümanlar, bir zehir olan içkiyi kullanmaz. Çeşitli zararları tehlikeleri dolayısıyla yasak edilen domuz etini yemez. Peygamberimiz (s.a.v.), tıp bilgisini çeşitli şekillerde övmüştür: ?İlim ikidir; beden bilgisi, din bilgisi.? Yâni ilimler içinde, en lüzumlusu, ruhu koruyan din bilgisi ve bedeni koruyan sağlık bilgisidir, diyerek herşeyden önce, ruhun ve bedenin zindeliğine çalışmak lâzım geldiğini emir buyurdu. Dinimiz, beden bilgisini, din bilgisinden önce öğrenmeyi emrediyor. Çünkü bütün iyilikler, bedenin sağlam olmasıyla yapılabilir.

ŞAHSİYET KİRLİLİĞİ: FUHUŞ

Beden temizliği yanında ruh temizliği de şarttır. Ruhun temizliği, kalbin ahlâk, erdem, adalet ve her türlü insanlık meziyetleriyle dolu olmasına bağlıdır. İnsanın, dostuna da, düşmanına da iyilik, cömertlik yapabilmesi, adaletten ayrılmaması dinimizin emridir. Her bakımdan güzel ahlâk sahibi olmak gerekmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ?İyi huyları tamamlamak, iyi ahlâkı dünyaya yaymak için gönderildim.? ve ?İmânı yüksek olanınız, ahlâkı güzel olanınızdır.? buyurdu. İman bile, ahlâkla ölçülmektedir.

 

İslâm toplumunun dışında kalan cahili toplumlarda, iffet ve namus anlayışı olumsuz yönde çok farklılıklar göstermektedir. Hıristiyan din adamları, kadını sesleri veya şeytanın oyuncağı olarak değerlendirmişlerdir; dolayısıyla Hıristiyanlar, kadını pis ve kirli kabul ettiklerinden, ondan uzak olmayı Allah'a yaklaşmaya bir vesile saymışlardır. Bu şekilde namus ve iffet adına yetersizliği (tefrit) kendilerine prensip edinmişlerdir.

İnsan fıtratına uygun olmayan bu tutumları, sonraları aralarında birçok ahlaksızlıkların yaygınlaşmasına yol açmıştır. İslâm ahlâkında, Allah'ın helâl kıldığını haram kılmak, şehvet duygusunu körletmek "humûd" terimiyle ifade edilmiştir. Cahili toplumlarda fuhuş, yani şehvetin dizginlenmeden ve helale harama dikkat edilmeden giderilmesi, yaygınlık kazanmıştır. Fuhşun yaygınlaşması da aile hayatını olumsuz etkilemektedir.

Genelde zina eden kadınlara fahişe denilmektedir. Oysa Kur'an-ı Kerim, şahsiyet kirliliğini, söz, davranış ve işlerin bozulmasını fuhuş olarak tanımlamaktadır: ''Onlar, fena bir şey yaptıklarında (fahişe olduklarında, şahsiyetlerini kirlettiklerinde) veya nefislerine zulmettiklerinde, Allah'ı anarlar, günahlarının bağışlanmasını dilerler.?[9] Kur'an-ı Kerim, insana yakışmayan tüm söz, davranış ve eylemleri fuhuş olarak tanımlamaktadır: "Babalarınızın evlendikleri kadınlarla evlenmeyin -geçmişte olanlar geçmiştir-çünkü o, çok çirkin (fahişe) ve iğrenç bir şeydi. Ne fena âdettir o."[10]

İnsanların işledikleri günahların tümünü "fuhuş" diye isimlendirebiliriz. Zina anlamında kullanılması yaygın ise de, fuhuş kelimesinin kapsamı zinadan çok daha geniştir. Nitekim, Peygamber (s.a.v.)'in hanımları, kendisinden dünyalık bazı isteklerde bulunmuşlar ve bunda ısrar etmişlerdi. Bunun üzerine inen ayet-i kerime, onları eleştirmiş, hatta onları (akabinde boşanma vuku bulacak) dünya ziynetini yahut Allah'ı ve Resulünü (dolayısıyla ahireti) tercih etmelerinde serbest bırakmıştır. Onlar da ikinci şıkkı, yani ahireti tercih etmişlerdi. Daha sonra inen ayet, bundan böyle Allah'a ve Resulüne karşı işleyecekleri günahların cezasının büyüklüğünden sözeder: "Ey Peygamber hanımları, sizden kim açıktan bir terbiyesizlik (fuhuş) yaparsa, onun azabı iki kat olur. Bu, Allah'a göre kolaydır."[11] Bu ayetteki "fâhişe" sözü, genel anlamda günahı ifade etmekle birlikte; yukarıda anlatılan olaydan, özel olarak da Hz. Peygamber'e, dolayısıyla Allah'a karşı gelmeyi ifade etmektedir.

 

"Fâhişe" sözünün, zinâ anlamında da kullanıldığını Kur'an'da müşâhede etmekteyiz: "Zinaya yaklaşmayınız; çünkü o, açık bir kötülük (fahişe), çok kötü bir yoldur."[12] ayetinde zina, fahişe sözüyle ifade olunmuş iken; ''Kadınlarınızdan zinâ edenlere (fâhişe işleyenlere) kar şı aranızdan dört şahit getirin. Onlar şehâdet ederlerse, ölünceye kadar ve ya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun..."[13] ayetinde, "fahişe" ile zina kast edilmektedir.

Hz. Lût (a.s.)'ın kavmi arasında "homoseksüellik" yaygın olduğundan, fahiş günahlardan sayılmış ve bu suçu işleyenlere çok büyük cezalar verilmiştir. Kur'an-ı Kerim, bu çirkin hayasızlığı işleyenleri Lût (a.s.)'ın dilinden şöyle kınamaktadır; "Lût da hani kavmine demişti ki; 'siz, açıkça gör düğünüz halde, yine de o çirkince utanmazlığı (fâhişe) yapacak mısınız."[14]

Allahu Teala, ister zina olsun, ister diğer günahlar olsun, kötülüğün (fuhşun) her türlüsünü, gizlisini de, açığını da yasaklamıştır: ?Her türlü kötülüğün(favahiş) açığına da, gizli olanına da yaklaşmayın...''[15] buyurmakla, yalnız kötülükleri işlemeyi yasaklamakla kalmıyor, ona yaklaşmayı dahi haram sayıyor. Allah, şüphesiz korunmak isteyeni koruyacaktır; korunmak istemeyenin de, haliyle Allah'a sunacağı bir mazereti olmayacaktır: "Onlar, bir kötülük (fâhişe) işlediklerinde 'biz atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bunu bize emretti derler'. De ki: 'Şüphesiz Allah, kötülüğü (fahşayı) emretmez. Bilmediğiniz bir şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"[16]

Allah?a karşı insanları doğru yoldan çıkaran şeytani tüm fiiller, fuhuş olarak tanımlanmaktadır: "Şeytan, size ancak kötülüğü, hayâsızlığı (fahşâyı) ve Allah'a karşı bilmeyeceğiniz şeyleri söylemenizi emreder."[17] Dolayısıyla tüm kötü ve çirkin fiiller, fuhuştur. Allahu Teala, cimriliği de "fahşa" sınıfına sokmuş ve fakirlikten korkarak, cimrilik etmeyi şeytanın kandırması olarak vasıflandırmıştır: "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve çirkin (fahşâ) şeyleri emreder. Allah ise, size kendi katından bağışlama ve lutuf vâdediyor. şüphesiz Allah'ın lutfu geniştir; O, bilendir."[18]

 

İslam, yukarda sözü edilen her türlü Allah?ın yasakladığı fiili ve bu fiillere götüren bütün yolları da yasaklamış, insanlara bu yolları açanları çeşitli şekillerde cezalandırmayı kendi görevleri arasında saymıştır. Nitekim ayette, "İffetsizlik ve utanmazlığın (fâhişenin), iman edenler içinde yayılmasını arzu edenler için dünyada ve ahirette acıklı bir azab vardır."[19]

İftira atanlar, kötülüğü telkin ve propaganda edenler, kitle iletişim araçlarıyla yayanlar, İslâm ahlakına güveni aşındıranlar cezayı hak ederler. Bunlar, genelevleri açma olabilir; şehvet kamçılayıcı (erotik) hikayeler, şarkılar, tablolar, film ve piyesler yazma, yayınlama, söyleme ve gösterme olabilir; halkı ahlaksızlığa iten kulüp ve otellerde her türden karışık toplantılar olabilir. Kur'an bütün bu yollara baş vuranların yalnızca ahirette değil, dünyada da cezayı hakeden suçlular olduğunu ilân eder.

ŞAHSİYET VE HÜVİYET TEMİZLİĞİ: İFFET

Müslüman, ahlakı ve erdemleri yüksek olan kimsedir. İslam dini, baştan başa ahlak ve erdemdir. İslam dininin, dostlara ve düşmanlara karşı yapılmasını emrettiği iyilik, adalet, cömertlik, akılları şaşırtacak derecede yüksektir. İslâm tarihindeki hâdiseler, bunu düşmanlara, pek iyi göstermiştir. Sayılamayacak kadar çok tarihi vesikalar mevcuttur.

Allahu Teala, Kur?ân-ı Kerim?de ?Dini inkâr edenleri gördün mü? Öksüzü inciten, yoksulu doyurmaya yanaşmayan kimse, işte odur.?[20] buyurmaktadır. İslâm dininde yasaklardan sakınmak, emirleri yapmaktan daha önce gelmektedir.

Müslüman her şeyden önce, madden ve manen temiz, kişiliği ve kimliği temiz, tam ve mükemmel bir insandır. Güler yüzlü, tatlı dilli, doğru sözlüdür. Kızmak nedir bilmez. Resûlullah (s.a.v.): ?Kendisine yumuşaklık verilen kimseye dünyâ ve âhiret iyilikleri verilmiştir.? buyurdu. Müslüman, başka insanların elinden, dilinden namusunun, malının ve canının emin olduğu kimsedir.

Mustafa Yürekli - Haber 7

mustafayurekli@gmail.com

Dipnotlar:



[1] Tehânevi, Keşşafu lstılâhâti'l-Funûn, II, 1010.



[2] en-Nur, 24/32



[3] el-Maide, 5/5



[4] Ahmed b. Hanbel, VI, 162).



[5] en-Nur, 24/33



[6] el-Ahzâb, 33/35.



[7] el-Meâric, 70/29-35.



[8] Müslim, Zikr, 72.

 

[9] Âl-i İmrân, 3/135.



[10] en-Nisâ, 4/22.



[11] el-Ahzâb, 33/30.



[12] el-İsrâ' 17/32.



[13] en-Nisâ, 4/15.



[14] en-Neml, 27/54.



[15] el-En'âm, 6/151.



[16] el-A'râf, 7/28.



[17] el-Bakara, 2/169.



[18] el-Bakara, 2/268.



[19] en-Nûr, 24/19.



[20] Mâ?ûn Sûresi, Ayet: 1-3.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.