1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Selami Kaytancı: Deve kuşu gibi olmak!..
Selami Kaytancı: Deve kuşu gibi olmak!..

Selami Kaytancı: Deve kuşu gibi olmak!..

Mesela komedi tadında bir "ZEYTİN YAĞLI YİYEMEM" filmi çekip MARSHALL YARDIMI'nın, yine komedi tadında bir FULBRİGHT filmi çekip ABD kültür emperyalizminin ipliğini pazara çıkaramaz mıyız?!.. Ne bileyim, bunun gibi onlarca, yüzlerce konuyu süblimal mesaj.

A+A-

Deve kuşu gibi olmak!..

Bizler, Texas & Tommiks kuşağı çocuklarıyız… Harçlıklarımızı, yeni çıkacak sayıyı alabilmek ya da eski sayıları kiralayabilmek için kullanan, duvar diplerinde gözlerimiz şişene kadar büyük bir heyecanla bu çizgi romanları yalayıp yutan bir nesiliz.

ABD emperyalizmi, bu çizgi romanlarla zihinlerimizi iğdiş etti. Bu çizgi romanlar bize Kızılderililer’in nasıl birer canavar olduklarını, başları ezilmesi, tamamının yok edilmesi gerekli ilkel mahluklar olduklarını öğretti; hayır, öğretmedi, beyinlerimize âdetâ mıhladı!.. En korkunç olanları da Siular ve Çeyenler’di… İnsanların kafa derilerini yüzmekten zevk alan aşağılık canilerdi bunlar. Bunların hakkından da, Amerikan milliyetçisi “Blek” lakaplı Texas’la arkadaşları Rodi, Profesör Oklitus ve sevimli kahraman Yüzbaşı Tommiks’le arkadaşları Konyakçı ve Doktor Sallaso gelebilirdi. Onlar, bizim gözümüzde büyük, yenilmez birer kahramandı. Hele bir de “Kinova” vardı ki, Kızılderililer’in baş belasıydı…

Yıllar sonra öğrendik ki, Kızılderililer, Avrupalı katiller sürüsü eşkıyalar tarafından yurtları işgal ve talan edilmiş masum ve zavallı insanlardır. Vatanlarını keşfeden bu katiller ve vahşiler sürülerini çiçeklerle karşılamalarına, ekmeklerini, altınlarını ikram etmelerine rağmen, açgözlü bu katiller sürüsü tarafından nesilleri yok edilmiş bir topluluktu. Ve de bize kahraman diye yutturulanlar da tam manasıyla birer eşkıya ve katiller sürüsüydü!.. Bu çizgi romanlar, ev sahibini haksız çıkartmaya çalışan hırsızların romanıydı.

Sanatın, edebiyatın, çizgi romanın, daha sonra da sinemanın nasıl bir etki, nasıl bir tahrip gücüne sahip olduğunu idrak edemedik. Bunları olumlu şekilde kullanmayı, çocuklarımızı yıkıcı akımlardan bunlarla korumayı, doğruya, hakka bunlar vasıtasıyla yönlendirmeyi akledemedik, beceremedik. Elin gavuru, bunları tepe tepe kullandı ve nesillerimizin ırzına geçti âdetâ!.. Kendi kültür ve ideolojilerini direkt veya süblimal mesajlarla beyinlere kazıdı, çocuklarımızı elimizden çekip aldı ve kendi oyuncağı yaptı. Peki, biz ne mi yaptık?!.. Sadece yasakladık!.. Çocuklarımızı bunlardan uzak tutmak için şiddetli yasaklar getirdik!.. Oysa, sadece yasaklamakla bir yere varılacak olsaydı, IV. Murat’ın içki yasağı ile varılırdı.

Televizyonun hayatımıza girdiği ilk yılları hatırlıyor musunuz?!.. Bir kısım müridân u şeyhânın, bu gavur icadının evlere sokulmaması, izlenmemesi, izleyenlerin ne büyük günahlara dûçâr olacakları... vs yollu konuşmalarına, va'zu nasihatlarına tanık olmuşsunuzdur. Belki haklı kaygıları vardı, söylediklerinin bir çoğu doğruydu... Ama göremedikleri bir şey vardı. Çağın akışını, gelişen teknolojinin neler getireceğini, nelere gebe olduğunu vs idrak edemiyorlardı. Çağın getirdiği bu yeni silahların farkında değillerdi. Bu yeni silahların nasıl bir etki oluşturacağı, ne büyük yıkımlar getireceği, bu silahları bizim nasıl kullanıp yıkımları engelleyebileceğimiz, şerri hayra nasıl döndüreceğimiz... vs hususlarında bir gayretleri yoktu!.. Elin gavuru, o silahları tepe tepe kullandı, akla hayale gelmedik süblimal mesajlarla körpe beyinleri iğfal etti. Çocuklarımızı avuçlarımızın içinden sabun gibi kaydırıp çekip aldı. Cami kürsülerinden üç beş içi geçmiş ihtiyara verdikleri ateşli nutuklar, vaazlar, yasak mesajları hiçbir tesir icra etmedi. Çağın bu yeni silahlarının etki gücünü hesap edemeyenler, nasıl kullanılacağını bilemeyenler, ancak kaybettiği değerlere ağıtlar yaktılar… Atı alan, Üsküdar’ı da Atlas Okyanusu’nu da çoktan geçmişti oysa!..

Ve ne hazindir ki, üç yüz bilmem kaç kişiden oluşan, her biri büyük büyük makamlar işgal etmiş İmam Hatip mezunu bir Whatsapp grubu arkadaş içinde bile, hâlâ bu yeni silahların farkında olmayan, sosyal medyanın gücünü göremeyen, bunlardan istifade etmeye yanaşmayan... bir yığın arkadaşımız var... Hâlâ akıllı telefon, bilgisayar, İnternet, WhatsApp, Facebook, Twitter... kullanmaktan kaçan, öcü gibi korkan... arkadaşlar var. Bu silahlar kullanılmadan bu toplum, bu yeni nesil nasıl değiştirilecek, nasıl yönlendirilecek, nasıl korunacak bilemiyor, düşünemiyorlar...

LAWRENS'i, GERTRUDE BELL'i biz neden film yapıp da süblimal mesajlar veremedik; İngiliz’i, İngiliz’in alçaklıklarını deşifre edemedik?!.. Bizim yerimize elin gavuru çekti bu filmi ve kendi istediği gibi anlattı. Kendi mesajını verdi. Oysa bu tarihi olayları biz kendi bakış açımızdan bir mesaja dönüştürebilirdik; yeni nesilleri uyandırabilir, İngiliz’in oyunlarına karşı koruyucu aşı haline dönüştürebilirdik. O zaman, yeni nesil, EXETER’in CHATHAM HAUSE’un ne olduğunu daha iyi idrak eder, oyunlarına gelmezdi.

Mesela biz bir TOPAL MOLLA, bir KESNİZANİ filmi çekemez miyiz?!.. Böylece İngiliz’in, ABD’nin oyunlarını, alçaklıklarını deşifre edemez miyiz?!.. Böylece kâfirî güçlerin, tasavvuf ve tarikatları, dini kullanarak bizi içten yıkmalarına engel olabilirdik. O zaman FETÖ’lere, SÜTO’lara bilmem daha nelere mani olabilirdik.

Mesela komedi tadında bir "ZEYTİN YAĞLI YİYEMEM" filmi çekip MARSHALL YARDIMI'nın, yine komedi tadında bir FULBRİGHT filmi çekip ABD kültür emperyalizminin ipliğini pazara çıkaramaz mıyız?!.. Ne bileyim, bunun gibi onlarca, yüzlerce konuyu süblimal mesajlarla beyinlere işleyip düşmanın silahına misliyle karşılık veremez miyiz?...

Milli Eğitim Bakanlığı, artık bundan böyle okullarda akıllı cep telefonlarının ders aracı olarak kullanılmasına izin verdi. Geç bile kalındı!.. Teknolojiden kaçamazsınız, yasaklarla bunlara karşı gelemezsiniz!.. Bunları olumlu kullanmanın yollarına kafa patlatmadan bir yere varamazsınız!..

Heeyy, oradakiler!.. Uyanın artık!.. Çağ değişti dostum!.. Nasıl ki kasırgaya dönüşmüş bir rüzgarın önünde duramaz, yıkımlarına engel olamazsanız, bu yeni silahların da karşısında duramazsınız!..

Camide kürsüde vaaz eden, minberde hutbe okuyan hoca efendi!.. İçi geçmiş, bir gözü toprakta üç beş ihtiyara yaptığın ateşli va’z u nasihatların hiçbir kıymeti harbiyesi yok!.. İnterneti, akıllı telefonu, Whatsapp’ı, Facebook’u, Twitter’i kullanarak milyonlarca insana ulaştıracağın aklı başında birkaç mesajın, camideki bu ateşli va’z u nasihatinden binlerce defa daha etkili olacağını idrak etmelisin!.. Artık camilerde internetli, büyük ekranlı prodüksiyonlarla vaaz ve hutbe devri başlatılmalı…

Ve sen, ister İmam Hatip, ister İlahiyat, isterse bilmem ne fakültesi mezunu dostum, bu sosyal medyayı kullanmadan bir yere varamayacağının farkına varmalısın artık!..

YA BU SOSYAL MEDYAYLA, ÜZERİNE FARZ OLANI YAPAR SORUMLULUĞUNU YERİNE GETİRİRSİN, YA DA DEVE KUŞU GİBİ BAŞINI KUMA GÖMÜP BANA NE DER, SONRA DA OLUP BİTENE AĞIT YAKARSIN!... E CANIM, KENDİNİ HAKLI ÇIKARTACAK SAVUNMA MEKANİZMALARI DA UYDURURSUN ARTIK!...

yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.