Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Şerafettin Elçi için...


Önce rahmet diliyorum. Mü'min bir insandı. Böyle durumlarda Kur'an'ın öğrettiği söz şudur: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Biz Allah'a aitiz ve O'na döneceğiz."

Ailesine başsağlığı, sabrı cemil niyaz ediyorum.
Geçmişte Ankara'nın çok hışmına uğradı ama son yolculuğunda resmiyet planında da olsa Ankara onu sahiplendi.

Bunun yanında Başbakan'ın evine gitmesi, Kur'an tilavetiyle iç içe bir taziyede bulunması, resmiyetten öte bir sahiplenişti. Başbakan'a yakışandı.

Samimi insandı. Düz insandı. Yani yamukluğu yoktu. "Kürt meselesi"nde kendine özgü bir çizgiydi. İnanç ortak paydasını unutmadan yaklaştı bu konuya ve gerçekten barışı aradı.

"Samimi insandı"yı özel olarak zikretmem, sebepsiz değildir. Çünkü "Kürt meselesi" özellikle terör boyutuyla -uluslararası hesapların da dahil olduğu- ifritçe çıkarların at oynattığı bir alan olmuştur.

PKK'lı olmadı. Şiddete karşı oldu. PKK ile hep mesafeli durdu. Ancak son dönemde, girilen ortak cephe süreci hatları karıştırdı, buna rağmen ben, Şerafettin Bey'in mesafeli duruşunun devam ettiğine inanırım. Şerafettin Bey'in "Kürt meselesi"nin çözümünde Başbakan Erdoğan'ın önemli misyonuna işaret etmesi de onun samimi çabasının uzantısı idi.

Kanlarımız karışırken

Şerafettin Bey'in vefatıyla ilgili haberler medyaya yansırken, herhalde en şaşırtıcı bilgi, kızının tanınmış futbol adamı Mustafa Denizli ile evliliği olmuştur.
Tabii bu, Türkiye'nin olağanıdır.

Yani farklı etnisitelerin evlilik akdi ile iç içe girmesi. En yaygın olanı Türk-Kürt eviliği olmak üzere.
Denizli'nin etnik aidiyetini bilmiyorum ama İzmir doğumlu olarak herhalde Kürt değildir ya da en azından, Şerafettin Bey'in kızı, onunla üstelik ikinci evliliği ile bir araya gelirken etnik aidiyetine bakmamıştır.

Geçmiş yazılarımda yer almıştır, Dengir Mir Mehmet Fırat, "Ben kendimi Kürt olarak biliyorum ama eşim Alman, çocuklarım ne olacak" diye sormuştu.

Şerafettin Bey, bakanlığı sırasında "Ben Kürt'üm" demiş ve bunun bedelini hapis yatarak ödemişti. Muhtemel ki Şerafettin Bey'in torunları arasında, başka kavmi aidiyetten nesiller olacak.

Keşkelerimiz

Tabii ki "Kürt meselesi" ile ilgilenmek için Kürt olmak gerekmiyor. Nerede bir mazlumiyet varsa, ona tavır koymak her "insan"ın görevidir. Bir Kürt, diyelim Kafkaslar'da, Çeçenler'e karşı uygulanan zulme karşı isyan edebilir. Bir Türk de, aynı vatanda yanı başındaki insana, sırf "Kürt" olduğu için yapılan zulme bigane kalamaz. Bigane kalmamak, yine insanlık gereğidir.

Aslında Türkiye'de zaman zaman kafa karışıklığı olmuş olsa da böyle insani hassasiyet örnekleri her zaman sergilenmiştir.

İşte Uludere, sadece o acının yaşandığı anne-baba-kardeş yüreklerinde değil tüm Türkiye'nin bağrında bir ukde gibi sancıyıp duruyor.

Ben, çok keşke demeyi doğru bulmasam da keşke derim, Şerafettin Bey ile mesela Başbakan, daha çok bir araya gelip konuşabilseydi. O tabut önünde saffa duranlar, tabutun içindeki insanla hal-i hayatında "Bu işi nasıl çözebiliriz"i müzakere edebilselerdi.

Konuşulabilir, müzakere edilebilir, ciddi bir insandı Şerafettin Elçi. Bazı düşüncelerini onaylamıyordum ama belki kendisi de bazı nihai hedeflerinin gerçekleşemeyeceğini biliyor, sonuçta "barış"ı arıyordu. Türk-Kürt ilişkisinde asla kopuşu istemiyordu. Çözüm arayışında bunu çıkış noktası almak da önemliydi.

Bugün Uludere acısının yıldönümü. Herkes için, Türkiye için zor bir gün. Başbakan'ın "Hâlâ derin devlet var" dediği günler. Tıkanıp kaldığımız günler.

Uludere'de can verenleri rahmetle yâd ediyor, Fatihalar gönderiyorum. Annelerin, babaların, kardeşlerin acıları paylaşıyorum.

 

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.