Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Süreç şerbetli mi?


"Şerbetli", yani dayanıklı, yani öyle kolay kolay yara almaz, yere düşmez, yıkılmaz. "Şerbetli", yani üstünde sırlı bir zırh taşıyor.

Bir kısmımız böyle bakıyor süreçte yaşanan riskli olaylara. Paris'teki cinayet süreci sarsmadı. Öcalan'ın konuşma tutanakları sarsmadı. Yarın, Nevruz'da BDP'lilerin "Öcalan'a özgürlük, Kürtler'e statü" sloganı atmaları da sarsmaz, endişe etmeyin. Hem, demokratik zihniyet, bu tür sarsıcı çıkışlara tahammülü de gerektirir!
Acaba böyle mi?

Süreç gerçekten şerbetli mi?

Ben, o kadar cesur değerlendirmeler yapamıyorum.
Ben, bu tür değerlendirmelerin, "Tayyip Erdoğan'ın güvenilirliği"ne aşırı yükleme yaptığını düşünüyorum.
Ve ben, bu tür değerlendirmelerin, Tayyip Erdoğan'ın, sürecin toplum nazarındaki imajını bir yerde tutabilmek için sergilediği çırpınışı dikkate almadığını düşünüyorum.

Tayyip Erdoğan neden İmralı tutanaklarının yayınlanmasına "sabotaj" dedi?

Tayyip Erdoğan süreci, neden meydanlarda ısrarla "Terörün bitmesi ve silahların bırakılması"na odaklıyor?
Buna rağmen kuşku var.

Barış talebi kaygı ile iç içe

Geçtiğimiz haftalarda Safranbolu, Tekirdağ ve Mersin'e gittim. Buralardaki kanaat önderlerine halkın nabzını sordum. Safranbolu ve Tekirdağ'da, ağırlıklı olarak "kuşku"dan söz edildi. Mersin'de, geniş bir Kürt nüfus var. Bir ilçe belediye başkanı BDP'li. Bana nakledildiğine göre, BDP'nin yönetici kadrolarında bile "Barış olsun" dileği yoğun biçimde seslendiriliyor.

Geçtiğimiz cuma günü BUGÜN TV'deki Perde Arkası programında birlikte olduğumuz Prof. Dr. Mehmet Özcan, Manisa'da görüştüğü AK Parti muhitlerinde bile "kaygı"nın yoğun olduğunu söyledi.

Evet, insanlar barış istiyor. Barış talebi, BDP tabanında da son derece yoğun. Ayrılık gayrılık talepleri de, özellikle batıda yaşayan Kürtler'in asla itibar etmedikleri şeyler.

Ama siyasi Kürt hareketinin bir damarı hâlâ "statü" vs. gibi şeyleri telaffuz etmeyi marifet sayıyor.

Bunlar, çözüm süreci denen hadisenin, Öcalan'ın "Bağımsızlık yok, federasyon yok, demokratik özerklik yok" söyleminin medyaya yansımasından sonra inanılırlık kazandığını görmezden geliyorlar.

Dün Cengiz Çandar'ın Taraf'ta yayınlanan söyleşisinden geniş alıntılar yaptım. Çandar, Erdoğan'la Öcalan'ın ortak bir Türkiye düşünü gerçekleştirmek için kolları sıvadığını söylüyordu özetle.

Bu söylemin meydanlarda çoğaltıldığını düşünün bir.
Bunca karizması ile Tayyip Bey bu söylemle toplum vicdanında karşılık oluşturabilir mi?

Erdoğan'a fatura edilir

Nevruz'da Diyarbakır meydanında, halkı "Öcalan'a özgürlük, Kürtler'e statü" diye bağırttıracaklarmış; Ahmet Türk öyle söylüyor.

Soralım:
Bu söylemin Erdoğan'a, AK Parti'ye, hükümete bir faturası olmaz mı?
Cumhurbaşkanı Gül, ince ince boşuna uyarmıyor.

Ya da MHP lideri Bahçeli, AK Parti'yi vurmak için boşuna gırtlak parçalamıyor.

Tarafların bir kısmı hâlâ "silahların bıraktırılması"nın, Türkiye için nasıl bir anormallikten kurtuluş anlamına geldiğini yeterince idrak etmemiş görünüyor ve buna "silahla elde edilmiş haklar" eklemenin tabii olduğunu düşünüyorlar. Türkiye "silahın varlığı" anormalliğini yaşıyor ve bundan kurtulmaya çalışıyor. İşin doğru özeti bu.

Demokratikleşme çabaları ise Türkiye'nin herhangi bir silah dayatması olmaksızın yapmak zorunda olduğu bir görev. "Birileri silah dayadı, hak elde etti" görüntüsü Türkiye için kabul edilebilir bir durum olamaz.

 

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.