Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Tek yol başkanlık mı?


Çankırı'dayız. Sabah yerel-ulusal medya mensupları ile kahvaltı yapıyoruz. Yerel medyadan bir köşe yazarı soruyor:

"-Acaba" diyor "Başkanlığın desteklenmesine karşılık federasyon, eyalet, Öcalan'ın serbest bırakılması vs. gibi şeyler mi vadedildi?"
Soruyu sorarken, bunlara inandığı izlenimini veriyor.

Cevaplar faslında ben ona "Siz" diyorum "Bu ülkenin başbakanını böyle mi görüyorsunuz? Yani başkanlığı alacak ve buna karşılık hiçbir hassasiyet göstermeden her şeyi feda edecek biri... Ve benden böyle bir şey olmaz diye güvence istiyorsunuz, ne dediğinizin farkında mısınız?"
"Yok, öyle demek istemedim" oluyor refleksi.

Belli ki, sorduğu sorunun nasıl bir vahamet arz ettiğinin farkında değil.
Bu sorunun o gazetecinin ağzına gelinceye kadar sokakta bir hayli tedavül ettiğini tahmin edebiliriz.
Böyle bir denklemin Sayın Başbakan'ı üzeceği muhakkak.
Ben orada çok daha başka şeyler de söyledim, diğer arkadaşlarım da bu denklemin hiç hoş olmadığını ifade ettiler.

Ama dediğim gibi tedavül eden, ettirilen kuşku bu.

Maalesef!

Çarşamba gecesi son uçakla Ankara'dan dönüyoruz. Bir eski bakan var bekleme salonunda. Anayasa'dan falan açılıyor söz ve ben "Sayın Başbakan için başkanlık olmazsa olmaz mı" gibi bir soru soruyorum. Cevap refleks halinde "Maalesef öyle" oluyor.
Bir eski bakan ve "maalesef."
Nasıl bir anlamı var bunun?

....

AK Parti, "Anayasa çalışmalarında başka konularda geniş bir uzlaşma sağlanırsa 'başkanlık'la ilgili teklifimizi geri çekebiliriz" diyor.

Başkanlık tartışmasının Anayasa çalışmalarının ve çözüm sürecinin göbeğine oturması Sayın Başbakan tarafından da tercih edilir bir durum mudur, bilmiyorum. Ama böyle bir denklemin sıkıntı oluşturduğu muhakkak.

Başkanlık-Muhtemel ittifak

Bu denklemle bağlantılı olarak Anayasa yapımının AK Parti-BDP dayanışması içinde yürütülmesi meselesi de, bana göre sıkıntılı bir durum.

Bazı arkadaşlarımız, bunun zaten işin tabiatı gereği olduğunu, çünkü sistemin zaten dindarları ve Kürtler'i mağdur ettiğini ve sistemin tam da bu alanda iyileştirmelere ihtiyaç duyduğunu, dolayısıyla Anayasa'nın bir referandum halinde İslami çevreleri temsil eden AK Parti ile, Kürtler'i temsil eden (?) BDP'nin oylarıyla geçmesinin normal olduğunu belirtiyorlar.

Bu söylemin bazı parçalarında haklılık payı görsem bile, benim tanıdığım toplum zemini, İslami çevreler olsun-Kürt muhitler olsun, bu söylemin içinde kendilerini rahat hissetmeyeceklerdir. Bu söylemin toplumsal karşılığının sanıldığı kadar güçlü olacağını düşünmüyorum. Bunun anlamı ise, referandumun riske edilmesidir. Referandumun riske edilmesinin anlamını ise, BDP'yi bilmem ama çözüm sürecinin hayati niteliğinin altını ısrarla çizen Sayın Başbakan'ın çok iyi bileceğinden eminim.
Bana göre toplum zemini, liberal pencerelerden görüldüğü gibi değildir.

Çok açık olan şu ki, AK Parti tabanı olarak gördüğüm geniş zeminde, BDP güven arz etmiyor.
Sayın Başbakan'ın başkanlık sistemini hayati bir çözüm gibi görmesine diyecek bir şeyim yok ama şu ortamda hem çözüm süreci açısından hem de anayasa hazırlıkları açısından AK Parti'yi savunma konumuna düşürdüğü bir gerçek.

Bence şu çok açık: Türkiye Tayyip Erdoğan'ın icraatın içinde kalmasını istiyor. Bu yaşanan süreç açısından da hayati, Türkiye'nin 2023 ve ötesine dair ufukları açısından da... Bunun tek yolu başkanlık mı? Bence yeniden düşünmeli.

 

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.