Virüse karşı aşı üretemeyecek kadar aciz miyiz?

Virüse karşı aşı üretemeyecek kadar aciz miyiz?

Türk sağlık sektörü son dönemde kamusal düzenlemelerle birlikte erişebilirliğin artması, hayat standardının yükselmesi ve olumlu ekonomik gelişmeler paralelinde her geçen yıl büyümesini daha da artırıyor. İlaçtan tutun da hizmet kalitesine kadar dünya genelinde saygın bir yer kazanan Türkiye sürdürülebilir finansman kaynaklarını da nispeten tesis etmiş görünüyor.

Türk sağlık sektörü uygun yatırım ortamı, teşvik ve destekler bulduğunda olmazları başardığı da gözden kaçmıyor. Kaliteli ve sürdürülebilir bir sağlık sisteminde her yıl bir üst basamağa çıkan Türkiye, bilim adamları, kamu ve özel sektör paydaşlarıyla birçok soruna karşılık hedeflere doğru yürüyor.

Her sektörde olduğu gibi sağlıkta da bir master plan ihtiyacı duyulduğu gerçeğini hatırlatarak sadece yurt içi değil, küresel ihtiyaçlara da cevap verebilecek bir sistemin tesisi elbette kaçınılmaz.

İşte bugün Türk sağlık sektörünü çok önemli bir görev bekliyor… Yeni koronavirüsün aşısını üretmek ve dünyaya sevketmek gibi… Sektör bugün bunu yapacak güçte ve kabiliyette…

***

Dünya geçmişte verem, sıtma, veba gibi büyük salgın hastalıklar yaşadı. Yakın geçmişte de ebola, zika, SARS ve halen Afrika’da devam eden lassa salgınıyla karşılaştı. İnsanlığı tehdit eden son salgın ise geçmiş yıllarda Suudi Arabistan ve Ürdün’de görünen MERS’in yani Ortadoğu solunum yetmezliği salgınının başka bir versiyonu. Adı koronovirüs deniyor ve kodu da 2019-nCoV.

Hastalık bugüne kadar hiç görülmemiş yeni bir koronavirüs ile enfekte olmuş hâli. Bulaşıcının tam yeri Çin’in Hubei eyaletine bağlı 11 milyon nüfuslu Wuhan şehri. Hastalığın deniz ürünleri ve çeşitli vahşi hayvan eti satılan Wuhan pazarlarından çıktığı tahmin ediliyor. Hastalığın tespit tarihi 31 Aralık 2019. Yani ortaya çıkışından bu yana sadece bir ay geçmiş. Hastalık Çin ile sınırlı kalmamış… Bugün koronavirüsün 40’a yakın ülkeye yayıldığı gözleniyor. 20 bin kişi hastalık teşhisi ile hastanelerde… Ölü sayısında son rakam ise 425.

Hastalık yakın temas ile solunum yollarıyla bulaşıyor… Belirtileri; yüksek ateş, öksürük, solunum güçlüğü, böbrek yetmezliği ve nihayetinde multi organ yetmezliği. Koronavirüsten hayatını kaybedenlerin genelinde kronik kalp, akciğer ve böbrek yetmezliği, parkinson ve diyabet teşhisi konulmuş. Bir kişinin hastalığa yakalandığı en geç 14 gün içinde belli oluyor.

Şu an için koronavirüsten tek korunma yolu temizlik. Özellikle el, yüz ve ayaklar ve insanın kullandığı cansız alan ve objeler çok iyi yıkanıp dezenfekte edilmeli. Hastalık solunum yoluyla geçtiğinden ağız ve burnu kapatacak maske takmak da şart. Sağlık ekipleri ise korunmada daha dikkatli olmak zorunda.

***

Evet, koronavirüsle ilgili bugün için henüz bir aşı üretilebilmiş değil. Hastalığı tedavi edecek herhangi bir antiviral ilaç yok. Daha önce Ürdün ve Suudi Arabistan’dan yayılan koronavirüsün diğer çeşitlerinin tedavisinde kullanılan aşılar denenmiş fakat sonuç alınamamış.

Hastanelerde yeni koronavirüse yakalananlar için tek uygulanan tedavi semptomatik. Yani hastalık kaynaklı hasta şikayetleri müsekkinlerle giderilmeye çalışılıyor. Yatak istirahati, bol sıvı tüketimi ve günlük alınması gereken kalorinin sağlanmasından başka hastalığa karşı hiçbir şey yapılamıyor. Açıkçası hastalığa karşı tek yapılacak iş vücudun direncini artırmak.

Peki dünya zamanla yarışırken salgına karşı niçin aşı üretemiyor? Virüsün kimliği ve genetik yapısı hakkında tüm dünyada bir bilinirlik oluşmuş, niçin gereken adımlar atılamıyor? Dünya bu kadar çaresiz mi?

Tabii ki değil… ABD San Diego’da yeni yetme virüse karşı aşı geliştirmelerine başladı. DNA teknolojisi kullanılarak birkaç saat içinde üretilen INO-4800 adlı ilaç henüz deneme safhasında. Haziran ayı başından itibaren tatbik edilmeye başlanacak. Ancak şu an için ilacın fayda edip etmeyeceği belli değil. Virüsle ilgili sadece ABD’de değil, dünyanın sağlıkta ileri birçok ülkesi virüse karşı aşı veya ilaç denemelerini hızla sürdürüyor.

Türk sağlık sektörü de dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere göre ihtiyaç belirleme noktasında sürdürülebilir kaliteli hizmet, şeffaflık, diyalog ve öngörülebilirliği sağlık sisteminin içine yerleştirebilmişse koronavirüse karşı da yepyeni bir ilaç üretme kabiliyetinde olduğu kanaatini taşıyorum.

Faydaysa fayda, çözümse çözüm, markaysa marka, fırsatsa fırsat… Her şey elimizde. O zaman niye duruyoruz? Türk sağlık sektörü yeni bir Prof. Dr. Hulusi Behçet daha çıkarmak konusunda bu kadar aciz mi?

 

Önceki ve Sonraki Yazılar