Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Ya Davutoğlu ararsa...


Eminim şu anda Batı başkentlerinin uykusunu kaçıran şey, Türkiye'den, Erdoğan'dan veya Davutoğlu'ndan gelecek bir telefondur.

Hani bir kabahat işlersiniz ve birisinin görmemesi için çırpınırsınız. Bir süredir Batı başkentleri, İslam coğrafyasıyla ilişkilerde tam bu psikolojiyi yaşıyor.

Önce Irak'ta, sonra Filistin'de, Suriye'de ve şimdi Mısır'da...
Belki çok daha önceleri Cezayir'de...

1991'de Cezayir'de ortaya döktükleri pisliğin üstünü örttüklerini düşünmüşlerdi.

Filistin'de, Hamas'ın kazandığı seçimi yok farz etmişlerdi.

Suriye'deki katliama-ülkenin insani anlamda boşaltılmasına göz yumdular, göz yumuyorlar, Esed'den sonra "İslamcılar" gelir diye...

Ve şimdi Mısır'da askeri darbenin içinden "Demokrasiyi kurtarma" işinin çıkabileceği hikmetini yumurtladılar, ardından binlerce insanın göz göre göre katledilmesi karşısında üç maymuna soyundular.

Bosna'da da böyle yapmışlardı.

Neredesiniz heeyy!

Aliya İzzetbegoviç olmasındı, Müslümanlar olmasındı.

Belki Cezayir'i örttüler, belki Bosna'yı hiç olmamışa dönüştürdüler ama şimdi bir başka Türkiye var.
Evet, belki olan biteni önlemeye gücü yetmiyor henüz, ama sorgulamaya gücü yetiyor.

- Neredesiniz heeeyyy! Demokrasi şampiyonları, insan hakları ezbercileri, neredesiniz dünyaya nizamat verme yetkisini kendisinde görenler?

Washington'da, Londra'da, Paris'te, Brüksel'de, Moskova'da, Tokyo'da, Pekin'de telefonlar çalıyor:

- Sakın Erdoğan veya Davutoğlu olmasın!

- Erdoğan arıyor evet, Davutoğlu arıyor.

- Mısır'da sizin çocuklar bir şeyler yaptı, demiyorlar kuşkusuz. Ama;

- İnsanlar ölüyor, nerdesiniz, diye soruyorlar. Yani yok musunuz, dilinizi mi yuttunuz, neden üç maymunu oynuyorsunuz, bugünkü Washington Post'u okundunuz mu Sayın Obama? Sayın Cameron bugünkü Robert Fisk'i okudunuz mu? Mısır'da ölü sayısı kaç biliyor musunuz?
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dünya başkentlerini arıyor, insanlığın çığlığını aktarıyor onlara. Aslında duymakta oldukları ama yüreklerine taşıyamadıkları çığlıkları anlatıyor.
Ben, İslam coğrafyasında yaşanmakta olan olaylar karşısında Türkiye gibi bir ülkenin ve orada, Gül-Erdoğan-Davutoğlu'nun hükümet etmekte oluşlarının çok özel bir anlamı olduğunu düşünüyorum.

Türkiye insanlığın vicdanı

Şöyle bakalım:

Türkiye'de iktidarda Suudi Kralı gibi birisi, Maliki gibi birisi ya da Kılıçdaroğlu olsaydı, ne olurdu?
Bu coğrafyanın, bu medeniyetin yükseliş-çözülüş-mağlubiyet çizgisini bilen, bunun gurur ve acılarını yüreğinde hisseden, bu coğrafyanın kültür-inanç kodları ile kalbi bağlarını yeniden yeniden inşa emiş, yeniden bir yükseliş çığırı açmanın heyecanını, ufkunu taşıyan, bunun için canını dişine takan, dünyayı bilen, Batı'nın bu coğrafya ile ilişkisindeki sorunları bilen, Batıcı olmayan, ama Batı ile ilişkiyi sağlıklı-doğru zemine oturtmayı hedefleyen, sağlam bir siyasi kültür birikimine sahip olan bir kadro...
Yıl 2013... Birinci Dünya Savaşı sendromunun üzerinden aşağı yukarı 100 yıl geçmiş.

Bu dönemi bu coğrafya için "anormal" bir süreç olarak algılaya ve artık "normalleşme" zamanının geldiğine inanan bir kadro...

Bu Türkiye, tarihin 1914'lerden farkıdır, 1950'lerden farkıdır, 1990'lardan farkıdır...

Erdoğan ya da Davutoğlu, "Siz hâlâ 1914'lerde misiniz" diye soruyor. "Siz hâlâ Cezayir-1991'de mi kaldınız?"

Bu vicdandır. Bu insanlığın haykırışıdır ve er geç sonuç alacaktır.

 

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.