Yazarlar, çocuklara her gün canlı yayında masal okuyor

Yazarlar, çocuklara her gün canlı yayında masal okuyor

Erdem Yayınları, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri dolayısıyla evde kalan çocuklar için her gün bir yazarını, çocuk ve yetişkin okurla canlı yayında buluşturuyor.

İstanbul

Yazar Dr. Melike Günyüz sosyal medyada başlattıkları masal okuma projesine ilişkin, "Edebiyatın iyileştirici bir özelliği var. Özellikle göçmenlik, taciz, akran şiddeti gibi meselelerde daha etkili. Kitaplar, daha küçük yaşlardaki çocukların terapisinde kullanılıyor." dedi.

Erdem Yayınları, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri dolayısıyla evde kalan çocuklar için her gün bir yazarını, çocuk ve yetişkin okurla canlı yayında buluşturuyor.

Melike Günyüz ile psikiyatrist, yazar Medaim Yanık, yayınevinin yeni projesini ve yazarların seçili öyküleri kendi sesinden okumasını AA muhabirlerine anlattı.

 

 

"Okurlarımız hem yazarlarımızın sesini duysun hem de ebeveynlere içerik üretelim"

Erdem Yayınları olarak yeni bir projeyi hayata geçirdiniz. Bu proje kapsamında yazarlarınız çocuklar için her akşam masal ve öyküler okuyor. Nasıl ortaya çıktı bu proje? 

Melike Günyüz: "Biz Erdem Yayınları olarak son birkaç yıldır sosyal medya çalışmalarına ağırlık veriyoruz hem satış-pazarlama hem de sosyal medyaya içerik üretme noktasında. Hepimiz evlerimize kapanınca ve çocuklar da evde olunca ‘ne yapabiliriz’ diye düşündük. Son yılarda geleneksel masallarımızın anlatılması tekrar gündeme geldi ve masal anlatıcılığı da şu anda çok revaçta. Bu ikisini birleştirelim hem yazarlarımızın seslerini duysun okurlarımız hem de ebeveynlere bir içerik üretelim diye düşündük. Dolayısıyla böyle bir masal zinciri başlattık. 

Her akşam bir yazarımız bir masal okuyor ve bir sonraki akşam okuyacak yazarımıza iletiyor bunu. Tahmin ettiğimizden daha fazla ilgi gördü. Aslında birçok yayınevi, birçok yazar dostumuz da benzer veya farklı bu tarz işler yapıyor. Ben bu kadar teveccüh göreceğini beklemiyordum ama gerçekten ilgi gördü. Her akşam düzenli olarak, telefon başında masal okunmasını bekleyen okurlarımız, takipçilerimiz var. Hatta videolarda bazen teknik aksaklıklar oluyor biraz geç yüklenebiliyor ya da ses ve görüntü senkronize olmuyor. Hemen anında tepki geliyor bize, bu tepkiler de takip edildiğimiz anlamına geliyor. Bu anlamda sanırım iyi bir şey oldu." 

Masalları hangi yazarlar okuyor? Okunacak eserleri nasıl belirliyorsunuz? 

Melike Günyüz: "Öncelikle zaten masal olduğu için daha çok 3-8 yaş grubuna hitap ediyor. O yaş grubunda bizde eseri (yayımlanmış) olan yazarlarımız kendi metinlerinden seçtiler. Medaim hocam gibi yetişkin yazarlarımız, çevirmenlerimiz ve yayınevimize illistürasyonlarıyla katkı sağlayan diğer arkadaşlarımızın masallarını, kendi yayınevi koleksiyonumuzdan uygun olacağını düşündüğümüz eserleri, editör ekibi olarak biz seçiyoruz."

Geri dönüşler oldu mu bu proje hakkında? 

Melike Günyüz: "Okurlardan çok ciddi geri dönüş alıyoruz. İlk benimle başlamıştı, Whatsapp'tan Instagram’dan birçok dönüş aldım. Masallar ve okuma biçimiyle ilgili tek tek yazarlarımıza da geri dönüş yapılıyor." 

"Kitap okuma ritüeli erişkinlik yaşamında pozitif bir etkiye dönüşüyor"

Medaim Bey, sizin mesleğinize dayanarak da sormak istiyorum bu soruyu, böyle bir projenin çocuklara bu süreçte nasıl bir etkisi olacağını düşünüyorsunuz?

Prof. Dr. Medaim Yanık: "Ben oldukça pozitif bir etkisi olacağı kanaatindeyim çünkü benim mesleki bakış açıma göre çocuklara masal, hikaye okumanın en az beş psikolojik anlamı var. Çocuklar yıllar sonra erişkin olduğunda pozitif anıları içerisinde, çocuklukta kendilerine okunan kitapları veya anlatılan masalları sayıyor. Birinci boyut bu. Yani bir nevi çocuklara kitap okumak, masal anlatmak, ebeveynleriyle ilgili pozitif anının oluşmasına yol açıyor. 20 sene sonra sorduğunuzda, 'Annem babam bana şöyle kitaplar okurlardı, ben uyurken.' diye anlatıyorlar. Erdem Yayınları’ndan çıkan, 'Çocuk Yetiştirirken Travmatik Yanlışlar Geliştiren Doğrular' kitabımda da bununla ilgili anılar var. Erişkinlerle görüştük. 'Çocukluktaki pozitif anılarınızı bize anlatın.' dediğimizde bir grup insan uyumadan önceki okuma ritüelini anlattı. Birinci boyut, erişkinlik yaşamında pozitif bir etkiye dönüşmesi. 

İkinci boyutu, öyküyü anlatanların çocuklarla bağlantısında bir artış oluyor. Çünkü bunu yapmak çocuğa yönelik bir bağlanmayı, ona emek vermeyi, ona özen göstermeyi sağlıyor ki 'annelik, babalık, ağabeylik yapmış' duygusunu yerleştiriyor. Diğer yönden de erişkinden, kitap okuyandan, diğerine karşı bir bağlanma var. Bence üçüncü fonksiyonu, uyuma sürecini kolaylaştırması. Bir nevi beynin rahatlatıcı bir şeyle uykuya dalma sürecinin aracılığını yapıyor. Çocuk daha kolay uykuya dalıyor. Birçok anne baba bilir bunu. Öykünün bir yerinde çocuk sızıp kalabilir. Dördüncü olarak kitaplar, masallar ve öyküler, çocuklarda hayal gücünü arttırıyor. Biz çocuklarda hayal gücünün artmasını, pozitif mesele olarak algılarız. Bir şekilde dünyayı kavrama biçimini güçlendirir. 

Beşinci psikolojik boyutu ise şu, çocuklar öyküler yoluyla duygularını ifade etmeyi öğreniyor. Hatta psikoterapilerde öyküsel terapi dediğimiz, bir kişinin derdini öyküyle anlatması durumu da var. Hatta bazıları öyküler üzerinden psikoterapi süreci yürütür. Çocuk, öykülere muhatap olarak duygularını öykülemeyi öğreniyor. Çünkü duygu anlatımının en önemli şeyi, bir hikayeyle anlatmanızdır."

Sizin bu projedeki rolünüzden bahsedebilir misiniz?

Medaim Yanık: "Ben de hikaye kitabı okudum. Tarık diye bir çocuğun hikayesi. Bencil, her şeyi kendi başına yapmaya ve en iyisini yapma havasında bir çocuk. Herkesle yarışıyor. Bir numara benim havasında. Bencil oldukça, paylaşmadıkça sırtına yük ve içine acı doluyor. Tarık bu süreçte arkadaşlarıyla oynamaya başlıyor ve başka bir şeyin farkına varıyor. Çocuklarla paylaştıkça, yarışmadıkça, eşit düzlemde bir paylaşmaya döndükçe sırtındaki yük azalıyor. Çocuklara paylaşmayı öğreten bir hikaye." 

Melike Günyüz: "Hocama özellikle böyle psikolojik tarafı da olan bir öyküyü seçtik. O çok özel bir kitap. Yazarı ve çizeri Suriyeli bir sanatçı. Bir dönem Türkiye’de de yaşadı. Gulnar Hajo Türkiye’ye ilk dalga Suriye göçüyle geldi. 4 yıl kadar kalıp sonrasında Hollanda’ya yerleşti. Ödüllü bir çizer ve yazar Gulnar. Fransa’dan ödül aldı. Arap dünyasının çok ünlü bir yazar ve aynı zamanda çizeri. Kalemi güçlü. "

Medaim Yanık: "Kitabın gerçekten çizimleri çok orijinal." 

"Zorlayıcı bir yaşantıdan sonra aile bağları güçlenir"

Peki ebeveynler bu süreçte çocuklarına karşı nasıl davranmalı? Özellikle eğitim öğretim noktasında onlara çocuklar evde oldukları için daha büyük bir sorumluluk düşüyor. Bunun için neler yapabilirler ve ne tarz önlemler almalılar? 

Medaim Yanık: "Bu dönem aileler için zor bir dönem. Çünkü biraz hızlı bir şekilde rutin hayatımız bozuldu. Buna uyum sağlamamız gerekiyor. İnsan uyum sağlarken zorlanır. Birçok insan bu uyumu sağlar. İnsan güçlü bir varlıktır ve uyumu tamamlayabilir. Bir yandan da eğitim öğretim hayatı devam ediyor. Tatilde değiliz. Bir yandan çalışıyoruz. Anne babaların da çocukların da bunu bilmesi lazım. Okullar tatil değil. Bir şekilde eğitim öğretim hayatının devam etmesi lazım. Bu dönem, anne babalar, çocuklarının öğretim hayatına hiç olmadıkları kadar yakın oldu. Mesela uzaktan eğitimle anneler çocuklarla beraber sınıflara girmiş oldu. Bu yeni bir şey. Anneler sürekli müdahale ediyor. 'İyi ki her zaman sınıfta değiller.' diyeceğimiz bir şey oluştu. Bir yandan da yakın bir bağ oluştu ama enteresan bir dönem. Zorluyor. 

Evde kalmak iyi bir şey ama insan evde kalmaya ayarlanmış değil. Çoklu alanda kalır. Ev güzeldir. Eve döneriz. Ev sıcaktır, yuvadır. Evde sükunet, mahremiyet vardır ama insan doğal haliyle doğada, işte, parkta ve çarşıdadır da. Mecburi olarak daha fazla evde kalmış olacağız. Bunun aileleri bir miktar gereceği ve zorlayacağı kanaatindeyim. Bazı aileler bu süreçten daha yakınlaşarak, güçlenerek çıkabilir. Buna psikoloji literatüründe post travmatik büyüme denir. Zorlayıcı bir yaşantıdan sonra aile bağları güçlenir. İnsanlar daha fazla dayanışma moduna geçer, kendisini, yavrusunu, ailesini koruma moduyla daha esnek, daha özenli davranır.

Bir yandan bu stres ve gerilimden dolayı, aile içinde çatışma, kavga, küsme gibi meselelerde artma da olabilir. Bu özel dönemin farkında olup dayanışmaya dönüştürmekle ilgili özel bir çaba olması lazım. Çünkü kişiler ancak bu sürecin riskini bilirse daha dikkatli olur. Yağmurlu veya bir buzlu havada, virajlı bir yola girince şoför şöyle der; ‘Araba kayabilir dikkatli olmam lazım.’ Özel bir özen göstererek virajı aşmaya çalışır. Bizler de aileler olarak bu dönemin özel olduğunu hem bireysel hem ailenin ruh sağlığı için farkındalıkla özenle aşmaya çalışmamız lazım. Buradan aileler daha büyüyerek çıkabilir. Çünkü modern dünyada iş ile aile dengesi bozulmuştu. Birçok insan aşırı hızlı çalışıyordu. Daha çok işteydi. Aile fertlerine istese de yeterince emek veremiyor, vakit geçiremiyordu. Aslında bir anlamda bu bir fırsat ama ev içinde mahremiyet alanı daraldı, kendimize vakit ve mekan ayırmak zorlaştı. Aileler bu birliktelikle zaman zaman kendi başlarına vakit geçirmeyi dengeleyerek bu süreçten güçlenerek çıkabilir. Bu mümkündür."

"Edebiyatın iyileştirici bir özelliği var"

Küresel bir salgınla karşı karşıyayız. Bu süreci göz önüne aldığımızda çocukların hayatında edebiyat nasıl bir role sahip?

Melike Günyüz: "Edebiyatın iyileştirici bir özelliği var. Özellikle göçmenlik, taciz, akran şiddeti gibi meselelerde daha etkili. Daha küçük yaşlardaki çocuklarda kitaplar terapide kullanılıyor. Edebiyatın en önemli bir başka özelliği de kelime sıklığı dediğimiz çocuğun çokça söz ve kelimeyle muhatap olması. Dil öğrenme becerisi, nöronlar arasındaki ilişkilerin gelişmesi gibi süreçleri çokça etkiliyor. Gündelik dilde konuştuğumuz otur, kalk, ye, iç, git kelimelerinin ötesinde çocuğun edebiyatla buluşması, dilin farklı yapıları öğrenmesine ve bu farklı yapılarla da duyguları, hayatı tanımlamasına sebep oluyor. Bu bakımdan çok değerli. Bir de kavramsallaştırma sürecine çok ciddi katkıda bulunuyor. Mesela anne çocuğuna ‘Sabırlı ol’ diyor. Peki sabırlı olmak ne demek, çocuk sabırlı olmayı aslında dinlediği bir kitapta, ona okunan bir masalda anlatılan hikayeyle soyutlama yaparak öğreniyor. Dolayısıyla sadece belli konularda yoğunlaşmış hikayeler değil de hayatın her alanıyla ilgili farklı kelimelerin, dilin farklı kullanım şekillerinin yer aldığı metinlerle çocukların karşılaşmasını çok önemsiyoruz. Hatta son zamanlarda çocuk doğar doğmaz anne babanın okuduğu kitabı çocuk uyurken yüksek sesle okumasını bile çok değerli buluyorlar.

Çocuk orada sürekli dille muhatap oluyor ve bu onun gelişimi açısından çok önemli. Bu sebeple de masal okumanın en sağlıklısı birebir aile ortamında, çocuğun anneyle babayla hem temas ederek, hem de ortak bir paydada kitapla bulaşarak yapması en doğrusu. Dolayısıyla da bu metinlerin bu şekilde paylaşılmasının psikolojik etkilerinin yanı sıra zihinsel gelişimlerine çok ciddi katkısı var. Bu nedenle çocuklara çok farklı konularda, çok zengin bir dille yazılmış kitapların sıkça okunmasını tavsiye ediyoruz."

Çocuklar 23 Nisan için masal kahramanlarını canlandıracak

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile alakalı yaptığınız bir projeniz daha var. Ondan da biraz bahsedebilir misiniz?

Melike Günyüz: "(Çocuklar) Bizim kitaplarımızdan, çok sevdikleri bir masal kahramanına bürünüp onun ağzından kendi 23 Nisan mesajlarını versin istedik. Tabii 23 Nisan haftası 7 günlük bir süreç olduğu için çok duyurmadık bunu, sosyal medya üzerinden. Daha çok kendi okurlarımızdan böyle bir şey bekledik ve 4-5 videomuz da hemen bize ulaştı. Çocuklar çok heyecanlandı. Hatta evlerini süslemiş, camlarına 23 Nisan yazmış, kendi afişlerini oluşturmuşlar, bayrak asmışlar, hemen çekimleri de yapıp gönderdiler. 

Fuarlarda kendi okurumuzla temas ediyorduk ya da biz editörler yazarlarımızla temas halindeydik. Fakat bu süreçte mesela Medaim Hocam kendinden sonra okuyacak yazarı anons ediyor, kendinden önceki yazar onu anons etmiş oluyor. Kendi üretim mekanizmamız içinde de bir sinerji oluştuğunu görüyoruz. Fuarlarda çocuklar geliyordu ama 23 Nisan’la alakalı video gönderin dediğimizde bizimle, yayıneviyle kurdukları ilişki de farklılaşıyor. Daha çok benimsiyor ve seviyorlar. Biz aslında bu dönemde sosyal medyanın da etkilerini öğrenmiş olduk."

Bu sosyal medya etkilerini biraz açabilir misiniz?

Melike Günyüz: "Bizim hesabımızdan her akşam masal dinleyen çocuklar var. Eskiden anneleri, babaları, öğretmenleri takip ediyordu ama artık çocuklar da takip ediyor. Annesinin telefonundan Instagram hesabını açıyor ve anlatacağımız masalı bekliyor ya da kendi videosunun o gün yayınlanıp yayınlanmayacağına bakıyor. Bu anlamda biz çocuk kitabı yayıncılarının ürettiği ürünün tüketicisi çocuklar gibi görünse de aslında bizim kitaplarımızı anne-babalar ve öğretmenler alıyor. Bir fuara giderken çocuğunu hangi standa götüreceğine anne-baba karar veriyor. O seçilmiş alanın içinde çocuğun bir özgürlük alanı var. Şimdi dolayısıyla da kurumsal olarak kurumla çocuk arasında aslında bir ilişki yok ve çocuklar da özellikle okul öncesinde ve ilkokulda okudukları kitabın yayıneviyle hiç ilgilenmez. Okuma kültürü bağlamında bir kitabın yayınevinin, çizerinin, editörünün olduğu pek bilinmez. Bu süreçte yapılan aktivitelerle çocuk doğrudan Erdem Yayınlarıyla muhatap oluyor. Bu anlamda da okuma kültürüyle alakalı bir farkındalığa vesile olduğu kanaatindeyim." 

"Toplumun çok farklı katmanlardan oluştuğunu unutmamak gerek"

Bu dönemi çocuklar için bir kazanç olarak görebilir miyiz?

Melike Günyüz: "Ben bu dönemin çocuklar açısından çok farklı kazanımları olduğunu düşünüyorum. Çocuklar anne babalarına doyuyor. Bir doygunluk oluyor ve bunun psikolojik olarak olumlu etkilerinin olabileceğini düşünüyorum. Ben mesela hayatım boyunca kızımla bu kadar bir arada olmamıştım, bütün gün birlikteyiz ve bir süre sonra artık ortak bir şeyler yapmaya başlıyoruz. Onun dışındaki rutinimizde bu ortak şeyler yoktu, sabah kahvaltı yapıyoruz herkes işine, okuluna gidiyor, akşam yemeğinde bir araya geliniyor sonra tekrar odasına çekiliyor herkes. Rutinimiz buydu ama şimdi rutinlerimiz çok değişti. İster istemez hem zaman geçirmek hem de kendimizi iyi hissetmek için de bir şeyler yapmak mecburiyetimiz var. Evde birlikte temizlik yapıyoruz. Bunlar çok güzel ve olumlu. Yani hiç ummadığımız bir şekilde çocuklar açısından bir tatmin duygusuyla çıkılabilir bu süreçten."

Medaim Yanık: "Eğer anne baba, ikisi birden evdeyse ve süreci de pozitif yaşatmayı başarırlar bu pozitif bir şey olabilir ama toplumun çok farklı katmanlardan oluştuğunu, farklı katmanları, farklı şekilde etkileyebileceğini unutmamak lazım. Mesela anne-babanın sağlıkçı olduğu bir ailede çocuğun okula da gidemediği bir atmosferde ya evde yalnız kaldığı ya da anne babadan uzak kaldığı bir versiyonda bu çocuğun zorlanacağı anlamına gelir. Çocuk evde ama anne babanın çalışmak zorunda olduğu böyle bir durumda, çocuğun değişen düzeni 'okula gidememek' oldu. Dar bir evde çok sayıda kişi yaşıyorsa, burada bir zorluk olabilir. O yüzden aslında farklı senaryoların olduğunu unutmamak lazım. Çok övülmesi gereken bir durum değil, mecburiyetten başarmamız gereken bir durum olarak okumak lazım. Melike Hanım’ın anlattığı senaryo en büyük grup senaryosu, doğrudur. Gerçekten de birtakım insanlar bu durumu büyük oranda pozitife dönüştürecektir. Dengesini aile lehine düzelteceklerdir. Ama farklı sosyal kesimlerin olduğunu, bir kısım aileleri zorlayacağını, virüs ve hastalanma korkusu gibi korkuların çocuklarda da ebeveynlerde de kaygı ve ruhsal hastalıkları artırabileceğini unutmamak lazım. Daha bütünsel bir resme bakarsak değişik toplumsal kesimleri değişik düzeyde etkileyecektir."

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.