​​​​​​​Yüksel Kanar: İktidar ve Adalet” kitabı üzerine konuşma

​​​​​​​Yüksel Kanar: İktidar ve Adalet” kitabı üzerine konuşma

Siyasetname kitapları, bize İslâm dünyasındaki siyaset düşüncesinin zenginliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu kitaplar, yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal ve kültürel özelliklerini yansıtır.

Yüksel Kanar’la “İktidar ve Adalet” kitabı üzerine konuşma

Yüksel Kanar’la “İktidar ve Adalet” kitabı üzerine konuşma

Siyasetname kitapları, bize İslâm dünyasındaki siyaset düşüncesinin zenginliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu kitaplar, yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal ve kültürel özelliklerini yansıtır.

Siyasetnameleri incelediğiniz esere “İktidar ve Adalet” adını veriyorsunuz?

Evet. Çünkü İslam siyaset düşüncesinin temeli adalettir. Düşünürlerimiz iktidarın ancak adaletle kaim olduğu görüşündeydiler. Bu kavram esas olarak bütün hayatımızın merkezinde yer alır. Kur’an’da adaleti emreden birçok ayet var biliyorsunuz. Bu ısrarlı emir, adaletin farz olduğunu gösterir. Dolayısıyla gereğini yapmak, yani bütün işlerimizde adaleti gözetmek ve uygulamak inananlar olarak hepimizin görevidir. Kuşkusuz en başta da siyaset yapanların, yani insanları yönetenlerin en fazla dikkat edecekleri, üzerine titreyecekleri bir kavramdır adalet. İşte bundan dolayı yöneticinin, yani iktidar sahibinin, iktidarı elinde tutması da, bu kavramın gereğini yerine getirmesine bağlı.

Siyasetnamelerde adalet üzerinde önemle ve ısrarla durulması bu yüzdendir. Siyasetname yazarlarının, yöneticilere yaptığı en büyük nasihat da adaletli olmaları ve adaletli davranmaları, bunun zıddı olan zulümden şiddetle kaçınmalarıdır.  

O zaman siyasetnamelere kısaca adalet kitapları diyebilir miyiz?

İslam dünyasında siyaset, tamamen adalet kaidesi üzerine kurulduğu ve siyasetnameler de yöneticilere yapılan öğüt kitapları olduğu için, aynı zamanda onlara birer adalet kitabı olarak da bakabiliriz. Bugün bütün dünya gibi biz de Batı’nın ortaya sürdüğü kavramlarla konuşuyoruz ne yazık ki. Kafalarımız da bu şablonlar doğrultusunda birtakım şekillenmeler altına giriyor. Eğer kendi kavramlarımızla konuşmuş olsak, Batılıların “demokrasi” olarak adlandırdıkları, gerçekte ne olduğu belli olmayan, konulduğu kaba göre her kılığa giren akışkan ve cıvık bir kelime yerine “adalet” kavramını koyardık. Bu kavramın sınırları bellidir ve onu kendi istekleriniz doğrultusunda kalıplara sokamazsınız. Demokrasi, halkın idaresi demektir ama, idare edilen halkın nasıl idare edileceği üzerine hiçbir işaret vermez. Bu yüzden de aslında ifade ettiğine inanılan anlamlar dışında, hatta tam zıddı anlamlarda da kullanılabilir. Yani halk idaresi yerine, tek kişinin veya tek bir grubun diktatörlüğü şekline de rahatlıkla bürünebilir. Ama burada temel kelime “halk”tır. Halk, çeşitli kandırılma yöntemleriyle kendini en iyi şekilde pazarlayan birini veya birilerini iktidara getirdikten sonra, artık bunlar kendisini her istediğini yapan bir despot olarak görebilirler.

Oysa “adalet” başka bir şeydir. Demokrasi gibi muğlak bir kelime olmayıp, sınırları ve ne olduğu belli bir kavramdır. Orada görünmek değil, olmaktır asıl olan. Adaletli görünmek değil, adaletli olmak zorundasın. Kavramın özü ve anlamı budur.    

Adalet’in kendisi ile uygulanması arasındaki dengeyi ve gerçekliği nasıl sağlayacağız?

Burada söylenmek istenen şey şu: Adalet, her şeyi yerli yerine koymak olduğuna göre, en basit davranışımızdan en karmaşığına kadar, her konuda hak olanı, doğru ve iyi olanı yapmaktır. Yani konuşurken sözlerimizi yerli yerinde söylemekten, alışverişlerimizde teraziyi doğru tutmaya, bir davada haklıyla haksızı tayin etmeye ve Allah’a karşı görevlerimizi yerli yerinde yapmaya kadar her şey adalet çerçevesi içine girer. En fazla da bütün bir milletin yönetimi elinde olan devlet başkanına gerekli olan şeydir bu adalet. Dolayısıyla, demokrasilerde olduğu gibi, halkın kullanılması için göstermelik hiçbir şey mübah değil, tam tersine halkı aldatmaya yönelik her kandırmaca, söylenen her yalan, bir şeyi ait olduğu yerin dışına koymak, yani adalet dışında davranmak, zulmetmektir.

Adalet dışı davranmanın hesabı en başta doğrudan Allah’a karşı verilecektir. Burası çok önemlidir. Siyasetnamelerde yöneticilik, Allah’ın bir lütfu olarak kabul edilir. Yani bütün bir millet içinden seçilerek bir ülkenin yöneticisi olmak, nadir kimselere nasip olacak bir şeydir. Ancak bu konuma gelmenin nimeti yanında, o derecede de büyük sorumluluğu vardır. Bunu, hemen bütün siyasetnamelerde ortak olan bir anlayışı, söz gelimi Ebu Yusuf’un Harun Reşid’e verdiği nasihatle örneklendirecek olursak, Ebu Yusuf şöyle diyor: “Allah’ın sana verdiği göreve şükretmelisin; çünkü o görevin sevabı, sevapların en büyüğüdür. Ancak tam olarak yerine getirmediğinde de en büyük cezalara uğrarsın. Allah seni bu ümmetin işleriyle görevlendirdi. Bu görevin başına geçtikten sonra sen, Allah’ın kendilerine çoban tayin ederek idarelerini sana emanet ettiği o kimseler sebebiyle imtihana çekileceksin. Bu nedenle bu ümmetin ve reayanın işlerinden Allah’ın sana tevdi ettiği görevleri ihmal edip hakların zayi olmasına sebebiyet verme.”

Burada, görüldüğü gibi, görevle sorumluluk arasında bir paralellik var. Devlet başkanlığı, önemli bir görev olması yanında, büyük de sorumluluğu olan bir görevdir.

Siyasetnameler kimler için yazılmıştır?

Siyasetnameler en başka dönemin sultanları, yani devlet başkanları için yazılmış eserlerdir. Fakat sultanın yardımcıları olan vezirler için de yazılan, ama hangisi olursa olsun, kendi altlarındaki görevliler için de, yani vali, kadı, ve yönetimin bütün kademelerindekiler için de gerekli nasihatleri içermektedir. Bunların seçilmesi, görev ve yetkilerinin belirlemesi yanında, onların görevlerini nasıl yapmaları gerektiği de bu eserlerin konuları arasındadır.

Siyasetnameler, İslâm siyaset düşüncesinin en yalın, en kolay anlaşılır türüdür. Dolayısıyla yöneticilere tavsiye ve hatırlatmaları içerdikleri gibi, aynı zamanda halk için yazılmış izlenimi de vermektedirler. Böylece halkın kolayca okuyup anlayabileceği açıklıkta, onların da devlet yöneticilerinin görevleri konusunda bilgi sahibi olmaları amaçlanmıştır.

Siyasetnameler, siyaset düşüncesinin bir türü olduğuna göre, başka türler de vardır. Onlardan da söz eder misiniz?

Siyaset üzerine, siyasetname yazarlarından başka felsefeciler, kelamcılar ve özellikle fıkıhçıların yazdıkları eserler ve dolayısıyla yazarlarının mesleğine göre türler de vardır. Bunlardan Ahkâmu’s-Sultaniye fıkıh, Siyasetü’ş-Şeria kitapları da kelam türüne ait kitaplardır.

Klasik İslam hukuk literatüründe “devlet yönetimiyle ilgili hükümler” anlamında kullanılan “ahkâmu’s-sultaniye” kavramı, devlet başkanının özellikleri, seçimi, devletin esas teşkilâtı, idari, mali, adli yapısı ve işleyişiyle ilgili hükümlere işaret eder. Bu özelliğiyle bu konuları içeren kitapların da tür ismi olmuştur. Bu türün örneklerinden biri Maverdi’nin türle aynı adı taşıyan eseridir. Ebu Ya’la el-Ferra’nın da aynı adı taşıyan eseriyle İbn Cemaa, Fazlullah b. Ruzbihan ve Cüveyni gibi büyük alim ve düşünürlerin bu türden kitapları vardır.

Siyasetü’ş-şeria kitapları ise, devlet yöneticilerinin, yönettikleri topluluğun yararına olacak şekilde, dinin ilkelerine ters düşmeyecek düzenlemeleri ve bu çerçevede yapılan uygulamaları ele alan kitaplardır. Bu eserlerde genellikle, hakkında Kur’an ve Sünnet’te açık hüküm bulunmayan konularda, bu asıl kaynaklara ters düşmeyecek düzenlemeler ele alınır. Bu tür düzenlemelerde işin içine akıl, mantık ve fayda düşüncesinin girmesi dolayısıyla birçok araştırmacı tarafından bu düşüncelerin din dışı karakterde olduğu ileri sürülmüştür. Oysa düzenlemelerde dini ilkelerin hassasiyetle dikkate alınması, onların şer’i karakterini gösterir. Halkın dirlik ve düzeni için gerekli ilişki ve cezaları konu alan bu türün en bilinen örneği İbn Teymiye’nin, türle aynı adı taşıyan Siyasetü’ş-Şer’iyye fi Islahi’r-Rai ve’r-Raiyye adlı eseridir.

Tekrar başa, yani kitabınıza adını da veren adalet konusuna dönersek, bu kavramın merkezi yerini gösteren en önemli göstergelerden biri, sanırız “adalet çemberi” kavramıdır. Bu kavram neyi ifade ediyor?

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, devlet yönetiminin merkez noktası, odağı adalettir. Geleneksel devlet yapısının dayandığı bu kural, bütün siyasetnamelerin ortak konularının başında yer alır. Buna göre üreten, vergi veren halk, adaletli bir devlet başkanının yönetimi altında rahat olursa, iyi kazanır ve vergisini rahatlıkla öderse, devletin hazinesi dolar. Bununla diğer işler yanında orduyu güçlendirmek, yani devletin savunmasını garanti altına almak mümkün olur. Burada adalet, bir yandan güçlüye karşı zayıfı koruyarak, her türlü haksızlık ve kötülüğü önleyerek halkın rahat bir geçim sağlamasını, bir yandan da vergi dolayısıyla devletin güçlenmesini sağlayan güç olmaktadır. Bu çemberde, dört unsurun öne çıktığı görülüyor: Adalet+halk+ekonomi+savunma. Bu dört ana kavramın birleşerek adalet çemberini nasıl oluşturduğunu Kınalızâde Ali’nin şu formülü açık bir şekilde gösterir:

Adalet, cihan salahının teminatıdır;

Cihan, duvarı devlet olan bir bahçe gibidir,

Devletin düzenleyicisi ise kanundur.

Kanunu hükümdardan başkası koruyamaz.

Hükümdar bunu ancak askerle başarabilir.

Askerin toplanması malla (para) sağlanır.

Malı toplayansa reayadır (halk).

Reayayı dünyanın yöneticisine bağlayansa adalettir.

 

Siyasetnamelerin günümüz için ifade ettiği anlam nedir? Siyasetname kitapları bize ne kazandırır?

Siyasetname kitapları, bize İslâm dünyasındaki siyaset düşüncesinin zenginliğini göstermesi bakımından önemlidir. Bu kitaplar, yazıldığı dönemin tarihsel, toplumsal ve kültürel özelliklerini yansıtır. Bilindiği üzere, her eser ve onun yazarı, yaşadığı dönemin kelime, kavram ve sorunlarıyla içiçedir ve onların bu özelliği bize aynı zamanda dönemlerinin özellikleri konusunda önemli ipuçları verir. Elbette en önemlisi de, İslâm toplumunun kendine has, özgün siyaset düşüncesini gösterir. Siyasetnameler dolayısıyla, İslâm dünyasında temel siyaset anlayışının teoriden çok pratiğe yakın olduğunu görürüz. Buna karşılık Avrupa siyasal düşüncesi, daha çok teoriktir. Bu durum ilginç biçimde, sanki İslâm dünyasında devletler kurulmuş ve yönetilmiş olmasına rağmen siyaset üzerine düşüncenin olmadığı gibi yanlış bir düşünce doğurmuştur. Daha doğrusu, onun pratiğe yönelik özelliği dolayısıyla kasıtlı olarak böyle yanlış bir düşüncenin birtakım çevrelerce yayılmasına zemin hazırlamıştır. Bu oryantalist saptırma, insanımızın Batı anlayışında siyaset düşüncesine alıştırılmış olmasındandır. Ne yazık ki üniversitelerimizde okutulan ders kitaplarında İslâm siyaset düşüncesi neredeyse iki-üç kişiden ibaretmiş gibi bir algı oluşturulmuştur. Onların siyaset düşüncelerine de çok yüzeysel şekilde yer verildiği için, geliştirdikleri düşünceler pek önemli görülmez veya arkaik olarak algılanır. Çünkü geliştirilmemiş ve tarihsel bir alana yerleştirilmiş olarak kalır.

İktidar ve Adalet’in yazılma nedenlerinin başında bu eksikliğin giderilmesi gelmektedir. Kitapta yazılmış olan çok sayıdaki siyasetname özellikli eserden sadece elli tanesi incelenerek türün zenginliği gösterilmek istenmiştir. Bu, onların birbirine benzer ortak konuları ele almalarına rağmen, her dönemde yöneticiler için yazılarak yeniden hatırlatılması, siyaset üzerine düşünmenin hep canlı olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.     

   

(Kertenkele -Edebiyat ve Düşünce dergisinin Nisan 2020 sayısında yayınlanmıştır)

yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.