1. YAZARLAR

  2. Mehmet Yürekli

  3. Batının, inandığı efsane?
Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

Yazarın Tüm Yazıları >

Batının, inandığı efsane?

A+A-

 

 

‘Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,

Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim.

Adam aldırmada geç git, diyemem, aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.’ M. Akif

 

 

Batıda çok iyi teşkilatlanan Siyonizm, Batı dünyasının gerçekleri ve İslam’ın gerçek mahiyetini anlamasının başlıca engellilerindendir’

 

Siyonizm büyük bir başarısızlıkla karşı karşıya kalmıştır. Artık Hıristiyanlığın eski öğretilerine ve efsanevi iddialarına karşılık bulamaz olmuştur.

Bu iddiaların birincisi: Filistin toprağının, Allah’ın bir hükmü olarak tarihen, Yahudilere ait olduğu iddia edilmek suretiyle, Filistin halkının insani haklarını küçümsemektir’

İkincisi: Yahudilerin ‘seçilmiş millet’olması meselesidir. Böylece bu ırkın, dünyaya hakim olması ideali meşrulaştırmak, Katolik Hıristiyan Kilisesi ve ona tabi olarak, bütün Batı dünyası, İsrail’i bu seçilmiş milletin varisi saymakta ve onu desteklemektedir.

 

Tevrat’ta bildirilen (ve tevhid inancını yaymakla mükellef tutulan) İsrail oğullarıyla, şimdiki İsrail devletini karıştırmak sonucunda, bu devlet topyekûn Batının vekili rolünü oynama imkânı bulmaktadır. Dışarıdan, özellikle ABD’den ve uluslar arasında Siyonizm şebekesinden İsrail’e akan büyük maddi gelir kaynağı, bu dış yardımlardır.

Batının, Siyonizm’in şu efsanesine inanması gerekir: İsrail, kendisini, çöllere hayat veren bir kuvvet olarak göstermek ister. Zaten bu, bütün emperyalistlerin alışılmış geleneksel iddialarıdır. Ve yine nükleer cihazlar da dahil olmak üzere askeri yardımlar İsrail’in Batının bu tavrından ileri gelir.

 

İsrail şimdi, sadece Nil’den Fırat’a kadar toprağa göz dikmekle kalmıyor, Şaron’un açıkça ifade ettiği üzere Basra körfezinden ta Fas’a kadar olan geniş ülkeler, onların iştahlarını kabartmaktadır.

 

Siyonizm hareketi tarafından İsrail’de çıkarılan Kifunim Rifyu adlı gazetede yayınlanmış olan bir makale de 1980’li yıllarda İsrail siyasetinin, bütün Arap ülkelerini ırk, mezhep ve bölgeye göre parçalama esasına dayanacağını ifade etmiştir. Şöyle ki:

Ürdün, Filistinlilerin oraya yerleşmesi sağlandıktan sonra, Ürdünlülerle Filistinliler arasında taksim edilecektir.

Irak, Sünnilerle Şiiler arasında taksin edilecektir.

Mısır’da Kıptîler Müslümanlara karşı kışkırtılacaktır.

Cezayir’de, kabileler arasında harp ateşi tutuşturulacaktır.

 

Bu belge, Basra körfezi bölgesi hakkında da şöyle diyor: Bu bölgedeki devletler zayıftır. Zira vatandaşlarının çoğu dışarıdan gelmiştir. Onlar arasında petrol yüzünden kolayca savaş çıkartılabilir. Söz konusu belge, 1982 Eylül’ünde, yani İsrail ordusu tarafından Lübnan’ın işgali sırasında yayınlandı. Bu belgeyi bütün Arap ülkelerinde ve tüm dünyada hiçbir yankı bulmadı, bulamadı.

 

Tarih 2011 Siyonistler 30 yıl sonra bütün amaçlarını büyük oranda gerçekleşmiş ve yeni senaryolarla halkları ayaklandırılarak iç savaş ve gerilim psikolojisi ile son hamle gerçekleştiriliyor’

 

Yıkılan Orta Doğu diktatörleri de sandıkla gelmişlerdi. Daha düne kadar karizmatik görünen liderler bir bir yere seriliyor.

 

Yozlaşan bu liderler, halklarının yoksullaşmasına, işsiz kalmasına göz yumdu. Böylece, bu büyük coğrafya, giderek ABD ve Batı için pazar olmaktan çıktı.

 

Çin in dünya ekonomisinde güçlenmesi ve bu coğrafyada etkili olmasına ABD ve Batı daha fazla duyarsız kalamazdı. Sonuçta düğmeye basıldı.

 

ABD, yozlaşarak gözden düşen Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun eskimiş liderlerinin üzerini çizdi.

 

Fakat İnternet çağının getirdiği çok yönlü haberleşme ağı, artık halk yığınlarını kontrol edemez noktasına getirdi. Kullanılan liderlerin yerine hazırlananlarında foyaları kısa sürede anlaşılıyor.

 

Tunus ve Zeynelabidin bin Ali: Bin Ali nin, CIA tarafından Polonya büyükelçisi olarak Varşova ya gönderildiği ve rejimi deviren Dayanışma Sendikası’na CIA paralarını transferde kullanıldığı biliniyor.

 

Mübarek in Mısır ı, 30 yıl süreyle ABD nin Orta Doğu da stratejik bir müttefiki, İran ile diplomatik ilişkisi olmayan tek Arap ülkesi oldu. Sürekli ABD’nin adamı olan Mübarek, eskiyince gözden düştü.

 

Libya ve Kaddafi: Bedevi çobanının oğlu olan Muammer Kaddafi hep ABD karşıtı gösterildi. Aslında onu yöneten ve yönlendiren hep CIA oldu. CIA’nin Libya ordusuna silah ve askeri eğitim verdiği ortaya çıktı.

 

 

Kuşkusuz başlayan bu sürecin dış dinamik boyutları yani emperyalizmin İslam coğrafyasını yeniden şekillendirmek istemesinin payı vardır ancak isyan eden sonuçta ülke halklarıdır.

 

 

‘Coğrafyamızda başlayan durumun adı yeni Yalta sürecidir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Yatla da Avrupa, Orta Doğu ve Avrasya ABD-Rusya ve İngiltere tarafından yeniden dizayn edilmişti. Bugün olan aynısıdır ama bu sefer ABD tek başınadır yani taksim yerine çıkara göre dizayn söz konusudur. Paxamericana enerji coğrafyası ile İsrail in güvenliği için yeni bir harita hazırlıyor. Mağrip teki dalga sadece Arap dünyasına değil, İran a ve Türkiye ye de, metot farklılıkları ile olsa da yansıyacaktır.

Türkiye dekiler de şekli rol -model olarak ihraç edildikten sonra günü geldiğinde onun da defteri dürülecektir. Saddam ı, Şah Rıza yı,  Mübarek i, Bin Ali yi çöpe atan ABD, Türkiye liderlerine vefa gösterir mi’’ N. Aydın

 

Yani Marksizm insanı devlete karşı esir eder. Kapitalizm sermayeye karşı esir eder. Ve her ikisi de insanı sömüren sistemlerdir. Ama İslam bunlara karşı, insana prestijini iade eden bir sistemdir.

 

‘‘Zaten İslam’ın büyük peygamberi, ‘Yarın ölecekmiş gibi âhirete, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın ‘derken, her şeyi anlatmıştır. İslam anlaşılıyor ki, hem maddeye manaya hükmetmiştir. Öyle ise bunların ikisi birbirinden koparılamaz:  İlim Çin’de de olsa gidip bulunuz, inanmışın kaybolmuş malıdır. İlim ve hikmet’, ‘Ara ve bul’ diyor İslam. İlmin, çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre dünyayı sarsmıştır: Nasıl sarsmıştır. Getirdiği sistemle’’ Rogar Garadey

 

İnsanı yaratılmışın en olgunu ve en şereflisi olarak kabul ederken, O’ sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsraf, gösteriş ve lüksü tümüyle yasaklayan, kazancı alın terindeki damlacıklarda arayan biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak kuralları içinde aktaran, faizi tembelliğe ittiği için yasaklayan ve gayrimeşru serveti bu kuralla imha eden bir sistemler manzumesidir İslam.’

 

İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise çağların arkasında sürüklendi. Yani İslam dışında tüm dinler zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitaplar her zamana göre tahrif edildi. Kur’an ise indirildiği günden beri zamana hükmetti. O zamanı değil, zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça o gençleşti. İşte aradaki fark budur. Bu çağlar üstü bir olaydır.

 

Bugüne kadar bunca savaşların bıraktığı korkunç sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır bu. İslam, materyalizme de pozivitistlerin görüşüne de egzistansiyalistlere de hâkimdir. Ama bunların hiç biri İslam’a hâkim değildir.

 

İslam, insanları ahenkli bir şekilde cemiyetle bütünleştiren ve tüm bu fesatlara son verecek olan tek alternatiftir. Hiçbir beşeri din ve felsefe bunu başaramaz’

 

Mücadelemiz boşa gitmedi.

Her şey daha güzel olacak.

‘Belki yarın, belki yarından da yakın.’

 

 

 

Mehmet Yürekli, 17.03.11, Adana

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.