Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Ciritteki cihat ruhu


Mustafa Yürekli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün gündeme getirdiği cirit sporunu anlatıyor..

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yemeğin ardından Uşak Belediyesi Atlı Spor Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi'nde cirit oyunu seyretti. Kendisine verilen cirit sopasını atarak oyunu başlattı. Yetkililerden de cirit hakkında bilgi aldı.

1981 yılında, üniversite eğitimi için gittiğim Erzurum'da izledim ilk kez ciriti. At koşturup birbirine değnek atarak topluca oynanan, atalarımızın atlı spor oyunlarından ve yiğitler arasında tarihi bir yarış olan cirit hakkında az çok bilgim vardı: Cirit, at üzerinde oynanan spor dallarından biriydi. At üzerindeki sporcunun süngü veya mızrağını (ciridini) rakibe karşı isabetli bir şekilde atmasını, muharebe anında kendisine ve bineğine hakimiyetini ve bu yolla rakibine üstün gelmesini amaç edinen, kuralları olan bir spor..
Uzun zaman önce Erzurumluların ve Bayburtluların cirit oynaması medyada zaman zaman yer alıyordu. Bugün ise cirit oyunlarının televizyon kanallarında yayınlandığına çok nadir de olsa tanık oluyoruz.
Cirit alanında birkaç kez oyunu seyrettikten sonra merakım arttı, araştırmaya başladım; at üzerinde kartal gibi uçan cesur ciritçiler, seyirciler üzerinde büyük bir heyecan uyandırıyordu ve tarih boyunca ordumuzda iyi sipahilerin yetişmesi, bu atlı oyunları sebebiyleydi.

Bir takım oyunu olan ciritte maksat, at üzerindeki binicileri hedefleyip değnekleri isabet ettirmektir. Cirit adı verilen değnekler, mızrak biçiminde, ucu temizenli (demirli) muhtelif uzunluklardadır. Ekseriya kuru meşe veya soyulmuş hurma dalından yapılır. Ciritlerin mızraktan farkı, çapının daha ince olmasıdır
Alparslan döneminden beri Anadolu 'da oynanan bu spor dalı, özellikle Doğu ve İç Anadolu'nun farklı yörelerinde daha yaygındır. Cirit oyunu eski önemini kaybetmekle beraber, günümüzde Anadolu'nun bazı şehirlerinde devam etmekte ve senenin belirli zamanlarında müsabakalar düzenlenmektedir. Dolayısıyla bugüne kadar cirite ilişkin ne görsem ilgilendim.

OSMANLILARDA CİRİT
Sizi biraz tarihte yolculuğa çıkmak istiyorum. En basit dille anlatmam gerekirse cirit; gerçek bir savaş oyunu olup akıncıların düşmana saldırışı ve geri çekilişini içeriyor. İnsan ve atın hız, beceri, taktik ve takım ruhu ile birleşmesi estetiği, heyecanı yaratıyor.



Medeniyetimizde at, cihat aletiydi, mukaddes ve vazgeçilmez bir unsurdu. Müslümanlar, at sırtında doğar, at sırtında büyür, at sırtında savaşır, at sırtında ölürlerdi. Cirit Oyunu, Osmanlı coğrafyasında en büyük tören ve sportif oyundu.

Osmanlılarda çok yaygın bir spor dalı olan Cirit Oyunu'nun, saray çevresinde, orduda ve halk arasında yaygınlaşması, on beşinci yüzyılda gerçekleşiyor. Oyuncularda da, seyircilerde de cihat ruhunu uyandıran cirit, insanın muharebe gücünü artırıp, savaşa hazırladığından, saray ve Enderun eğitim programlarında yer bulmuş: Osmanlı ordusunda ciridi ustalıkla kullanan Cündi adlı özel bir süvari sınıfı vardı. Padişah ve kumandanlar, askerlerin barış zamanında savunma ve saldırı yeteneklerini muhafaza ederek geliştirmek, sefer anında ise askerleri coşturarak aşka getirmek için cirit oyunları düzenlerlerdi. Sultan Yıldırım Bayezid Han ile Sultan Çelebi Mehmet Han devirlerinde cirit oyununa büyük önem verilmiş. Hatta Amasya ve Merzifon'da binicilikleriyle meşhur birbirine rakip iki binici bölüğü meydana getirilmişti.

Cirit oyununda, Orta Anadolu'nun küçük fakat mukavemetli, çevik atları tercih edilmekteydi. Anadolu'da üç kısım cirit oyunu vardı: Birincisi, düğünlerde oynanan "Düğün Ciridi"; ikincisi, pazar ve panayır günlerinde oynanması adet olan "Deri Ciridi"; üçüncüsü ise, cirid oyununun en yoğun olduğu dönem olan baharın gelmesiyle beraber hemen hemen her yerde oynanan "İlkbahar Ciridi" idi.

Cirit oyununda, oyuna katılacak atlı delikanlılar, meydanda iki grup halinde sıralanırlardı. Meydana büyük bir seyirci topluluğu geldiği için, sağa ve sola alanı açmak gayesiyle iki değnekçi bulunurdu. Halkın ilgisini çekmek için cirit meydanında davullar ve zurnalar çalınırdı. Sonra çavuş gür sesiyle; "Osmanlılar alana" diye seslenirdi. Osmanlı tabiri binici demekti.

Atlılar meydanda yerlerini alınca, derhal davul zurna çalmaya başlardı. 70 ile 120 metre aralıkla ayrılan ve iki takımı oluşturan atlılar, karşılıklı olarak alanın en gerisinde 6'şar, 8'er veya 12'şer kişi olarak iki dizi teşkil ederlerdi. Sağ ellerine atacakları ilk ciridi, diğer ellerine yedek ve yetecek miktarda cirit alırlardı.
İki tarafın birinden bir atlı, çavuşun işareti ile öne fırlar, karşı dizinin önüne 30-40 metre kadar yaklaşırdı. Çıkışı ağır ağır olur ve atını oynatarak hasım atlılara yaklaşırdı. Karşı tarafın oyuncularından gözüne kestirdiği bir atlının adını seslenerek meydana davet ederdi. Sağ elindeki ciridi ona doğru savurur, atmasıyla geriye dönüp kaçması bir olurdu; atını kendi takımına doğru mahmuzlardı. Kaçarken geriye bakmayı ihmal etmezdi.
Karşı tarafın davet edilen oyuncusu değnek atılan atlı, hızla onu kovalamaya başlar, elindeki ciridi yaklaştığı anda geri dönüp kaçan karşı takım oyuncusuna fırlatır. Bu kez ikinci takımdan çıkan kovalayan, takımındaki yerini almak için süratle yerine dönmeye çalışırken, ilk oyuncunun çıktığı takımdan bir ciritçi, onu karşılar, daha süratle çıkar ve cirit atardı. Ancak bunun sıradan çıkması için, kovalayanın elindeki ciridi çıkarması şarttı. Bunun için kovalayan kimsenin aynı zamanda müdafaa tertibatı alması lazımdı. Kendisini kovalayanı da takımından biri elindeki ciritle hazır beklemekteydi. Oyun böylece kızışır ve devam ederdi.
Cirit isabet ettiren ciritçi takımına bir sayı kazandırır. Değneği ata vurmak çok ayıp karşılanır ve acemilik sayılırdı. Bu harekete yer veren derhal oyundan çıkarılırdı. Eğer ciritçi attığı ciridi rakibine değil de ata isabet ettirmişse bir sayı kaybeder. Bu yüzden, cirit ustaları çok çevik olurdu. Ciritçi karşı taraf oyuncusundan kendisini sakınmak için çeşitli hareketler yapar, değnek gelirken aynı anda atın sağına soluna, karnının altına, boynuna yatar. Hatta cirit ustaları kaçarken kavak durması denilen duruşu yaparlardı. Buna göre binici, elleri üzerinde dikilip ayakları yukarı gelecek şekilde vaziyet alırdı. Çok süratli hareket eden hayvanların aynı hızla geri dönmesi durumunda, bazen dengesini kaybedip yıkıldıkları olurdu. Bu sebeple ayak kırılmalarına da rastlanırdı. Bu duruma ciritçiler çok dikkat ederlerdi. Cirit alanında; kafası yarılanlara, bayılanlara ve hatta bazen ölüm olaylarına bile rastlanırdı.

Tabi geleneğe göre ciritte ölüm olaylarının doğal karşılanması ve düşmanlık yaratmaması gerekiyor. Ciridin yol açtığı yaralanma ve ölümler üstünde tarih boyunca oldukça durulmuş. Hatta Evliya Çelebi de ciritte dört dişini kaybettiğini yazar: ?Cirid meydanında hakire latife yüzünden bir cirid atup yüzüme isabet edüp dörd aded dişlerim boğazıma dıkup Defterzade efendimiz hayli müteellim olup dörd dişimin kısasına karşılık bir kise cerime ve bir küheylan esb-i fetah bile cerime verüp sulh olduk?

Dolayısıyla ölüm olayı halinde, ölenin ailesi öldürenden davacı olmazdı. Bu ölüm, er meydanında olmuş gibi şeref sayılırdı. Bu yüzden Sultan İkinci Mahmud Han, 1826'da cirit oynamayı yasakladı. Fakat eyaletlerde oynanmasına engel olamadı.

Cirit oyununda tehlike yaratmaması için, eskiden hurma ve meşe ağacından 70-100 cm. uzunluğunda; 2 veya 3 cm. kalınlığında yapılan ciritler, sonraları kavak ağacından yapılmaya başlandı. Sopaların uçları silindir şeklinde kesilerek yuvarlatılır, kabukları yontulur, isabet halinde delicilik özelliğini ortadan kaldırmak için bu şekilde tedbir alınırdı. Böylece ne atın, ne de ciritçilerin canı yanardı..
(Devam edecek..)

Mustafa Yürekli - Haber7

mustafayurekli@gmail.com


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.