İrfan Küçükköy

İrfan Küçükköy

Gönenli Mehmet Efendi Kürsü Kuşu - Reisü’l Kurra

Gönenli Mehmet Efendi Kürsü Kuşu - Reisü’l Kurra

Balıkesir’in Gönen ilçesinde 1905 tarihinde Kırım kökenli bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Mehmet Efendi 1937’de ilgili kanun çıkınca “Öğütçü” soyadını almıştır. Kuvvetli bir dini ilimler tahsili yapmasının (icazet almasının) yanında 1927’de İmam-Hatip Okulunu pekiyi derece ile bitirmiştir. Askerliğini yedek subay olarak yapmış İkinci Dünya Savaşı esnasında askere tekrar alınmış, (1939-1943) dört sene sonra yüzbaşı iken ayrılmıştır. Ordu’da müvazzaf olarak kalma hakkı vardı. Böyle tezkere bırakıp, generalliğe yükselenler bile olmuştur.
Hafızlığını Gönen’de çocukken tamamlamış. 1930’da ilk askerliğinden sonra ilçesinde başladığı imamlığını, İstanbul’da sürdürmüştür. Muhtelif hocalardan kıraat dersleri almıştır. 1976 yılında yüzlerce kurra hafız yetiştiren Ali Üsküdarlı hocanın vefatı üzerine Reisü’l-Kurra payesini almış, 1991 yılında vefatına kadar bu ünvanı sürdürmüştür.


Fakir Öğrencilerin Anası Babası

Fakir öğrencilerin anası-babası gibi idi. Anadolu’dan İstanbul’a ilk gelen hafız öğrenciler ve hafızlığa başlayacak öğrenciler ilk önce hocayı bulurlardı. Hoca onların seviyelerine göre bir Kur’an kursuna hafız olmak, kıraat okumak, Arapça veya dini ilimler tahsil etmek üzere yerleştirirdi, Anadolu’nun en ücra yerinden İstanbul’a gelmek isteyen öğrenci, İstanbul’a gelecek, Gönenli hocaya ulaşacak kadar bir para bulsa, dönüşe yetecek kadar para olmasa bile yola çıkarmış. Kendisini yönlendirenler bu teminatı verirlermiş.
Haseki Eğitim Merkezi kıraat hocası, meşhur kurra Abdurrahman Gürses hocaya “Gönenli Mehmet Hoca gençliğinde nasıldı?” diye sordum. “Gençliğinde de aynı şekilde yardımsever ve Kur’an aşığı, tahsil aşığı idi. Borç dert Kur’an Kursunu yaptırdı. Sonra ödemeleri karşılıyamadı. Oturduğu evi satıp, kurs parası olarak verdi” diye karşılık verdi.


Kürsü Kuşu

“Kürsü Kuşu” tabiri şübhesiz ki en çok ona yakışır. Pir-i fânî olarak seksen altı yaşında vefat etmeden bir ay önceye kadar, İstanbul’un her yerinde, hergün öğleden önce iki veya üç, sonra iki veya üç, ikindiden sonra iki olmak üzere haftada kışın kırk yazın altmış camide vaaz ederdi. Kürsünün merdivenlerinden destekle çıktığını bizzat görürdüm. Ben de Üsküdar Aziz Mahmut Hüdai Camii’ndeki vaazlarını izlerdim. Vaazları klasik usulde değildi. Önce biraz Kur’an okur, sonra dua ile bezenmiş kısa konuşmasını yapar, bazen coşar ilahiler söyler, sonra dualarla tamamlardı.
Her caminin bir günü bir de saati vardı. Sabah onda, on bir de ise saatinde, öğleden sonra iki de, üçte ise saatinde camiyi cemaat doldururdu. İnsanlar, tabi ki heyecanını yaşamak, duasını almak, müjde dolu açıklamalarını dinlemek için camiye koşardı. Onunla doğrudan ilgilenen birkaç bey, birkaç da hanım olurdu. Arabayla getirirler, çevresinde halelenirler ve eziyete varacak aşırı ilgiden korurlardı. Tarikat tarzında bir bağları yoktu ama gerçekten yüksek seviyede bir gönül bağları vardı. Fakir semtlere de, zengin semtlere de vaaza giderdi. Esmer vatandaşların ağırlıkta olduğu Üsküdar Selamsız Semtinde, karşı tarafta Hacı Hüsrev Mahallesinde de vaazları vardı. Her halde Romenlerle, zenginlerin bu kadar camide, iç içe kucak kucağa oturduğu başka mekân ve zaman yoktur.
Vaazlarındaki teması cennet müjdesi olurdu. “Mademki müslümansınız, mademki camidesiniz, cennetliksiniz” derdi. “Cehennem kâfirler için. Günahta ısrar edenler için. Tevbe edin günahlarınızı siliverin. Günahlar silimek için yazılmıştır. İyi insan olmaya çalışıverin. Cennette derecelere ulaşın. Hz. Peygambere komşu olun” tarzında dualarla bezenmiş konuşmasını yapardı.


Fakir Babası

Her gördüğü, ilgilendiği kişiye ihtiyacını sormak âdetinden idi. Tabiî ki sormaktan maksat ihtiyaçları karşılamaktır. Hayırlarının miktarını bir dostum, ailenin bir günlük hayati ihtiyacını karşılayacak kadar diye ölçü vermişti. Esasen namazlardan sonra etrafını ihtiyaçlı insanlar sarardı. Paraları nereden buluyordu, derseniz, kaynak hayırsever dindar zenginlerdi. Zenginler, zekâtları dâhil yardımlarını hocaya ulaştırırlar. O da böylece ihtiyaç sahiplerine dağıtırdı. “Hayra vesile olanlar da yapan gibidir”. Hadisi şerifi uyarınca hizmetini arz ederdi. Sabah namazından sonra pejmurde kıyafetliler de yoluna gelirlermiş. Hoca onlara da para verirmiş. Etrafındakilerden biri “Hocam, bunlar biracılar, ispirtocular, zil zurna sarhoşlar” deyince şöyle karşılık vermiş “Görmüyor musun? Geceyi aç geçirmişler, günahları Allah ile kendileri arasında” diye karşılık vermiş.

Senelerin adını yaşatmak için bantlara alınan konuşmalarını yayımladılar. CD’ler yayımladılar. Adını verdikleri camiler yaptılar. Kur’an Kursları ve yurtlar, pansiyonlar, vakıflar kurdular. Vefatının ondokuzuncu sene-i devriyesinde muhterem hocamızı rahmetle anıyorum.


Bir Hatıra

Gönenli Mehmet Efendi, 1954 yılında Sultan Ahmet Camii imamlığına tayin olmuş, otuz sene hizmetten sonra 1982 yılında emekli olmuş ve fakat emeklilikten sonra da aynı camide fahri olarak imamlığını teberrüken bazı vakitler sürdürmüştür. Aynı yıllarda Ramazan ayında hergün selâtin camilerden birinde vazederdim. Hafta da bir gün de Sultan Ahmet Camii’nde vaazlarım vardı. Namazdan sonra vaaza başladım. Hoca efendi mihrabta oturuyor. Vaazımı sonuna kadar dinledi. Yanıma geldi, elini öptüm. Beni tebrik etti, hizmete devam için teşvik etti. Sonra kulağıma doğru ağzını getirerek hafif sesle “Evladım” dedi. “Paraya falan ihtiyacın var mı?”. Teşekkür ettim. Memuriyetimin yanında ticaret de yaptığımı söyledim. Dua buyurmasını rica ettim. Birkaç cümle ile özel dua etti.


İrfan Küçükköy Hoca

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.