İdris Polat: Oku! Kalk ve Uyar!

İdris Polat: Oku! Kalk ve Uyar!
İdris Polat: 'Okumak kalbimizi/ruhumuzu aydınlatmalı, bunun için de en çok gece okumalıdır. Kulun eşyayla bağlantısının/irtibatının en az olduğu zaman dilimi olan gece okumaları, en verimli okumalarıdır..'

Ä°dris Polat: Oku! Kalk ve Uyar!

Oku! Kalk ve uyar!

Kuran ilk olarak gece inmeye başlamıştı.  Zira insanlığı kuşatan cehalet karanlığı gecenin karanlığından daha çetindi. Dünyanın karanlığını gidermek için güneşin doğması yeterli iken, zihinlerdeki karanlığı aydınlatmak için güneş yetmiyordu. Gecenin karanlığını aydınlatmak kolay ne var ki insanoğlunun zihnindeki karanlıkları aydınlatmak o kadar kolay değildi. Zihinlerdeki karanlıkların giderilmesi için öncelikle eşya üzerindeki kodlar anlaşılmalıydı. Zira Rabbimiz yarattığı her eşyayı bir ayet olarak yaratmıştı. Yarattığı eşyadaki kodları çözebilmek için şimdi kitabını indirmişti, zira Kur’an-ı Kerim, insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkarmak için gönderilmişti.

Allah yerin ve göğün aydınlığı ve nurudur. Ne var ki bu aydınlığı fark etmek için öncelikle insanın kalbinin üzerindeki örtüleri kaldırması gerekmektedir. Zira Allah’ın ayetleriyle kul arasındaki tek engel, kulun yaptıkları nedeniyle kalbi üzerinde oluşan perdedir. Kaldı ki Allah’ın ayetlerini görmek için illa başlardaki gözlere ihtiyaç yoktur. Hislerimizin tamamı aslında O’nun ayetlerini fark etmemiz, okumamız için verilmiştir. Nitekim Allah’ın ayetleri yüce kitabımız Kuran’ın metniyle de sınırlı değildir. Allah’ın ayetleri yeri ve göğü kuşatmıştır. Geceyi ve gündüzü kuşatmıştır. Okyanusların karanlıklarında da Allah’ın ayetleri vardır. Yeryüzünün derinliklerinde, magmalarında da Allah’ın ayetleri vardır.

Allah’ın latif olduğu gibi ayetleri de latiftir. Allah’ın ayetlerinin önünde hiçbir şey perde olamaz. Allah’ın ayetlerinin nüfuz etmediği bir şey olamaz. Asıl mesele insanın bu ayetleri görmek isteyip istememesinden ibarettir. Allah, yarattığı tüm mahlukatı ile kendisini ayan beyan ortaya koymaktadır. Ne var ki en büyük sorun insanın göğsünde taşıdığı kalbi, yüreğidir. İnsanoğlunun en büyük meselesi de yüreğini kör etmekten korunabilmektir.

Kuran ayetleri Ramazan ayında inmeye başlamış ve en başta Hz. Peygamber, yüreğini bu ayetlere açmıştır. Kuran insanlığı karanlıktan aydınlığa çıkartmak için gönderilmiştir. O halde iman edenler karanlıkları aydınlatmakla görevlendirilmiştir. Karanlıkları aydınlatmak için öncelikle oku emrine muhatap olmuşlardır. Zira önce kendileri aydınlanmaları gerekmektedir. Öyle değil mi dostlar?! karanlıklar içinde olan bir kimse nasıl başkasını aydınlatabilir ki. Zihni aydınlanmayan kişiyi hangi güneş aydınlatabilir ki?!

Maddenin karanlığını madde ile aydınlatan insan, peki mananın karanlığını nasıl aydınlatacaktır. Kaldı ki insan madde ve manadan müteşekkil değil midir? Yürüdüğü yolu aydınlatan güneş veya lambadan ziyade, gittiği yolun hak mı batıl mı olduğunu gösterecek, hakikat ışığı daha önemli değil midir? Yürüdüğümüz yolun hak-batıl yönüyle aydınlanması öncelikle aydınlanmış bir yürek ve zihne sahip olmaktan geçmektedir. Kıymetli dostlar! Yüreğimiz ve zihnimizdeki karanlıkları aydınlatmanın yolu okumaktan geçer. Zira okumayanlar, cahiller karanlıklar içindedirler, hem de öyle karanlıklar ki bin güneş bu karanlıkları aydınlatamaz. Onun içindir ki Kur'an bizlere şeytandan Allah’a sığınmayı öğrettiği gibi cehaletten ve cahillerden de Allah’a sığınmayı öğretmektedir.

Dünyayı aydınlatmak gibi mühim bir vazifeyi üstlenen inanların en önemli vazifesi okumaktır. İnanlar için hayat oku emriyle başlar. İnanlar için okumak, Allah’a giden yolculuklarında en önemli gıdalarıdır. Seyr-i İlellah “Allah yolunun yolcuları” okumaktan mahrum/geri kaldığı anda, yağı bitmiş kandil gibi sönmeye başladıklarını hissederler. Zira bu yolun yolcuları için en önemli azık okumaktır. Gerek Allah’ın indirdiği kitabını okurken gerekse Allah’ın kâinat ayetlerini okurken hep iç dünyalarında derinleşirler. Bilirler ki, esas olan her şeyden önce kendilerini okumalarıdır. Kendilerini okumadıkça diğer öğrendikleri bilgilerin bir anlamı yoktur.

Oku emriyle yola revan olmalı ve hiç durmamalıdır. Okudukça açlığını hissediyorsa doğru yolda olduğunu bilmeli, okudukça kibirleniyor ve burnunu kaldırıyorsa kitap yüklü merkebe dönüştüğünü fark etmelidir. Okumak beraberinde tevazu ve hoşgörüyü kazandırmalı, meyveli ağaçların başlarındaki meyveleri ikram etmek için dallarını eğdiği gibi, öğrendiklerini insanlığın hizmetine sunmayı öğretmelidir.

Okumak kalbimizi/ruhumuzu aydınlatmalı, bunun için de en çok gece okumalıdır. Kulun eşyayla bağlantısının/irtibatının en az olduğu zaman dilimi olan gece okumaları, en verimli okumalardır. Gece uykuyu bırakıp ta okumaya yönelmek dert sahibi olduğunu izhar etmektir. Okuduklarımızı öğrenmemiz aklımızın, zekamızın ya da okuduğumuz metnin çok etkili olmasından değil, tamamen Rabbimizin anlayışımızı açmasıyla alakalıdır. Rabbimiz ise “İnsan için çalıştığı kadarı vardır” buyurur. O halde geceleri uykumuzu bir kenara bırakıp ta yaptığımız okumalar, samimiyet ve gayretin en bariz göstergeleri olduğundan, Rabbimiz gece okumalarında kulunun anlayış ve kavrayışını arttırmaktadır.

Yüce Kitabımız Hira’da ilk emri oku olarak Hz. Peygambere inmişti. Oysaki bu kuran eğer dağlara inecek olsaydı dağlar Allah korkusuyla paramparça olacaktı. O halde kuranı okuyan her mümin dağların dahi taşımaktan kaçındığı büyük bir vazifeyi üstlenmek üzere okumalı. Okuduğu ayetlerin bir şaka veya eğlence olmadığını ruhunun derinliklerinde hissetmeli ve Allah’ın kelamının olduğu yerde başka bir kelama yer olmayacağını susup ona kulak vermesi gerektiği bilinciyle okumalı.

Allah’ın ayetlerine muhatap olan insan çok iyi bilmeli ki bu ayetler onu ayağa kaldırmak için gelmiştir. Zira yüce kitabımızın ilk emri oku iken ikinci emri “KALK VE UYAR” olmuştur. Daha beş ayet inmişken altıncı ayetin “KALK VE UYAR” olması bizlere öncelikle, kalkıp uyarmak konusunda çok bilgiden ziyade özveriye ihtiyacımız olduğunu tembihlemektedir. Okuduğumuz ayetler bizi ayağa kaldırmıyorsa ya okuduklarımızın yanlış olduğunu ya da okuduklarımızı anlamadığımızı göstermektedir.

Allah’ın kelamının en belirgin özelliği ruhlara hayat kaynağı olmasıdır. Öyle ki bu kelamı okuyan/dinleyen köleler, efendilere; çocuklar, anne-babalara; fakirler, zenginlere; tebalar/halklar, idarecilere meydan okuma cesaretini bulurlar. Allah’ın kelamı, Musaları firavunlara, İbrahimleri Nemrutlara karşı ayağa kaldıran müthiş bir tılsımdır. Bu tılsım öyle etkilidir ki, beş ayeti Hz. Muhammed (sav) ve ona inanları ayağa kaldırmak için yeterli gelmiştir.

Bilal-i Habeşî o güne kadar Ümeyye bin Halef’in en itaatkâr kölesi iken, bu ayetleri duyduktan sonra kıyama kalkmış ve kızgın taşlar altında “AHAD, AHAD…” nidalarıyla sahrayı inletmiş, ama kıyamından hiçbir şey onu geri çevirememiştir. Diğer bir taraftan ise, o güne kadar Hz. Ebu Bekir efendimiz için sıradan bir köle olan Bilal-i Habeşî, Allah’ın ayetleri yüreğine indikten sonra, Hz. Ebu Bekir için öz kardeşinden daha kıymetli hale gelmiş, gerekirse servetini verip hürriyetine kavuşturma sorumluluğunu omuzlarında hissettirmişti. Allah’ın ayetleri indiği zihinleri ve yürekleri ayağa kaldırmış, şirk ve putperestliğin kirlerinden arındırmıştı.

Kıymetli dostlar, vahyin nüzulünü yad etmek için gündüzleri oruç tuttuğumuz, bin aydan hayırlı gecesini ihya etmek için gecelerini teravihle kıyamda geçirip son on gününü de kendimizi mescide hapsedip itikafta geçirdiğimiz Ramazan ayında, en çokta vahyi solukladıktan sonra, ruhları ihya olup bir daha oturmamak üzere kıyama kalkanları yad etmemiz yapacağımız en önemli vazifelerimizdendir. Zira “O gün Bilal-i Habeşî’yi aya kaldıran ayet bugün neden beni ayağa kaldırmıyor?” sorusunu ümmet olarak hepimiz nefsimize sormalıyız.

Okuduğumuz onca hatimler, Allah’ın emirlerini önce kendi hayatımızda sonra en yakın çevrelerimizde yerine getirmek hususunda bizi ayağa kaldırmıyorsa, nasıl olurda okuduğu ya da duyduğu altıncı Allah kelamı “KALK VE UYAR” ayetiyle, ayağa kalkıp gece gündüz mücadele eden bir toplumun varisleri olabiliriz?!

Kuran’ın nüzulünü kutladığımız şu günlerde dünyanın dört bir yanındaki Müslümanlar olarak en çok muhtaç olduğumuz şeyin kıyama kalkmak olduğu çok aşikardır. Tabi ki öncelikle okuma seferberliği yaparak kıyama kalkmalıyız. Okumadan yapacağımız kıyamın bizi hakka götürmeyeceği bilinciyle okumalıyız. Ancak hep okuyan ve okuduğu ayetleri, tartışma ve akademik araştırma konusu olmaktan öte, hak yolunda kalkıp uyarma sorumluluğunu yüreğimizde hissederek okumalıyız. Fetva vermek için değil, fevç fevç dalalete giden yığınların önünde set olmak için kıyama kalkmalıyız. Hz. Peygamberin ifadesiyle, “Gece yarısı sahrada yakılmış ateşe var gücüyle kendini atan haşeratı, ateşten korumaya çalışan adam misali” kendimizi, ailemizi ve muhatap olduğumuz tüm insanları yakıtı taş ve insanlar olan ateşten korumak için kalkıp uyarmalıyız.

Ramazan ayının mübarek olmasının en önemli hikmeti ve mirası, Ramazan ayının kıyam ayı olduğunu hatırlamak ve bedenin esaretinde köleleşmiş olan ruhlarımızı hürriyetine kavuşturmak için “KALK VE UYAR” emrini hayatımıza taşımak olacaktır.

 

İdris Polat

2505.2018, Adana

 

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.