Misyonerlik Dinî Bir Hareket Değildir Milletimizin Bekasına Yönelik İdeolojik Bir Tehdittir
Misyonerlik Dinî Bir Hareket Değildir Milletimizin Bekasına Yönelik İdeolojik Bir Tehdittir
Dikkat ediyor musunuz? Gençlerin uyuşturucu, akran zorbalığı, cinayet, LGBT sapkınlığı, tiktok vb mecralardan gelen tenkitler, kumar, internet bağımlılığı gibi ülke dışından gelen, ülkemizi içeriden çökertmeye çalışan açık veya gizli mihrakların çalışmaları etrafında tartışıyoruz. Zaten evlilikler durma noktasına geldi, boşanmalar arttı, yani genç nüfus azaldı. Azalan genç nüfus da fiziksel, ruhsal olarak elimizden alınıyor.
Saydığımız tehdit ve tehlikelerin en gizlisini, en tehlikelisini söyleyeyim mi? Gençlik büyük bir misyonerlik faaliyetinin etkisinde. Son dönemde Hristiyan olan, Yahova Şahitlerinin ağına düşen gençlerimizi gündeme almak zorundayız. Biz öldüğünde öğreniyoruz birçok Türk isimli, Türk soyadlı öğretmenin, profesörün, rektörün Hristiyan olduğunu. Taziye ve Cenaze programından öğreniyoruz ki ‘bizden’ sandığımız kişi meğer Hristiyan imiş. Biz sonradan öğreniyoruz ama onun dostları, öğrencileri biliyor. Çünkü onun vesilesiyle onlar da Hristiyan oldu, din değiştirdi.
Bu sene Ankara-Gazi Üniv. Tıp Fakültesini kazanan bir yakınım, arkadaşlarının din değiştirerek Hristiyan olduğunu, her hafta sonu İncil okumak, gitar eşliğinde İlahi söylemek için Kiliselere gittiklerini, kendisinin de bir kez gözlemci olarak katıldığını söyledi. Aralarında cami imamının oğlu da varmış ve babasıyla konuşuyormuş. İmam Hatip öğrencisi de var Hristiyan olan dedi. Ankara’nın merkez ilçelerinin hemen hepsinde, bazı iş yeri veya apartmanların en üst katları Kiliseye çevrilmiş olarak faaliyet gösteriyor dedi.
Bu nedir biliyor musunuz? Müslüman kaldıkça bu toprakların Müslüman vatanı olmaktan çıkaramayacaklarını anlayan çağdaş Haçlıların ülkeyi içten fethetmesidir. Din ve vicdan hürriyeti, dinini yaymak hürriyeti gibi Anayasal hakların Türk milleti aleyhine kullanılmasıdır.
Bu tezgahtan geçen gençler gerçekten Hristiyan olduğunu ispatlayınca burslarla, referanslarla yurt dışına gönderiliyor, orada yetiştiriliyor ve ülkenin en kilit mevkilerine getiriliyor. Böylece kale içeriden fethediliyor.
Avrupa’da, ABD’de Hristiyanlar, kendileri araştırıp Müslüman olurken nüfusunun yüzde doksanının Müslüman olduğu, Haçlıları 11 kez yenmiş, İslâmiyetin kılıcı olmuş, Müslüman olmakla Türk olmak aynı anlama gelir dedirtmiş bir milletin çocukları Hristiyan ediliyor. Memleket, Fikret’in oğlu Haluk’larla dolu. Türkiye Yüzyılı diye bir hedef varsa devlet öncelikle bu gizli ve sinsi harekata karşı önlem almalıdır.
Bundan 20, 25 yıl önce gazetelerde yakalanan, tutuklanan Yahova Şahitleri haberleri okurduk. Bu ülke, M. Kemal hayatta iken cezaevlerindeki mahkum kadınları misyonerlik yaparak Hristiyan etmeye çalışan Avar’ı M. Kemal’e ihbar etmiştir. Elazığ ve Tunceli çevresinde ‘Azize’ olarak kabul edilen, kız çocuklarını köylerden toplayıp onları Hristiyan kültürü aşılayan Sıdıka Avarlar şimdi memleketin her yerinde ve faal haldeler.
Devlet, dindar gençlik yetiştireceğiz dese de bu mümkün değildir. Çünkü dindarlık için önce aile, mahalle, yakın çevre gereklidir. Dindarlığımız biraz da toplumsallığa bağlıdır. Ama gençlerimizi İslâmî bilgileri kuvvetli, dinî aidiyetin kimliğimizle bütünleşmiş olduğunu, dilimizin esasen Müslüman bir dil olduğunu, kültürümüzün temelinde İslam olduğunu öğretebiliriz. Avrupa ve ABD’de ateist, Yahudi ve Hristiyan gençlerin hidayete ederek Müslüman olduklarını video, film ve yaşayan şahitleriyle anlatabiliriz.
Misyonerlik faaliyetleri dinî bir faaliyet değildir, siyasi, ideolojik bir faaliyettir. Dolayısıyla Türkiye, bölücülük, yıkıcılık, anarşi faaliyetlerini nasıl bir iç güvenlik, bir beka sorunu olarak görüp ona göre tavır ve siyaset takip ediyorsa; Misyonerlik faaliyetlerini de beka meselesi olarak görmelidir. İstanbul’a, Ankara’ya, İzmir’e yani üniversite bulunan bütün şehirlere yüksek tahsil için gelen öğrencileri ağlarına düşürenler kimlerdir? Nasıl bir faaliyet yürüterek onların dinlerini ellerinden alıyorlar? Neler vaadediliyor? Bu ve benzeri soruların peşinde olmalı devlet. İstihbarat teşkilatları, askeri ve polis istihbaratı yabancılaşma ve beka bağlamında bu konulara pekala el atabilir.
Diyanet İşleri, MEB Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri okullarda sık sık bu konuya yer vermelidir. Çocuklarımıza ve gençlerimize ibadet eksikliğine, günah işleme zayıflığına rağmen dinimizin Kelime-i Şehadet ve Amentu esaslarına samimi olarak iman ettikleri müddetçe mutlaka cennete girecekleri, dindarlığımızı amellerimiz değil iman ve itikadımızın belirlediği belletilmelidir.
Muhafazakâr bir gazetenin yazarları özellikle 15 Temmuz sonrası mahkemelerin hükümlerini adalet ve ahlak ilişkisi ile ele alıyor. Hemen her gün yazarları, ahlaklı olmak için din, dindar olmak, Müslüman olmak şart değil; insanlar din olmadan da ahlaklı olabilir, demeye gelen yazılar yazıyorlar. İktidarı tenkit edelim derken yanlış bir dindarlık-ahlak ilişkisi kurarak gençleri İslamdan uzaklaştırıp Hristiyanlığa yaklaştırıyorlar. Çünkü Hristiyan ama ahlaklı demeye getiriyorlar.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisine Eklenmelidir
Hem imam-hatip liseleri hem diğer liselerin din kültürü ve ahlak bilgisi derslerinin müfredatında var mı bilmiyorum. Eğer yoksa müfredata ‘İslam’a karşı saldırgan tehditler’ gibi bir başlık altında islamafobi, oryantalistik çalışmalar, Hristiyanlık misyonerlik çalışmaları, Yahova Şahitleri, mesihci anlayışlar, masonlukla ilişkili çalışmalar, tapınak şövalyeleri, gelecekci astrolojik inançlar, satanizm, deizm, ateizm, hint felsefesini din olarak taşıyan “guru” sistemi, reenkarnasyon, ruh çağırma, Cadılar bayramı, noel gibi çağdaş inanc ve sapkınlıklar konusunda İslami yaklaşımlar öğrencilere mutlaka öğretilmeli ve gençlerimizin Amentu’ye dayalı, Eski sünnet merkezli imanları korunmalıdır.
Görüyorsunuz son yıllarda deizme kayan gençlerin çok olduğundan hatta bunların içinde imam hatipli, ilahiyatçı öğrencilerin olduğundan çok bahsediliyor. Bu inanç erozyonunun ucunda Hristiyanlık, din değiştirmek ve girişte sıraladığımız toplumsal sorunlar var.
Sekülerlik, protestan ahlakı derken geldiğimiz nokta Haluk Fikret’in akıbetidir.
CB Erdoğan ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi dijital basını ne kadar takip edebiliyor bilmiyorum. Fakat bu konunun bir kabine toplantısında MEB, Kültür Bakanlığı, İç İşleri Bakanlığı konusu olarak ele alınmasında büyük fayda var. İmam Hatip Lisesi mezunu Cumhurbaşkanımız ve Milli Eğitim Bakanımız var. (Kabinede başka kimlerin yolu İmam Hatip’ten geçti acaba?)
Bu konuda daha da yazacaklarım var.
İnşallah yazdıklarım etkili çevrelerde makes bulur.
www.ulukanal.com, Kamil Yeşil
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.