Prof. Dr. Nevzat Tarhan: “Aldatmada sosyal medya katalizör etkisi yapıyor”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, TGRT Haber’in canlı yayın konuğu oldu.
“Dijital sadakatsizlik bir süre sonra fiili aldatmaya doğru evrilebiliyor”
Dijital sadakatsizlik kavramına dikkat çeken Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan; “Sosyal medyanın boşanma hızını artırmada gerçekten önemli bir rolü var. Özellikle dijital sadakatsizlik çok yaygın. Dijital sadakatsizlik bir süre sonra fiili aldatmaya doğru evrilebiliyor ve çoğu zaman bu şekilde başlıyor. Eskiden yalancının mumu yatsıya kadar yanar denirdi şimdi ise yalancının mumu internete kadar yanıyor. İnsanlar aile ilişkilerinde birbirlerine karşı dürüst, açık ve güven verici olmadıklarında dijitalleşmenin de etkisiyle bu durum çok daha kolay ortaya çıkıyor. Bu da ailelerdeki sadakatsizliklerin daha görünür hale gelmesine yol açıyor. Bu nedenle zayıf ve kırılgan ailelerde boşanma olayları çok daha sık görülüyor. Ya da taraflar kıskanç yapıdaysa bu tür durumlar aldatma olarak algılanabiliyor ve süreç kolaylıkla boşanmaya kayabiliyor. Dolayısıyla sosyal medyanın burada hızlandırıcı hatta katalizör bir etkisi var. Sosyal medya algoritmaları da bu durumu önleyici şekilde çalışmıyor. Algoritmaların ve sosyal algoritmaların şeffaf olmaması, aile içi ilişkilerde ve yakın ilişkilerde ciddi olumsuz etkilere yol açıyor.” ifadelerini kullandı.
“Fatura en çok çocuklara çıkıyor…”
Küresel ölçekte boşanma hızının artış gösterdiğine vurgu yapan Tarhan; “Bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil bütün dünyada gözlemleniyor. Türkiye’deki boşanma hızı da dünya ortalamasına ciddi biçimde yaklaşmış durumda. Örneğin evlilik dışı doğum oranları Türkiye’de yüzde 2,9. Bu oran hala oldukça düşük. Yani yüz doğumdan yalnızca 2,9’u evlilik dışı. Ancak Kuzey Avrupa ülkelerinde bu oran çok daha yüksek. İsveç ve Norveç’te yüzde 59, Fransa’da yüzde 56, İngiltere’de ise yüzde 40 seviyelerinde. Türkiye’de hane kırılganlığına baktığımızda da önemli bir değişim görüyoruz. Son 10 yılda yapılan çalışmalar daha önceki 10 yıla kıyasla 5 kişilik hanelerin 3 kişilik hanelere düştüğünü ortaya koyuyor. Bu durum evliliklerde boşanmanın artmasıyla çok yakından ilişkili. Bunun faturası en çok çocuklara çıkıyor. Burada sadece sosyal medyayı sorumlu tutmak doğru olmaz. Ancak sosyal medya ve dijitalleşmenin birçok problemi hızlandırıcı bir etkisi olduğu açık. Hızlı yaşam tarzının, insanların yaşam felsefesindeki değişimin de önemli bir rolü var. Evliliğe yüklenen anlam zamanla değişti. Boşanma oranlarının artmasının birçok nedeni var ama sosyal medyanın bu süreçte katalizör bir etkisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.” şeklinde konuştu.
“Yalanın ilişkilerde virüs etkisi var”
Açık, şeffaf ve dürüst ilişkinin olmadığı yerde güvenin zayıfladığını söyleyen Tarhan; “İlişkilerde sadece sevginin olması yetmiyor. Sevgi, dürüstlükle birleştiğinde güven oluşuyor. İyi bir iş birliği olduğunda ise problemlerle baş etmek mümkün hale geliyor. Çünkü problemsiz bir evlilik olmaz mutlaka sorunlar yaşanır. Ancak şaka bile olsa karı koca arasında yalan söylenmemesi gerekiyor. Yalanın ilişkilerde virüs etkisi var. Yalan başladığı anda, bir süre sonra karşı tarafta, ‘Madem burada yalan söylendi acaba bu da mı yalan, şu da mı yalan?’ düşüncesi oluşuyor. Böylece ilişkide sürekli bir şüphe hali başlıyor ve taraflar her şeyi kontrol etmeye yöneliyor. Dijital alan da bu noktada devreye giriyor. Örneğin kişi eve geldiğinde telefonu ters koyuyor ya da sürekli gizliyorsa ister istemez karşı taraf, ‘Neden bilgi saklıyor?’ diye düşünmeye başlıyor. Elbette bazı özel durumlar, bazı meslekler olabilir. Böyle bir durum varsa bunun açık ve şeffaf bir şekilde konuşulup ifade edilmesi gerekir. Bu yapıldığında güvensizlik oluşmaz. Bu nedenle açık, şeffaf ve hesap verebilir bir ilişkinin olmadığı her yerde güven zayıflıyor.” dedi.
“Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı da aslında burada yatıyor”
İnsanların kalabalıklar içinde yalnız hissettiğini belirten Tarhan; “Birleşmiş Milletler, geleceği bekleyen üç büyük tehlikeye dikkat çekiyor. Birincisi küresel gelir eşitsizliği, ikincisi iklim değişikliği, üçüncüsü ise yalnızlık. Yalnızlığın en önemli nedenlerinden biri de aile bağlarının zayıflaması, ailenin dağılma sürecine girmesi. Bugün özellikle Batı dünyasının en büyük sorunlarından biri yalnızlık. İnsanlar kalabalıklar içinde yalnızlık hissediyor. Bu noktada Harvard Üniversitesinin 75 yıl süren çok çarpıcı bir çalışması var. Sağlıklı yaşam üzerine yapılan bu çalışma, internette de bulunabilir. Boston’da yaklaşık 700 kişi üniversite öğrencileri ve varoşlarda yaşayan bireyler olmak üzere 75 yıl boyunca her yıl düzenli olarak takip ediliyor. Tansiyonları, nabızları, yaşam tarzları, sosyal ilişkileri, kısacası hayatlarına dair her şey inceleniyor. 75 yılın sonunda çoğu 80 yaşın üzerine çıkmış bu kişiler arasında ‘Kimler daha sağlıklı ve mutlu?’ sorusunun cevabı aranıyor. Zengin olanlar mı, ünlü olanlar mı diye bakıldığında sonuç çok net. Yakın, anlamlı ve derin ilişkilere sahip olanlar…Yani aile bağları güçlü olanlar. Öyle sıcak ve sağlam aile bağlarına sahipler ki uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı da aslında burada yatıyor.” ifadelerini kullandı.
“İyi niyet ve sevgi varsa bir çözüm yolu bulunabiliyor”
Ego savaşlarının boşanmaya yol açtığına dikkat çeken Tarhan; “Boşanmak bir seçenek değil sonuçtur. Evlilikte zaman zaman krizler yaşanır problemler çıkar. Asıl boşanmaya götüren süreç ‘Sen haklısın, ben haklıyım, senin dediğin, benim dediğim, senin annen, benim annem, senin paran, benim param’ gibi söylemlerle ortaya çıkan ego savaşlarıdır. Bu tür ego savaşlarının olduğu ortamlarda, kişiler benmerkezciyse kırılmalar çok daha kolay yaşanır. Böyle ilişkilerde sürecin boşanmaya doğru gitmemesi için üçüncü kişilerden, hakem niteliğinde kişilerden yardım alınması gerekir. Boşanma düşüncesiyle gelen kişilerle genellikle yarım gün süren değerlendirmeler yapıyoruz. Burada temel olarak evlilikte iyi niyet var mı, sevgi var mı buna bakıyoruz. Eğer iyi niyet ve sevgi varsa çatışma ve iletişim problemleri de olsa mutlaka bir çözüm bulunabiliyor. Ancak iyi niyet yoksa sevgi tükenmişse çözüm üretmek çok daha zor hale geliyor. Boşanma annelikten babalıktan boşanmak değildir, karı kocalıktan boşanmaktır. Eğer boşanılacaksa, çocukların geleceği için el sıkışarak, uzlaşarak boşanmak gerekir.” şeklinde konuştu.
Kaynak:Adanapost
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.