Sezai Karakoç: İranlı şairlerin ziyareti

Sezai Karakoç: İranlı şairlerin ziyareti
Yazar Nizamettin Yıldız, Sezai Karakoç'un Sünni Şii kardeşliğine dair konuşmalarından bir derleme yaptı.. İranlı şairlerin ziyaretini anlattığı bölüm çok etkileyici.

"…Bin dört yüz yıldır, İslam, Müslümanların kardeşliğini ve birliğini haykırıyor.Yorum farklılıklarından dolayı Müslümanlar birbirlerine düşman olmamalıdır. Osmanlı- İran karşıtlığı tarihte kalmıştır ve kalmalıdır. Onlar, belki dünya hakimiyeti için çarpıştılar. Ama bugün gerek İran gerek Türkiye, düşmanlarının büyük tehdidi altında olduklarından, birleşmek ve dayanışmak zorundadırlar. Yoksa, düşmanları, ilkin, onları dünyada yapayalnız bırakıp sonra parçalamak istemektedirler…" (Sezai Karakoç, Haftalık Diriliş dergisi, 9 Haziran 1989, Sayı:47)

"... Şii'si ve Sünni'si beraberce İslam Medeniyetinin ayrılamaz bir parçasıdır. İslam toplumunu oluşturan bu iki Müslüman kesim içerisinde sorun, problem ve ihtilaflar olabilir. Bunlar tarihte olmuş ve yaşanmış şeylerdir. Bugün bizlerin yapması gereken bu konuları âlimlere ve bu konuda ihtisas sahibi kimselere havale edip özgürce kendi içerisinde konuşup halledecekleri mekanizmaları oluşturmamızdır.." (Sezai Karakoç, 7 Nisan 2012 tarihli konuşmadan)

Sezai Karakoç'un 19 Mayıs 2007 tarihli konuşmasından:

"... Geçen gün İranlı şairler geldiler. Mevlana'ya uğramışlar. Oradan da birileri söylemiş, bize geldiler. Tabii biz buradan bakınca İranlıların hepsini şuurlu zannediyoruz. Adamlar şiirle ilgileniyorlar, edebiyatla ilgileniyorlar ama diğer şeylerle ilgilenmiyorlar.

Onlara şiirden bahsetmeyeceğim dedim. Oysa edebiyat için, şiir için gelmişler. Dedim ki, şayet biz Kanunî devrinde olsaydık veya Harun Reşit devrinde olsaydık, hepimiz şiirden bahsederdik. Ama bu devirde, tabi herbirinizin şiirine, hikayesine saygı duyuyoruz, sevgi duyuyoruz, yazdıklarınıza memnun oluyoruz. Ancak hepimizin bir ideali olması lazım. Siz İran olarak tek başınıza kendinizi kurtaramayacaksınız. Siz geceyi gündüze katıp İslam alemine gidin, onları uyandırın. Birleşin, öyle kendinizi kurtarın. Sizi tek başınıza bırakacaklar ve imha edecekler.

Heyecanla dinlediler. Benim imkanım olmadığı için onlara bu kadar söyledim. İmkanlarımızı birleştirip bir televizyon kanalımız olsa, Farsça söyleseydik, milyonlara hitap etseydik çok daha etkili olurdu. Araplara söylememiz gerekir. Bunları bizim devlet adamlarımıza da söyledim. Çeşitli kanallar yapın ve İslam alemine kendilerinin diliyle hitap edin. Milletimizin birbiriyle olan bağlantıları kopmuş... Fakat yapmadılar, yapmıyorlar.

Bugün mesela ticari olarak Hürriyet'in, Milliyet'in, Cumhuriyet'in, Arapça, Farsça olarak ta çıkması faydasınadır. Ama bunu yapmıyorlar. Neden? Çünkü Türkiye'ye yönelik görevleri var. Bunların, Avrupalıların dili olduklarını buradan anlayın. Bağımsız basın olsalar bunu yapmaları gerekir. Halbuki bunlar Avrupa'nın Türkiye deki Türk halkını zihnen, ruhen, ahlaken çökertmek için vazifelendirilmiş oldukları için o görevi yapmaya devam ediyorlar. Onun için uyanalım o görevi biz yapalım. Arapça, Farsça, Türki ülkelerin kendi dilleriyle gazeteler çıkartalım, kanallar kuralım, kitaplar yazalım ve uyandıralım. Onlar uyanınca kurtulurlar ve bizi de kurtarmış olurlar. Biz onları kurtarmış oluruz onlar da bizi kurtarmış olurlar. Bunun dışında bir yol yoktur. Ve bu davayı gütmeyen hiç bir yol da çıkar yol değildir. Benim görüşüm budur ve bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum..."

"...Bugün bilhassa Türkiye ile İran'ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar. Tabii bu tek taraflı değil. İran'da da mutlaka böyle oluyor. Suriye'de de öyle oluyor. Türkiye'de de. Şunu bilelim ki bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı'nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu'yu, çilekeş Anadolu'yu..." (Sezai Karakoç, 7 Nisan 2012 tarihli konuşmadan)

Derleyen: Nizamettin Yıldiz

ulukanal.com

Kaynak:Adanapost

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.