Mustafa Yürekli: Yücel Çakmaklı, Yeşilçam ve milli sinema

Mustafa Yürekli: Yücel Çakmaklı, Yeşilçam ve milli sinema

Devrimcilikten statükoculuğa evrilen Yeşilçam tarihi, kozmopolit, pragmatist, konformist ve hedonist temsillerin yoğunlaşmasıyla varlığı ispatlanan, karşıt olarak da sosyalist propagandaya sığınan Batıcı sinemaya yapılan vurgulardan ibarettir.

Yazar Alim Şerif Onaran, yönetmen Mesut Uçakan ve Nazif Tunç, on ikinci vefat yıl dönümü münasebetiyle Yücel Çakmaklı’ya (1937 – 2009) ilişkin değerlendirmelerde bulundular. Ben de bu yazıda Çakmaklı’nın temsil ettiği milli sinemanın Türk sinema tarihindeki, Yeşilçam tarihindeki yerine dair birkaç hususa işaret edeceğim.

İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü 1959 mezunu olan Yücel Çakmaklı, 1963 yılında, askerden döndükten sonra Yeni İstanbul Gazetesi'nde Tarık Buğra'nın yönettiği sayfada sinema yazıları yazmaya başladı. Bir yandan da Erman Film Stüdyoları'nda yönetmen yardımcısı olarak çalıştı. 1968'e dek 50 kadar filmde Osman Seden, Orhan Aksoy gibi yönetmenlere yardımcılık yaptı.

Filmografisinde yönetmenliğini yaptığı ilk filmin, Kâbe Yolları adlı belgesel olduğu görülüyor. Yücel Çakmaklı, 1969'da Elif Film şirketini kurdu. Milli sinema olarak adlandırılan akıma dayalı filmler çekti; pek çok ilke imza atan ve çok değişik konuları filmleştiren çalışkan bir yönetmendir.

Çakmaklı, 1970'te Şule Yüksel Şenler'in "Huzur Sokağı" adlı romanından uyarlanan, başrollerinde Türkan Şoray ve İzzet Günay’ın rol aldığı "Birleşen Yollar" filmine imza atarak, bu akımın sonraki çalışmaları için de bir örnek oluşturdu.

Yücel Çakmaklı, 1975 yılında genel müdür Nevzat Yalçıntaş'ın danışmanı ve yönetmen kadrosuyla TRT'ye girdi. 1975-1990 arasında 15 yıllık TRT döneminde yaptığı çalışmalarla dikkatleri üzerine çekti. Kısa hikâyelerden 30 - 70 dakika arası kısa TV filmleri yaptı. 1978'de Prag'da televizyon filmleri arasında ödül alan ilk yapım olan “Çok Sesli Bir Ölüm” ve “Çözülme” bu tarz çalışmalardır (Rasim Özdenören'in Hikâyeleri). Tarık Dursun K.'dan Denizin Kanı gibi roman uyarlamalarından TV dizileri gerçekleştirdi.

Yücel Çakmaklı, 10 Temmuz 2008'de TBMM tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyasına layık görüldü. 21 Ekim 2008'de TC Kültür Bakanlığı tarafından sinemadaki 50 yıllık hizmetleri dolayısıyla Emek Ödülü verildi. 23 Ağustos 2009 tarihinde İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi'nde vefat ettiğinde geride bir hoşseda bıraktı.

Yücel Çakmaklı’nın Sineması

Sinema, toplumsal olaylara yönelince ister istemez siyaset ile karşılaşmıştır. Dolayısıyla sinema, siyasal olayları kameradan beyaz perdeye yansıtmaya başlayınca siyasal sinema da kendiliğinden doğmuştur. Siyasal sinema, birey, toplum, devlet, düzen, kaos, ütopya, ahlak, hukuk, din, ideoloji, savaş, barış, tarih, gelenek ve siyaset olmak üzere bütün siyasi kavramları kullanmıştır. Dünya siyasal sinemasında birçok filmde, devletin işleyişi, bireyin toplum ve devletle karşı karşıya gelmesi, ahlaki sorunlar, askerlik ve savaş, vatanseverlik, adalet, devlet içinde devlet, terör, totaliterlik, bağımsızlık mücadelesi işlenmiştir.

Yücel Çakmaklı’nın öncülüğünü yaptığı milli sinema, Batıcı sanat anlayışına (liberalizm, sosyalizm, faşizm) ve iktidarına muhalif bir siyasal sinema akımıdır. İki asırdır Batı emperyalizmine karşı direnen milletimizin nefis müdafaası, sinema alanında, milli sinema akımıyla temsil edilmiştir.

Siyasal sinemanın kullandığı yöntemler, tarihsel, belgesel ve ideoloji olarak üç kategoride toplamıştır. Tarihsel sinema, siyasal olayı, zaman içinde ele alarak, günümüzden uzak bir görüşün çifte aralığında, olayın yaşanıp, yaşanmamışlığı yerine, toplumsal bağlılığı öne çıkararak sahneye uyarlar. Yücel Çakmaklı, Tarık Buğra'nın Osmanlı devletinin ilk dönemini anlattığı "Kuruluş / Osmancık" romanını sinemaya uyarlamıştır. Ayrıca Turan Oflazoğlu’nun "4. Murad"ı da önemli bir sinema uyarlamasıdır. Tarihsel filmler, iktidar uygulamasını bulundukları dönemlerle özdeşleşmiş aktörlerle birlikte sahneye taşımaktadır. Çoğu kez de kişi ve olaylar gereğinden fazla yüceleştirilmek suretiyle, konuya kendine özgü birçok anlatım olgusu da yüklenmektedir. Tarihsel sinemada, sanatsal yüceleştirme siyasal duruma yansımakta, filmin yapımına özellikle siyasal olaya damgasını vurmaktadır. Tarihsel sinemanın bu özelliği, özenle hazırlanıp, karmaşık bir durum sergileyen siyasal söylem ve anlatıma yansımakta, filmin geneline yayılarak, seyirciyi düşünmeye itmektedir. Yücel Çakmaklı, tarihsel sinemanın bu sosyal işlevini ihmal etmemiş; Tarık Buğra'nın Milli Mücadele’yi anlattığı "Küçük Ağa" romanını da sinemaya uyarlamıştır.

İdeolojik sinemada daha farklı bir düzen vardır; o simgesel uygulama ile toplumsal eylemi beyaz perdede buluşturmaktadır. İdeolojik sinema, izleyiciyi bir kamusal topluluğa dönüştürmekte, filmin içindeki siyasal olay, olgu ve kahramanlarla, her bir izleyicinin özdeşleşmesini hedeflemektedir. İdeolojik sinema, sanatsal yükümlülük ve sunum içinde yakaladığı olayları beyaz perdeye taşırken, bu olaylar üzerinden kendine özgü siyasal söylemler yaratmakta, bu söylemlerde filmin aktörlerinin izleyici ile özdeşleşmelerini sağlamaktadır. İdeolojik sinema, bu biçimde, siyasal kimliğin üç çeşidini buluşturmaktadır. Bunlar; yapımcının siyasal kimliği ile filmdeki kişilerin / kahramanın ve izleyicinin siyasal kimliğidir. Necip Fazıl Kısakürek’in "Bir Adam Yaratmak" uyarlamasını da bu bağlamda ele almak gerekmektedir; eser, seyircinin bilincini, İslam inanç esaslarını keşif sürecinde hakikatle buluşturmaya çalışmaktadır.

Belgesel sinemada, bir yandan, siyasal bir olayın filmin sunumuna uygun analizi veya siyasal bir kişiliğin bağlılığı etrafında bir merkezileşme, öte yandan da bir siyasal gerçekliğin ortaya konması ve araştırılması doğrultusunda bir uygulama söz konusudur; kurulan anlatım, durum, sanatsallıktan / sinema estetiğinden uzaklaşmış değildir. Filmin kendini kanıtlaması, uygulamaya konu olan araştırmayı izleyicilerin uygun bulmasına bağlıdır. Belgesel drama olarak "Hacı Arif Bey"in hayat hikâyesi ve bir Rumeli türküsünden yola çıkarak çektiği "Aliş'le Zeynep" bir belgesel sinema şaheseridir. Zaten bir belgesel filme özellik veren, siyasal bir durumun filmde, bir kişinin bakış açısıyla, yine bir kişinin aracılıyla toplumsal bir bağlılığın kurulması ve onun nesnelliğinde vurgulanmış olmasıdır. Yücel Çakmaklı, bu belgesel filmiyle Balkan katliamını ve göçleri ekrana taşımıştır. 1993'te "Kanayan Bosna", 1994'te "Kanayan Yara - Bosna Mavi Karanlık" adlı yapımları yönetti.

Yücel Çakmaklı, edebiyat ve tiyatrodan aldığı destekle bu tarihsel, ideolojik ve belgesel sinema yöntemlerini ustalıkla kullanmıştır. Yücel Çakmaklı’nın dizileri, TRT’nin unutulmaz ilk başarılı yayınlarını oluşturur.

Yeşilçam Ve Milli Sinema

Klasik sinema dilinin modern düşünceyi yeniden üretebilmesi, biçimin toplumsal hayatın cevherini oluşturmasından kaynaklanmaktadır. Toplumsal hayatın cevheri ise ahlâk denilen, var olma seçenekleri, eylem tarzları ve davranış biçimleriyle ilgili bir durumdur. Sağ ile sol arasındaki mücadele, biçim üzerinden toplumsal hayatın cevherini Batıcı belirlemeye ilişkin bir çekişmedir.

Cumhuriyet döneminde ulus toplum tipinin oluşturulması ve sürdürülmesi, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Yeşilçam’ın ciddi katkılarıyla gerçekleşmiştir. Türk toplumsal hareketlerinin ana eksenleri olarak görülen sol ve sağ arasındaki çatışmalar ve geçişkenlikler, Batıcılığı ön plana çıkarmaktaydı. Bu açıdan bakıldığında Türk sinema tarihiyle ilgili yapılan tespit ve tezlerin, sinema, kültür tarihi, modernleşme ve toplumsal değişimin iç içe geçmiş ilişkilerinin aynı anda incelenmesiyle oluşmaktadır.

Devrimcilikten statükoculuğa evrilen Yeşilçam tarihi, kozmopolit, pragmatist, konformist ve hedonist temsillerin yoğunlaşmasıyla varlığı ispatlanan, karşıt olarak da sosyalist propagandaya sığınan Batıcı sinemaya yapılan vurgulardan ibarettir. Filmlerdeki tüm söylem ve temsillerin sürekli olarak ortak Kemalist ideoloji tarafından hazırlandığı düşüncesini merkeze alan bir film çözümlemesi yanında, çoğulcu bir toplumsal-politik düzleme de açılan daha verimli bir çözümleme geleneği maalesef oluşmadı.

Yeşilçam filmlerinde gerçekliğin taklit edilmesi yönündeki sinemasal yaklaşım merkeze alınmıştır. Sinemanın öykü anlatıcı yönünü yükselten bu yöntem izler kitlenin hayatı gözlemlemesini, gerçeklikle doğrudan bağlar kurmasını engelleyerek izleyiciyi dramatik yapının kuvvetli olduğu, yanılsamacı ve tatmin edici bir kurmaca ile karşı karşıya bırakır.

Yeşilçam, izleyiciyi içine çekerek anlatısal gerçekliği bozan radikal ve kimi zaman sol sinemacıların modern sinema dilinin ürettiği biçimsel revizyonların, ana akım kapitalist toplumsal hayatın yapısal düzeyde reforme edilebilmesini sağlayacak yeni biçimsel boyutlara erişemediğini vurgular. Bu noktada, Yılmaz Güney çizgisindeki klasik sinemanın temsil biçimlerini kullanmak suretiyle eleştirel sol içerikler ürettiği sanılan filmlerin çoğu zaman gücü yücelten, öfke kontrolü sorunu olan, bilgisiz, çıkarcı ve tutkulu geleneksel bireycilikten farklılaşmayı dahi beceremeyip sistem içi yeni haz alanları üretmekle yetindikleri de ifade edilmelidir. Yeşilçam liberal-solcu yönetmenlerinin birçoğu imge, öyküleme, karakter çizimi anlamında klasik sinemanın geleneksel formlarını kullanırken türsel ve eylemsel görenekler bağlamında eleştirel olma çabasında olmamışlardır. Camiyle bankadan çok uğraşırken, medeniyetler savaşında imam öğretmen çatışması anti sosyal Batıcı bir imgedir.

Bireyci erkek kahraman, Avrupai aile, zengin fakir etkileşimi, başarı ve zenginlik fırsatlarının herkese açık olduğu miti Yeşilçam ideolojisini oluşturan kodlar arasında sayılmaktadır. Bu kodlar, imgelerin üzerine ideal ya da yüksek anlamlar yükleyen belli bir gerçeklik anlayışının metaforik yollarla hayatı yeniden inşa etme çabaları olarak oluşmaktadırlar. Yabancılaşmış toplumsal kesimlerin alternatif yapı önerileri geliştirmeye çalıştıkları Yeşilçam filmlerinde “toplumsal gerçekliğin metaforlara dayalı inşa biçimlerinden metonimik yönelimli inşa biçimlerine bir kayma” söz konusu olur. Metonimik yönelimli filmler, “temsil etmek ya da anlam kazandırmak durumunda oldukları maddi gerçekliğin üzerinden aşıp giden yüceltilmiş idealler sunmak yerine, söz konusu idealleri aşkıncı kisvelerinden çekip çıkarmak ve tarihin karmaşık gerçekliğinin içine oturtmak eğilimindedir.

Yeşilçam, statükoya karşı çıkışta çeşitli Batıcı alt kültürel grupların eleştirilerini, taleplerini ve ideallerini ifade etmekte başat role sahiptir. İşlenen konularda insan ve topluma sürekli olarak araçsal varoluşlar biçen bir sinema tarifi yapılmasına rağmen, sinemanın bir sanat türü olarak insan ve kültür arasında oluşturabileceği hikmetli, adaletli, iletişimsel ve ahlâklı bir ilişki biçiminin fark edilmesi bir türlü mümkün olmaz.

Yeşilçam tarihinde yer tutan milli sinema dili kavramsallaştırmasında, sinemada yaratıcı bir estetiğin oluşturacağı bir film dilini -biçimini- ön planda tutmaktadır. Milli sinema, yerli film, yatay, eşitleyici, bağlamsal düşünmeyi sağlayan yönleriyle, pratik olarak daha sosyal, daha adil, eşitlikçi, kolektif, filmin seslendiği kitlelerin toplumsal bağlamlarının belirleyici olduğu bir filmdir. Bu tarif, bağımsız/avangart ve deneysel sinema birikimlerini içeren yeni bir ana akım sinemaya işaret etmektedir.

yazının devamı..

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler