Selami Kaytancı: Şehir Tımarhaneleri!..

Selami Kaytancı: Şehir Tımarhaneleri!..

Selami Kaytancı: "Kendilerinin seksen yılda kazandırdıklarının on katını, yüz katını bu ülkeye çok kısa bir sürede kazandırmış olmalarını, müthiş bir kıskançlık, kıskançlığın ötesinde, çıldırma derecesinde bir haset ve kinle takip ediyorlar!."

Selami Kaytancı: Şehir Tımarhaneleri!..

Şehir Tımarhaneleri!..

Sevgili dostlar, CHP’liler, Tayyip Erdoğan’ın “Düşlerimi süsleyen proje…” dediği “Şehir Hastaneleri”ne karşı, akıl ve insaf dışı bir düşmanlık sergilediler ya, ben de Facebook hesabımda, onlar adına “Şehir hastaneleri değil, şehir tımarhaneleri istiyoruz!..” diye bir caps paylaşmıştım.

Evet, CHP’liler olarak, şehir hastaneleri değil, şehir tımarhaneleri istiyoruz!.. Neden mi?!.. İşte size cevabı: CHP’lilerin yoğun olduğu şehirlerden gelen haberler, hiç de iç açıcı değil!.. Eğer 24 Haziran seçimi de kaybedilirse, türlü türlü beyin travması geçirecek, delirip tımarhanelere düşecek bir %25’lik kesimden söz ediliyor!..

24 Haziran’a öylesine bel bağlamışlar ki, onlar için öyle bir umut dağı ki!.. Arkasında güllük gülistanlık bahçelerin olduğu, Peyami Safa merhumun, “Yalnızız” romanındaki “Simeranya” gibi, istedikleri her nimete kolayca ulaşabilecekleri, yaşadığımız dünyaya benzemeyen, sevmedikleri hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin olmadığı bambaşka bir dünya hayal ediyorlar!..

Umut fakirin ekmeği!.. Sabah akşam, kendilerini bu dağın ardındaki “Simeranya”da yaşıyor olarak görüyorlar!.. Eğer bu dağ fare doğurursa, eğer bu umdukları dağa karlar yağarsa ve eğer “Simeranya” diye bir dünya, bir ülke yoksa, işte yandığımızın resmidir!..

 

Neden mi?!.. Çünkü işte o zaman, bin sekiz yüz yataklı “Şehir Hastaneleri”ne değil, bin sekiz yüz yataklı “Şehir Tımarhaneleri”ne ihtiyacımız olacak demektir!.. Hükumete tavsiyemdir; acil olarak, özellikle kıyı kentlerimizde, CHP ve İP’lilerin yoğun olduğu şehirlerde, çok yüksek kapasiteli şehir tımarhaneleri kurmak için projeler geliştirsinler!..

Peki, bu insanlarımız bu duruma nasıl geldiler; bu nasıl bir evrilme, savrulmadır?!.. Bu insanlarımızı böylesine bir travmaya iten şeyler, sebepler nelerdir?!.. Nasıl olmuştur da bu insanlarımız, böylesine delirme, kudurma noktasına gelmişlerdir?!..

 

Bu insanlarımızın katillerini, Cumhuriyet’i kuran iradede, felsefede aramak gerekir diye düşünüyorum. Neden ve nasıl mı?!.. Cumhuriyeti kuran iradeye, felsefeye göre, geri kalmamızın yegane sebebi, çağa uymayan dinimiz ve ona körü körüne bağlanmış olan dindarlardır. Pis çember sakallı, şiş göbekli, ayağı takunyalı, başı takkeli, elinde doksan dokuzluk tesbihi ile yüzünden şer ve pislik fışkıran örümcek kafalı softalar, din adamları, bu ülkeyi, bu milleti geri bırakmıştır.

Aydınlık, çağdaş, ileri bir ülke olabilmemiz için, o çember sakallı, örümcek kafalı yobaz softalardan kurtulmamız şarttır bu felsefeye, bu iradeye göre!..  Cumhuriyeti kuran irade, felsefe, tezgahından geçirdiği tüm bireylerin beynine bu fikriyatı mühür gibi kazımıştır!.. Kitaplar, dergiler, gazeteler, karikatürler, filimler ve başka başka tüm yayın ve iletişim organları, bu fikriyatı nakış nakış işlemiş, körpe beyinler bu felsefe ile iğdiş edilmiştir.

Yaşı altmıştan aşağı olanlar bilmezler… Bizim ilkokul kitaplarımızdan birinde, bir resim – karikatür vardı. Beynime öyle işlemiştir ki, gözlerimin önünden hiç gitmez ve bu felsefeyi tam da izah ettiğim gibi anlatır. Karşı karşıya iki tane yol… Birisi, dereyi, taşlı tarlayı andıran çok ilkel ve bozuk bir yol… Hatta ona yol bile denmez; resmen, dere yatağı gibi bir şey… Bu yolda, devrile savrula ilerlemeye çalışan bir otobüs… İçindeki insanlar, hop hop savrulmaktalar… Diğer yanda, gayet düzgün asfalt bir yol… Asfalt yolda da bir otobüs… Ama bu otobüs, gayet rahat ve hızlı bir şekilde gidiyor; içindeki insanlar da çok mutlu ve memnunlar…

Dere yatağına benzeyen bozuk yolda giden otobüsün alnında “ALLAH’A EMANET” yazıyor; modern asfalt yolda giden otobüsün alnında ise, “YOLA EMANET” yazıyor!.. Ve can alıcı, beyin yıkayıcı fikir, felsefe de resim – karikatürün altında: Eski devir ile yeni devir arasındaki fark; Cumhuriyet dönemindeki ilerleme…

Bir nesli böyle katlettiler!.. Bu insanların beyinlerine bu fikri mıh gibi çaktılar!.. Bu felsefe, bu düşünce ile yetişmiş, Müslüman’ı çember sakallı, şiş göbekli, yiyici, başı takkeli , ayağı şalvarlı ve takunyalı, geri fikirli, örümcek kafalı, yobaz, tembel, uyuşuk ve her tür yeniliğin, gelişmenin karşısında, kafası kopartılacak mağara adamı suretinde gören bu zavallılar…

 

Evet… Bu zavallılar, şimdi kafalarına böyle kazınmış insanların, kendilerinden çok daha üretken, çağdaş, aydın, yenilikçi, gelişmeci, akıllı, bilgili, donanımlı, vatana millete faydalı fikir ve eylemlere sahip olduklarını görünce, travmanın en şiddetlisini geçiriyorlar haliyle. Birer dilenci, sefil, zavallı insan müsveddesi sürüngenler olarak beyinlerine nakşedilmiş bu insanların, kendilerinden daha iyi şartlara sahip olmalarına, kendilerinden daha iyi iş imkanlarına, daha iyi evlere, arabalara, kılık kıyafete sahip olmalarına asla tahammül edemiyorlar!..

Kendilerinin seksen yılda kazandırdıklarının on katını, yüz katını bu ülkeye çok kısa bir sürede kazandırmış olmalarını, müthiş bir kıskançlık, kıskançlığın ötesinde, çıldırma derecesinde bir haset ve kinle takip ediyorlar!.. Hani, on yılda on beş milyon genç yaratmışlardı her yaştan!.. Hani demir ağlarla örmüşlerdi yurdu dört baştan ya!.. Ama bunlar on yılda kendi yaptıklarının on misli, yüz misli yollarla, demir ağlarla kaplamışlardı yurdu dört baştan!.. Nasıl olurdu, nasıl kabullenilirdi bu işler?!..

Nasıl yaparlardı bunlar dünyanın en büyük hava alanını?!.. Dünyada yapımı devam eden dev projelerin yüzde yetmişini nasıl olur da bunlar yaparlardı?!.. İki boğaz köprüsünü, Marmaray’ı, Tüp geçitleri, duble yolları, tünelleri nasıl yaparlardı?!.. Dünyanın en hızlı büyüyen ikinci ekonomisi düzeyine nasıl getirirlerdi ülkeyi bunlar?!..

Nedir bu hastaneler, sağlık hizmetleri?!.. Oysa biz alışkındık sabah namazında hastane kuyruklarında beklemeye, itilip kakılmaya!.. Bir kutu ilaç alabilmek için, anamızdan emdiğimiz sütün burnumuzdan gelmesine!.. Alışkındık bakımsız, pis hastane köşelerinde rüşvetle tedavi olmaya!.. Nerden çıktı bu beş yıldızlı otel konforundaki hastaneler?!..

NAYIR, NOLAMAAAZ!.. GÖK TANRIM, BUNLAR HAYAL OLMALI!.. YETİŞİN DÜNYANIN BÜTÜN EGEMEN GÜÇLERİ; KURTARIN BİZİ BUNLARDAN!..

Evet, o karikatür – resimde işlenen felsefenin beyinlere kazıdığı durumlar, şu an tam tersine tecelli etmiş durumdadır. Şimdi o tarlaya, bozuk dere yatağına benzeyen yolda, devrile savrula giden ve içindeki insanları oraya buraya savuran otobüsün alnında “CHP’YE EMANET” yazıyor. Karşı kulvardaki düz, modern asfalt yolda giden otobüsün alnında da “ALLAH’A EMANET, AK PARTİ OTOBÜSÜ” yazıyor.

Şimdi adamlar, ne CHP otobüsünden inebiliyorlar ne de karşı kulvarda giden otobüse binmek istiyorlar!.. Üstelik, büyük bir kısmı, hâlâ en güzel yolun ve en modern, en çağdaş, en rahat otobüsün, kendi bindikleri otobüs olduğunu düşünmeye, kabul etmeye devam ediyorlar!.. Büyük bir kısmında, karşıdaki yola, otobüse duydukları kıskançlık, hastalık boyutunu aşıp travmaya dönüşmüş vaziyette…

Statik düşünen gerçek yobazın kendileri olduklarını asla kabullenemiyorlar. Kendilerini hep elit, üstün, efendi, erişilmez, kaymak tabaka, yöneten, itaat edilen, ayaklarına kapanılan; karşı kulvardakileri ise, geri, aşağılık, sürüngen, yobaz, cahil, itaat eden, yönetilen, uşak… olarak gören bu Cumhuriyet hödükleri, şiddetli bir travma geçirmekte ve içinde bulundukları durumu asla kabullenmek istememektedirler!..

Hani, Nasrettin Hoca merhum, eşeğini yitirmiş; türkü söyleye söyleye eşeğini arıyormuş. Karşıdan gelen bir ahbabı, hayrola diye sormuş. Nasrettin Hoca’nın verdiği cevaba, “Hoca’m, eşeğini kaybeden, türkü söyleye söyleye mi arar?!” demesi üzerine, “Umudum şu karşı tepenin ardı… Orada da bulamayayım da, sen gör bendeki boz höğürtüyü!..” demiş ya, işte durum tam da böyle!..

Son umut!... Son çırpınış!.. Siz 25 Haziran’a hazırlıklı olun!.. 25 Haziran sabahı, akşamdan aldığı yüksek dozdaki alkol, afyon, eroin vs. etkisiyle ayıkamayacak, beyin travması geçirecek, aklını oynatacak, kudurup yollara düşecek, delirip tımarhane tımarhane dolaşacak Cumhuriyet’in iğfal ettiği bu beyin(siz)ler için, çok acil olarak yüksek kapasiteli şehir tımarhanelerine ihtiyaç vardır!...

Cevahir İş Merkezi’nde, son derece lüks bir kafede, yan masada çok pahalı elbiseler içinde oturan, kapaçinosunu yudumlayan, bir elinde Sözcü, diğer elinde altı bin liralık telefon tutan ve bize duyurmak için özellikle sesini yükselten emekli Cumhuriyet hödüğü, “Ülke ekonomik kriz içinde batıyor!.. Döviz aldı başını gidiyor!.. Ülkeyi sattı savdı, yedi, kendine saraylar yaptırdı!.. Ama seçimden sonra kaçacakmış!..” diyor, karşısındaki hödük de, “Evet, evet; kesin kaçacak!.. Ama yağma yok!.. İp boynuna geçecek!..” diyerek, bir gözüyle bize bakıyor ve ona destek çıkıyor!..

Allah, adalet sahibidir; hiç kimseye hak etmediği bir ceza vermez!.. Bu sizin tercihiniz, sizin iradenizle gittiğiniz yoldur!.. Sonuç da, mukadder olan, beklenen sonuçtur!... Kendi düşen ağlamaz!... İnşallah kudurmuş halinizi “Şehir Tımarhaneleri”nin bahçesinde görmek nasip olur!..

yazının devamı..

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum