Hayati Koca

Hayati Koca

Yazarın Tüm Yazıları >

Sükûnet

A+A-

sukunet.jpg

İzler Ve Yansımalar - 2

“...ince, kısık ve soylu bir ses de var; ancak gürültü ve uğultudan duyulmuyor.”

 

Sükûnet

Kuru bir tokmağın ahmaklığıdır, sesi kendinden menkul sayması. Bir canlının ölü bir derisi kadar değerli değil halbuki; bunu tek başına anlamsız, işlevsiz ve değersiz kaldığı zamanda bile anlamaz. Deri’nin derinliğini ve sükûtunu anlayamamış tokmak, gürültüyü maalesef tek varlık sebebi saymaktadır. Ey ahmak tokmak! Derinin altına ulaşamayacak kadar güçsüz, iradesiz ve basiretsizsin; çünkü bunu denemen bile seni ömrünce işlevsiz ve gereksiz kılacaktır. Erişemeyeceksin!

Onca yapı neden farklı farklı boyası ve ışığı ile anlamsız bir görüntü ve gürültüyü yansıtırken; Süleymaniye’nin tek renk ve tek ışığıyla o devasa ve asırları aşan asil sükûtunu duyan var mı?

Şiir yazan adamın: “ Sonra Meryem, önce Zekeriyya; / sen de benim sükût orucumsun, Mâsivâ!” deyip susması nedendir acep?

Sağır edici derecede ağır olan sükûtu bilmeyen; anlamsız, gereksiz ve soysuz gürültüyle kalbini nasıl yamayacak? Gürültünün bir ipi bile yok. Olsaydı belki, urgana sarıla sarıla unardı; fakat nafile...

“ Ancak sükûtum erişiyor tahtına, yücesin! /

Bana yasaksın Mâsivâ,

Meyvedensin.”

diye bir tahtı işaret ediyor yine şiir yazan adam; sadece sükûtla erişilebilen...

 

Sükûtun ağır ağır, yüceye yücelmesine karşın; gürültünün izahsız bir acelesi vardır.

Onun için insanlar, sükûtu içlerine davet ederken; gürültüye kapı ve pencerelerini kapatırlar. Gürültü; hep dışa aittir, dışarıdan ve dışarıdadır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.