Mustafa Yürekli

Mustafa Yürekli

Tiyatromuzda Aydın Sorunu

Gündelik yaşamda da toplumsal sorunlar karşısında da sıradan bireylerden farklı bir tutum izleyen aydnın, yazarların yaşama bakış açıları dorultusunda, kimi zaman iyimser bir yaklaşımla toplumsal öncü rolünü üstlendiği görülmüştür. Bu bakış açısı aydını, adalet duygusu ve insanca değerlerle yola çıkan, dürüst, ödün vermeyen bir kişiliğe sahip bir varlık olarak kabul eder.

Nice zamandır aydın kimliğini değişik açılardan sorgulayan, ’aydın’ın kendisiyle ve yaşadığı toplumla ilişkisinin boyutlarını, iç çatışmalarını konu edinen oyunlar incelemekte, oyun yazarlarının, ele aldıkları bu izleği nasıl biçimlendirdiklerini, ’aydın’ kavramına yaklaşımlarında değişen bakış açılarının, farklı dünya görüşlerinin ve toplumsal arka planlarının konuya bakışlarına olan etkisini ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Bir dosya oluştu elmde, kitap bile yazılabilir.

Oyunlarda ele aldığım aydın sorununu, yalnızca yazarların içinde bulunduklar toplumsal ve politik sistemle bağlantılı olarak değerlendirmiyorum. Yazarın, esas aldığı medeniyet, yaşama bakış açısı ve aydına biçtiği rol, aydın sorununa yaklaşımında önemli bir unsur olarak karşıma çıkıyor. Bu yazıda Melih Cevdet Anday, Oğuz Atay, Oktay Arayıcı, Behiç Akı ve Necip Fazıl Kısakürek'in oyunlarında aydın sorununun işlenişini ele alacağım.

Melih Cevdet Anday’n 1965 yılında baslan "İçeridekiler" adlı oyunu bir öğretmenin gözaltına alınıp bir yıla yakın bir süre işkence görmesi ve bu süre sonunda kendisiyle hesaplaşmaya girmesini anlatan bir oyundur. Çünkü öğretmen baskı altında çürüyüp yozlaşmıştır.

Oğuz Atay’n yazdığı tek oyun olan "Oyunlarla Yaşayanlar", onun aydına bakışını yansıttığı romanlarındaki bakışı korur. Atay’ın çizdiği aydın tipi genel olarak ünlü romanı "Tutunamayanlar"ın adıyla da simgelendiği üzere ’disconnectus erectus’ gibi alaycı bir ifadeyle tanımlanan ve yaşamda tutunacak yerleri olmayan bireylerdir. Emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş, toplumsal rol ve görevi dışında bireysel sıkıntılar ve ikilemleriyle karşımıza karlan bir aydın tipidir. Çocuksu saflığı ve kar gözetmez tutumuyla yaşam boyunca parasal sıkıntı içinde yaşayan Coşkun Ermiş, arayışların yönelttiği oyun yazarlarında da başarılı olamaz. Kendisine ve topluma karşı geliştirdiği eleştirel bilinç onu sürekli bir eylem içinde bulunmaktan alıkoyar ve oyunlar üzerinde yoğunlaşmasını engeller.

Oktay Arayıcı’nın 1970’de Server Tanilli’nin gerçek yaşam öyküsünden yola çıkarak yazdığı belgesel niteliği taşıyan "Tanilli Dosyası"  adlı  oyun, yetmişler Türkiye’sinin toplum yapısını işiler, sendikalar, üniversiteler ve öğrencilerin egemen sınıf  ile ilişkisi açısından aktarır. Arayıcı, kararlı, tutarlı bir aydın oyun kahraman yaparak aydın sorumluluğu hakkında düşündüklerini belirginleştirirken oyun kahramanının tavrını da olumlar.

Behiç Akı’n   "Bina"   adlı oyunu yöneticilerin kurallara aldırış etmeksizin keyfi kararlar alp uygulayarak yönettikleri bir spor tesisinde geçer. Bu oyun, ülkemizde hukuk devletine, demokrasiye ve mantığa aykırı tüm uygulamalar da artıracak yapısıyla hem toplumsal aksaklıklar hem de bu aksaklıklar karşısında aydının tutumunu yansıtır.

Ve Necip Fazıl Kısakürek'in 1937 yılında yazdığı üç perdelik oyun olan ‘Bir Adam Yaratmak’ adlı eseri. Üstat bu eseri için “geçirdiğim büyük ruh çilesinin sahne destanı” demiştir. Yazar olan Hüsrev’in yazdığı oyundaki gibi akrabası Selma’yı yanlışlıkla vurması ve sonrasında geçirdiği ruhsal bunalım, intiharın eşiğinden kurtulması romanın konusudur. Eser, bir tiyatro yazarının geçirdiği büyük ruh çilesini anlatır. Ölüm korkusu, sanatın çilesi, kader, cinnet konularına değinir.  

Sanat, her zaman aydınlık, adalatli bir dünyaya  duyulan özlemi dile getirir. Sanatın toplumsal işlevi de bu özlemi gerçekleştirmeye katkda bulunmaktır.  Zaman zaman kişisel sorunlaryla başbaşa kalan, ancak çoğu zaman adının toplumsal sorumluluklarla anıldığı aydına; eleştiren, sorgulayan ve farklı bir görme, düşünme biçimi içinde olayları değerlendiren bir kimlik verildiği görülmüştür.  Gündelik yaşamda da toplumsal sorunlar karşısında da sıradan bireylerden farklı bir tutum izleyen aydnın, yazarların yaşama bakış açıları dorultusunda, kimi zaman iyimser bir yaklaşımla toplumsal öncü rolünü üstlendiği görülmüştür. Bu bakış açısı aydını,  adalet duygusu ve insanca değerlerle yola çıkan, dürüst, ödün vermeyen bir kişiliğe sahip bir varlık olarak kabul eder. 

Bu nitelikleri taşıyan aydın, toplumsal işlevini bireysel çıkarlarından üstün tutmakta, sorumluğunun bilincinde bir tutum izlemektedir.  Kimi zaman da karşılaştığı baskı ve sindirme politikaları karşısında çaresiz kalan bir aydın tipi karşımza çıkar. Böyle bir aydın ise, bireysel kaygılarını ön plana çıkaran, varlığını ve işlevini sorgulaması sonucunda ikilemler yaşayan, toplumuna yararlı olamadığı gibi kendisine de yeni hedefler geliştiremeyen bir aydındır. Yaşadığı bu belirsizlik duygusuyla zaman zaman küçük çıkarları için kişiliğinden ödün verir ya da toplumsal sorumlulukların yerine getirmekten kaçınır. Aydının takındığı bu farklı tutumlar, içinde yaşadığı ve ilişkilerine, yaşamına ait birçok değeri belirleyen toplumsal yapıyı da ören medeniyet kadar, yaşama bakışı ve kendini ifade ettiği konumla da yakından ilgilidir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.