Mustafa Yürekli
Çağdaş İnanç Sorunları: 3. Agnostisizm (Bilinmezcilik)
Çağdaş İnanç Sorunları: 3. Agnostisizm (Bilinmezcilik)
Agnostisizm, sözlükte bilinmezcilik ya da bilinemezcilik olarak tanımlanmaktadır; insan aklının Tanrı ve evren hakkındaki mutlak gerçeği bilemeyeceğini ileri süren felsefî akımdır. İslami kaynaklarda bu akım ‘laedri’ veya ‘lairfani’ kavramıyla karşılanmaktadır.
- Çağdaş inanç sorunları: 1.Deizim
- Çağdaş İnanç Sorunları: 2. Politeizm (Çoktanrıcılık)
- Çağdaş İnanç Sorunları: 3. Agnostisizm (Bilinmezcilik)
Agnostik düşünce, epistemolojik alanda (bilgi felsefesi alanında) yer alan bir felsefi görüş olarak ortaya çıkmıştır. Agnostisizmdeki en temel konu insanın neyi bilip neyi bilemeyeceği tartışmasıdır. Kısaca agnostisizm, insanların mutlak bilgiye (kurucu kesinliğe veya hakikate) ulaşamayacağını, özellikle de Tanrı hakkında kesin bilgi elde etmenin mümkün olmadığını savunan felsefi bir akımdır. Türkçede bilinmezcilik şeklinde karşılanan agnostisizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısı boyunca bir Tanrı’nın var olup olmadığının bilinemeyeceği iddiası etrafındaki görüşleri ifade etmek üzere yaygınlık kazanmıştır.
Agnostisizm, teolojik anlamda Tanrı´nın varlığının ya da yokluğunun, bilimsel olarak da evrenin nereden türediğinin bilinmediğini veya bilinemeyeceğini ileri süren felsefi yaklaşımı ifade eder. Agnostisizm, genel anlamıyla Tanrı inancını ispatlamak için insanların gerekli / yeterli kapasite ve akli melekelere sahip olmadığını, yani Tanrı’nın var olup olmadığının bilinemeyeceğini savunan bir felsefi temelli görüştür. İnsan aklının, Tanrı'nın var olduğu inancını veya Tanrı'nın olmadığı inancını haklı çıkarmak için yeterli rasyonel gerekçeler sağlayamadığının öğretisidir. Bir agnostiğe göre “Tanrı yoktur” veya “Tanrı vardır” demek iddiaları aynı derecededir. Bu yaklaşıma göre, insan aklının sınırları bulunmaktadır, Tanrı’nın varlığı da insan aklının sınırlarını aşmaktadır. Dolayısıyla O’nun hakkında kesin bir bilgi elde etmek ve varlığını kesin bir bicimde kanıtlamak mümkün değildir. Tanrı’nın sadece varlığı değil, yokluğu da kanıtlanamaz, çünkü aleyhinde kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Çünkü agnostiklere göre bilim, fiziksel, varlığı kanıtlanmış şeylerle ilgilenir; fiziksel olmayan, varlığı veya yokluğu kanıtlanmayan metafiziksel -duyu organlarıyla algılanamayan ve fizik ötesi- bir şey olan Tanrı fikri, bilimle kanıtlanması olası bir şey değildir. Bu yüzden bilebilir değil, ancak “inanabilir” diyebiliriz.
Din felsefesi tartışmalarında bir paradigma, temel bir yaklaşım olarak kabul edilen agnostisizme göre şeyler (eşya, yani nesneler) hakkında ve özellikle dinî meseleler hakkında doyurucu bilgiye ve nihai hükümlere ulaşmanın imkânsız olduğunu savunmaktadır. Agnostisizm, özellikle pozitivist ve materyalist akımların dayanak noktalarından birisi olarak kullanılabilen bir akımdır (İlhan Kutluer, “Agnostisizm”, TDV İslam Ansiklopedisi, C 27, s. 41).
“Agnostisizm, aslında özü itibariyle Tanrı’nın varlığını kesin olarak kabul eden teizm kadar Tanrı’nın yokluğunu savunan ateizme de karşıdır. Agnostiklere göre Tanrı’nın varlığı kesin olarak bilinemeyeceği gibi yokluğunu iddia etmek de doğru değildir. Çünkü o da kesin olarak bilinemez.” (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s. 264)
Agnostisizm genel olarak olaylara kuşkucu yaklaşır, kuşkucu sorular sorar ve yanıtları kuşku ile bulmaya çalışır. Antik Yunan’da sofistler ve Protagoras’ta görülmektedir. Protagoras “Tanrılarla ilgili olarak ne var olduklarını söyleyebilirim ne de var olmadıklarını; çünkü bunu bilmeyi engelleyen çok şey var: belirsizlik İnsan yaşamının kısa oluşu” demiştir. Bu yaklaşımı, 19. yüzyılda modern Batı düşüncesinde ortaya koyan kişi, Thomas Henry Huxley’dir.
Agnostikler din meselesinde olduğu gibi bilgi konusunda da genelde kuşkucu yaklaşımı esas alırlar. Agnostik bakış açısında, Tanrı’nın varlığı yanında ahiret ve peygamberlikle ilgili meselelerin de doğrulanmasını mümkün görülmez ve herhangi bir dini benimsemeyi anlamsız bulur.
Agnostisizm, ateizmle birlikte, günümüz dünyasında dinlere ve Tanrı’ya mesa-feli tavır benimseyen insanlar arasında revaç bulan yaygın felsefî bir tavırdır. Hatta bazı çevrelerde kendini agnostik olarak tanımlayanların ateist olarak tanımlayanlardan fazla olduğu görülmektedir.
İslamın Agnostisizme Bakışı
Agnostik ve septik tutumların İslâm düşüncesinin erken dönemlerinden itibaren tartışma konusu yapıldığı görülmektedir. Bu akımın İslam dünyasında fazla karşılığı olmamıştır. Çünkü İslam düşünce sisteminde bilginin ulaşılabilirliği, ifade edilebilirliği ve kesinliği bütün ekollerde ittifakla kabul edilmektedir.
Dinimizde kişinin iman etmesi için kesin bir bilgiye sahip olması, tasdikini kesin ve net bir şekilde yapması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında şüphe, bilememe, tereddüt hâli, kararsızlık, belirsizlik vb. hususlar imanla ve tasdikle bir arada değerlendirilebilecek kavramlar değildir.
Bu noktada dikkat edilmesi gereken ve agnostiklerin gözden kaçırdıkları husus, bir şeyin varlığı hakkındaki bilgi ile o şeyin mahiyeti hakkındaki bilginin ayrı şeyler olduğudur. Yani Tanrı’nın varlığı tartışmasıyla O’nun mahiyetinin ne olup ne olmadığı ayrı tartışma konularıdır. Diğer bir deyişle, pek cok kelam aliminin de işaret ettiği üzere, Tanrı’nın varlığının bilinebileceğini, ancak O’nun ne olduğu ile ilgili tam ve kesin bir bilginin elde edilemeyeceğini belirtmek gerekir.
İnsanı Tanrı’nın varlığına götüren pek cok kanıt (bilgi) bulunmaktadır. Bu kanıtların kesin bilgi olup olamayacağı ayrı bir tartışma konusudur. Ancak O’nun mahiyeti yani ne olduğu hakkında, varlığı kadar kesin bilgiler elde bulunamayabilir. Çünkü mahiyeti insan açısından bilinmezleri içerir. Bunu zaten dinin kendisi de söylemektedir. Nitekim insan aklı bütün evreni veya sonsuzluğu da kuşatamamaktadır. Halbuki evrenin varlığı veya sonsuzluk hakkında herhangi bir kuşku yoktur. Sonuç itibariyle, Tanrı’nın mahiyeti bilgi alanına giren bir konu değildir. Kaldı ki duyumsal olarak bilinen ve gözlemlenen bir şeyin Tanrı olarak isimlendirilemeyeceği, onun olsa olsa herhangi bir obje, ikon, pagan veya fresk olmaktan öteye geçmeyeceği acıktır.
Günümüzde agnostik kavramı daha çok, Tanrı’nın yokluğunu kanıtlamak için özel bir çaba içine girmeyen, ancak Tanrı’nın varlığını kabullenmiş bir tarzda da yaşamayan kişileri anlatmak için kullanılır. Agnostikleri din ve Tanrı meselelerine duyarsız olanlar, ilgisiz davrananlar, bu meseleleri konuşmak istemeyenler şeklinde değerlendirmek de mümkündür.
İslam inancına göre bilgi meselesine sofistler, septikler, rölativistler ve agnostikler gibi yaklaşmak doğru olmadığı gibi dine ve dinî meselelere duyarsız ve ilgisiz davranmak da kabul edilemez.
Agnostisizmin Tanrı’nın varlığını inanç konusu olmaktan çıkarıp rasyonel ve tecrübi delillere dayanan gündelik bilimsel bir konu gibi düşünmesi yani onu bilginin konusu olarak görmesi isabetli değildir. Kaldı ki Tanrı’nın bilginin veya kanıtlamanın konusu olması, onu bilgimizin objesi haline getirecektir ki, bu durum tanrı kavramına aykırı olduğu gibi inanç konusunda da daha olumsuz kanaatlere yol açabilecektir.
Ayrıca Tanrı’nın varlığı duyumsal bilginin soz konusu olduğu, deney alanına giren bir konu değildir. O aşkın ve yüce bir varlıktır. İnsan aklının bilgisi ise, O’nun aşkınlığını ve yüceliğini anlamakla birlikte, O’nun mahiyetini kavrayamayacak derecededir. Tanrı’yı tam olarak sadece kendisi bilebilir. Bizleri Tanrı’nın varlığına götüren, inancı destekleyici pek çok veri bulunmaktadır. Bu veriler dikkatle incelendiğinde elde hicbir şey yokmuş gibi bir tutum içerisinde olunamaz. Kur’an-ı Kerim’in de pek çok ayette ifade ettiği gibi evrenin büyüklüğü, düzeni, ihtişamı bizleri düşünmeye sevketmekte ve bu düşünme neticesinde kişiyi Tanrı’nın varlığına götürmektedir.
Evrenin varlığı, düzeni ve devamı için yaratıcıya, düzenleyiciye, inayet ve akıl sahibi bir kudrete ihtiyacının olduğu acıktır. Bu iddianın karşısında evrenin kendi kendine ortaya çıktığı ve kendi iç yasalarıyla mevcut halini aldığı söylemi ise ateist bir iddiadır. Ama bu iddia bunun nasıl gerçekleşebildiği konusunda tesadüf dışında bir açıklama ileri sürememiştir.
Kur’ân-ı Kerîm’de bilginin kesin ve kat’î olmasının önemine dikkat çekilir, inancın burhana ve hikmete dayalı olması övülür, Müslümanların basiret üzere inandığı belirtilir ve inananın da inkâr edenin de delil üzere hareket etmesi gerektiği vurgulanır. Zanna tabi olmak, şüpheye düşmek, delilsiz konuşmak, sorgulamadan körü körüne inanmak ve bilinçsizce anlayışların peşinden gitmek eleştirilir.
“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur” (İsrâ Suresi; Ayet: 36).
“De ki: Şüphesiz ben Rabbim’den gelen apaçık bir delile dayanıyorum. Siz ise onu yalanladınız. Çabucak gelmesini istediğiniz (azap) benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O hakkı anlatır ve O, doğru hüküm verenlerin en hayırlısıdır” ( En’âm Suresi; Ayet: 57).
“Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar zandan başka bir şeye tabi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler” (En’âm Suresi; Ayet: 116).
Mustafa Yürekli / Haber7

Çağdaş İnanç Sorunları: 2. Politeizm (Çoktanrıcılık)
21 Ocak 2026 Çarşamba 01:33Çağdaş inanç sorunları: 1.Deizim
17 Ocak 2026 Cumartesi 15:10Enerji kaynakları, dünya sistemi ve orta doğu
14 Ocak 2026 Çarşamba 09:58İslam Milletinin Geleceği
10 Ocak 2026 Cumartesi 20:01Trump yüzsüz ve yalancı
08 Ocak 2026 Perşembe 00:31Şiirde Başörtüsü İmgesi
06 Ocak 2026 Salı 11:25Belalar değirmeninde niyaz duruşu
04 Ocak 2026 Pazar 00:48Mustafa Çelik’in hac şiirleri
31 Aralık 2025 Çarşamba 17:34Mevlâna’da etik ve estetik
27 Aralık 2025 Cumartesi 15:07Gazali’nin etik ve estetik düşüncesi
27 Aralık 2025 Cumartesi 15:01
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.