Ahmet Taşgetiren

Ahmet Taşgetiren

Türk kızı-Kürt kızı kavgası...

Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bıçak sırtı duygularda yaşıyoruz.

Öyle ki, ülkenin dünya rekoru ölçüsünde büyümesi haberlerine bile sevinirken tedirginiz.

Çünkü az sonra, memleketin orasından burasından gelecek bir çatışma ve ölüm haberi bütün sevinçlerin üzerine karabasan gibi çöküyor.

İşte Pervari ve işte 17 genç ölümü daha. 5'i şehit, 12'si PKK'lı...

Hepsi bu ülkenin insan kaybı...

Duygular o kadar bıçak sırtı ki, bir belediye başkanı çıkıyor, "Hısımlığı artıralım, Kürtler'den kız alalım kız verelim" diyor, bunu söylerken ikinci evlilik, kuma vs. gibi problemli konulara giriyor, al sana bir namus meselesi...

Haber gazetelere "Kürtler'den ikinci eş alalım" şeklinde yansıyınca kıyamet kopuyor.

"Sen, Kürt kızlarını ikinci eşliğe layık görüyorsun öyle mi ya da sen Kürt sorununu Kürt kızları üzerinden çözmek istiyorsun öyle mi?"

Bu, ikinci adımda "Kürtler'e yönelik yeni bir aşağılama türü"ne dönüşüyor.

Ve bu, varıp Türk-Kürt kardeşliğinin, kaynaşmasının en etkili yolu olan karma evlilikler olayını vuruyor.

Belediye başkanı özür diliyor ama neye yarar?

Bıçak gelip gönüllere saplanıyor.

Doğrusu şu:

Türkler ve Kürtler, birbirinden kız alıp verme konusunda bugüne kadar bir sorun yaşamamışlar.

Adı üstünde "kız alıp verme" diyoruz olan bitene.

Türk gelin de olmuş, Kürt gelin de...

Türk damat da olmuş, Kürt damat da...

Kız alıp vermede etnik üstlük-astlık diye bir şey olmamış.

Gönüller bir olunca, Türk kızı Kürt gencine gitmiş ya da Kürt kızı Türk gencine...

Şimdi her şeyin içine bir fitne sokuluyor.

Bugüne kadar yüz binlerce çocuk dünyaya gelmiş bu karma evliliklerden.

O çocukların etnik kimliği ne olacak, onlar kime karşı neyin kavgasını verecekler? Annenin kimliğinin mi, babanın kimliğinin mi? Bu etnik kimlik geriliminde çocuklar kendilerini kimin yanında, kimin karşısında hissedecekler?

Saçmalık ki, anlatılamaz.

Bu meselenin en tahammül edilmez yanı, gerilimi Türkler ve Kürtler eksenine oturtmaktır.

Ve hakların, Türkler-Kürtler geriliminde hesaplaşılıyor havasında konuşulmasıdır.

Türkler'e ve Kürtler'e, en ağır bedeli ödetecek olan şey, bu iki kardeş kavmin birbirine üstünlük sağlama duygusuna sürüklenmesidir.

Bu yönde, karşılıklı öfkeleri bilemeye çalışan odakların bulunduğu ve genç nesilleri duygu itibariyle karşıt mevzilere sürüklemek istediği bir vakıadır.

Özellikle terör örgütü, Kürtler'e kimlik bilinci kazandırmak için bu konuları kaşımayı temel politika haline getirecektir.

Zaten bizde de kurulu düzen, herkese "Türküm" dedirtme politikasını uygulayarak geliyor.

12 Eylül günlerinde, cezaevlerinde mahkûmlara, bir günde onlarca defa İstiklal Marşı söyleterek bilinç oluşturulmak istenmiş.

Sonunda nefret çıkmış bu politikanın uygulanmasından. İstiklal Marşı söylendiğinde, işkence günlerini hatırlayan binlerce insan var bugün...

İnsanların tepesine tepesine vurduğunuzda, onun beynine bir düşünceyi kazımış olamıyorsunuz. Aksine nefretleri büyütüyorsunuz.

Bu ülkenin insanları yüz yıllar içinde, kardeş olmanın yollarını aklıselimi ile keşfetmiş.

Aynı camiye gitmiş, birbirinden alış veriş yapmış, evlilikler gerçekleştirmiş, çocukları birbiriyle dost olmuş, birlikte bayramlar yapmış, çelik çomak oynamış...

Bunlar, hayatın taa kendisinde gerçekleşen dostluk ikliminin parçaları...

"Ne mutlu Türküm diyene-Ne mutlu Kürtüm diyene" farklılaşması ile varılacak yer neresidir?

Kaba bir fanatizmdir.

Oysa erdem herkeste güzeldir, Türk'te de Kürt'te de...

Erdemsizlik ise herkeste çirkindir, Türk'te de Kürt'te de...

Katilin Türk'üne Kürt'üne farklı muamelenin bir mantığı olabilir mi?

Olmaz.

Evet, ölçüler kayboluyor. Ölçüler insani plandan fanatizm planına kayıyor ve akıl gidiyor, sağduyu gidiyor.

Bosna'da iç savaş çıktığında insanlığının yüzünü kızartacak olaylar yaşandı. Komşu komşuyu vurdu, aileler dağıldı... İnsanların içindeki canavar ortaya çıktı.

Allah bu memlekete öyle günler yaşatmasın.

Türk'ün, Kürt'ün kardeşliği güzeldi. Birbirine olan sevgisi, saygısı güzeldi. Birbirini yüceltmesi güzeldi.

Öfkeler güzel değil. Aşağılamak güzel değil. Nefretler güzel değil. Dışlamak güzel değil.

Bunların tamamı kimde olursa olsun, onun yüreğine yüktür.

Fitneleri dışlamanın ve yüreklerimizi dostluğa ve sevgiye ayarlamanın zamanıdır.

Hem de geç kalmadan.

Türk kızı-Kürt kızı kavgası

Ülkenin doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine bıçak sırtı duygularda yaşıyoruz.

Öyle ki, ülkenin dünya rekoru ölçüsünde büyümesi haberlerine bile sevinirken tedirginiz.

Çünkü az sonra, memleketin orasından burasından gelecek bir çatışma ve ölüm haberi bütün sevinçlerin üzerine karabasan gibi çöküyor.

İşte Pervari ve işte 17 genç ölümü daha. 5'i şehit, 12'si PKK'lı...

Hepsi bu ülkenin insan kaybı...

Duygular o kadar bıçak sırtı ki, bir belediye başkanı çıkıyor, "Hısımlığı artıralım, Kürtler'den kız alalım kız verelim" diyor, bunu söylerken ikinci evlilik, kuma vs. gibi problemli konulara giriyor, al sana bir namus meselesi...

Haber gazetelere "Kürtler'den ikinci eş alalım" şeklinde yansıyınca kıyamet kopuyor.

"Sen, Kürt kızlarını ikinci eşliğe layık görüyorsun öyle mi ya da sen Kürt sorununu Kürt kızları üzerinden çözmek istiyorsun öyle mi?"

Bu, ikinci adımda "Kürtler'e yönelik yeni bir aşağılama türü"ne dönüşüyor.

Ve bu, varıp Türk-Kürt kardeşliğinin, kaynaşmasının en etkili yolu olan karma evlilikler olayını vuruyor.

Belediye başkanı özür diliyor ama neye yarar?

Bıçak gelip gönüllere saplanıyor.

Doğrusu şu:

Türkler ve Kürtler, birbirinden kız alıp verme konusunda bugüne kadar bir sorun yaşamamışlar.

Adı üstünde "kız alıp verme" diyoruz olan bitene.

Türk gelin de olmuş, Kürt gelin de...

Türk damat da olmuş, Kürt damat da...

Kız alıp vermede etnik üstlük-astlık diye bir şey olmamış.

Gönüller bir olunca, Türk kızı Kürt gencine gitmiş ya da Kürt kızı Türk gencine...

Şimdi her şeyin içine bir fitne sokuluyor.

Bugüne kadar yüz binlerce çocuk dünyaya gelmiş bu karma evliliklerden.

O çocukların etnik kimliği ne olacak, onlar kime karşı neyin kavgasını verecekler? Annenin kimliğinin mi, babanın kimliğinin mi? Bu etnik kimlik geriliminde çocuklar kendilerini kimin yanında, kimin karşısında hissedecekler?

Saçmalık ki, anlatılamaz.

Bu meselenin en tahammül edilmez yanı, gerilimi Türkler ve Kürtler eksenine oturtmaktır.

Ve hakların, Türkler-Kürtler geriliminde hesaplaşılıyor havasında konuşulmasıdır.

Türkler'e ve Kürtler'e, en ağır bedeli ödetecek olan şey, bu iki kardeş kavmin birbirine üstünlük sağlama duygusuna sürüklenmesidir.

Bu yönde, karşılıklı öfkeleri bilemeye çalışan odakların bulunduğu ve genç nesilleri duygu itibariyle karşıt mevzilere sürüklemek istediği bir vakıadır.

Özellikle terör örgütü, Kürtler'e kimlik bilinci kazandırmak için bu konuları kaşımayı temel politika haline getirecektir.

Zaten bizde de kurulu düzen, herkese "Türküm" dedirtme politikasını uygulayarak geliyor.

12 Eylül günlerinde, cezaevlerinde mahkûmlara, bir günde onlarca defa İstiklal Marşı söyleterek bilinç oluşturulmak istenmiş.

Sonunda nefret çıkmış bu politikanın uygulanmasından. İstiklal Marşı söylendiğinde, işkence günlerini hatırlayan binlerce insan var bugün...

İnsanların tepesine tepesine vurduğunuzda, onun beynine bir düşünceyi kazımış olamıyorsunuz. Aksine nefretleri büyütüyorsunuz.

Bu ülkenin insanları yüz yıllar içinde, kardeş olmanın yollarını aklıselimi ile keşfetmiş.

Aynı camiye gitmiş, birbirinden alış veriş yapmış, evlilikler gerçekleştirmiş, çocukları birbiriyle dost olmuş, birlikte bayramlar yapmış, çelik çomak oynamış...

Bunlar, hayatın taa kendisinde gerçekleşen dostluk ikliminin parçaları...

"Ne mutlu Türküm diyene-Ne mutlu Kürtüm diyene" farklılaşması ile varılacak yer neresidir?

Kaba bir fanatizmdir.

Oysa erdem herkeste güzeldir, Türk'te de Kürt'te de...

Erdemsizlik ise herkeste çirkindir, Türk'te de Kürt'te de...

Katilin Türk'üne Kürt'üne farklı muamelenin bir mantığı olabilir mi?

Olmaz.

Evet, ölçüler kayboluyor. Ölçüler insani plandan fanatizm planına kayıyor ve akıl gidiyor, sağduyu gidiyor.

Bosna'da iç savaş çıktığında insanlığının yüzünü kızartacak olaylar yaşandı. Komşu komşuyu vurdu, aileler dağıldı... İnsanların içindeki canavar ortaya çıktı.

Allah bu memlekete öyle günler yaşatmasın.

Türk'ün, Kürt'ün kardeşliği güzeldi. Birbirine olan sevgisi, saygısı güzeldi. Birbirini yüceltmesi güzeldi.

Öfkeler güzel değil. Aşağılamak güzel değil. Nefretler güzel değil. Dışlamak güzel değil.

Bunların tamamı kimde olursa olsun, onun yüreğine yüktür.

Fitneleri dışlamanın ve yüreklerimizi dostluğa ve sevgiye ayarlamanın zamanıdır.

Hem de geç kalmadan.

Ahmet TAŞGETİREN

atasgetiren@bugun.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.