Mustafa Yılmaz

Mustafa Yılmaz

'Aileyi Ayakta Tutan Değerler Adalet İstişare ve İhsan'

وَمِنْ ايَاتِه اَنْ خَلَقَ لَكُمْ مِنْ اَنْفُسِكُمْ اَزْوَاجًا لِتَسْكُنُوا اِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُمْ مَوَدَّةً وَرَحْمَةً اِنَّ فى ذلِكَ لايَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

“İçinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda sevgi ve rahmet var etmesi, O'nun varlığının belgelerindendir. Bunda düşünenler için dersler vardır. (Rum, 30/21

Aileyi koruyacak, ayakta tutacak, huzuru yaşatacak, muhtemel sıkıntıların kolayca atlatılmasını sağlayacak değerlerin en önemlilerinin adalet,ihsan ve istişare olduğu üzerinde duracağız.

Yaratılış gayesi, kulluk ve yeryüzü sorumluluğu, temel hak ve dokunulmazlıklar gibi alanlarda kadın ve erkek arasında hiçbir farkın olmamasının, kadın ve erkeğin bir adalet üzerine yaratıldığını göstermektedir.

"Allah, hayatın her anında herkese karşı adil olmamızı emretmekte, Kur'an bizi her daim adalete, insafa, hakkaniyete, dengeye davet etmektedir. Nitekim bütün camilerimizde her cuma hutbesinin sonunda iyilik ve adaleti emreden "Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." ayet-i kerimesi mealiyle beraber okunuyor.

İslam'da tevhidden sonra en önemli vurgulardan biri olan adalet, dengeli ve ölçülü olmak, ifrat ve tefritten uzak kalmak, haddi aşmamak, itidal üzere davranmak, herkese hak ettiğini vermek demektir.

Bu bağlamda ailede adalet; karşılıklı sevgi ve saygının gözetilmesi, onurun korunması, emeğin takdir edilmesi, haklar ve sorumluluklarda hakkaniyetin ve insaflı bir yolun benimsenmesi demektir.

Hazreti Muhammed Veda Hutbesi'nde 'Bilin ki, sizin hanımlarınız üzerinde hakkınız olduğu gibi, hanımlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır...' diye buyurmuştur."

Yüce Yaratıcımızın en güzel nimetlerinden biri ailedir.

Aile; insanı hayata gözlerini açtığı anda sarıp sarmalar. Koruyup kollar ve bağrına basar.

Aile; Rabbimizin rahmeti ile desteklediği, çocuklar ve temiz rızıklar ihsan ederek güzelleştirdiği mukaddes bir yuvadır.

Aile; insan için huzura ermenin ve güven duygusunu derinden hissetmenin adıdır.

Aile; muhabbetin, neşenin ve lezzetin paylaşılarak kıymet kazandığı yerdir.

Aile ; Vefanın fedakârlıkla, imanın ihsanla, bilginin hikmetle ve sevginin hürmetle harmanlandığı bir eğitim ocağıdır.

Aile; bizim en değerli hazinemiz, vazgeçilmez değerimizdir.

Aile; Toplumun yapı taşı; toplumun temeli; toplumun aynası; toplumun kalbi; toplumun kendisidir.

Aile; Allahın tanıtıldığı ev

Aile; Peygamberin sevdirildiği yuva

Aile; Kur’anın öğretildiği ve yaşandığı okul

Aile; gerektiğinde okul, cami, kuran kursu

Aile; toplumun temeli ve çekirdeği

Aile; çocukların ibadetle buluştuğu mekan

Aile; sosyal ilişkilerin öğrenildiği kurum

Aile; dostluğun,dürüstlüğün, yardımseverliğin öğrenildiği yer

Aile; insanın insan olma şerefini tattığı kurum

Aile; dünyalık çıkarların olmadığı bireyler yumağı

Âile; Sevgi, saygı, şefkat, fedakârlık ve birlik ocağıdır.

Aile; ana yüreği ve baba şefkatinin buluştuğu cennet

Aile, biz olma, biz diyebilmenin kaynağıdır.

Aile; bencilliğin yıkıldığı başkasının kendine tercih edilebildiği kale

Hammadde halindeki küçük yavruların her yönden gelişip büyümesini sağlayan bir fabrikadır.

Hz. Peygamber, eşlerine, çocuklarına, torunlarına ve onların yakınlarına karşı sergilediği tutumuyla en güzel örnektir. O, bu konudaki sorumluluklarını hakkıyla yerine getirmiş ve ümmetine de bu konuda çok önemli tavsiyelerde bulunmuştur. Aile bireylerine sorumluluklarını hatırlatırken o şöyle diyordu:

"Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz. Kişi, ailesinin yöneticisidir ve onlardan sorumludur. Kadın, eşinin evinin yöneticisidir ve ondan sorumludur." (Buhârî)

"Elbette Yüce Allah, her yöneticiye yönettiğinden soracaktır. Onların haklarını koruyup korumadığından soracaktır. Kişiye de ailesinden soracaktır."

Bu anlamlı sözleriyle o, aile bireylerinin hepsine sorumluluklar yüklüyor ve mutlu bir aile yuvasının kurulmasında her bireyin rol ve sorumluluğuna dikkat çekiyordu.

"Sizin en hayırlınız, ailesine karşı iyi davrananınızdır. Ben aileme karşı en iyi davrananızım. Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı iyi davrananlardır."

"أكْمَلُ المُؤمِنِينَ إيمَاناً أحْسَنُهُمْ خُلُقاً، وَخِيَارُكُمْ خِيَارُكُمْ لاهْلِهِ

Hz. Ebu Hüreyre (r.a) anlatıyor: Rasulullah (a.s) buyurdular ki:

"Mü'minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır." buyurmuştur.

"Kadınlara karşı hep hayır tavsiye edin. Zira onlar sizin yanınızda birer emanettir." (Tirmizî, İman 6; Ahmed, VI, 47,99)

"Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin." (Tirmizî)

(Ebû Davûd, Nikah 40-41)

O, Yüce Allah'ın "Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin” emrini en güzel bir biçimde uygulamıştır. O, eşleriyle en güzel bir şekilde geçinmiş, onlara her konuda yardımcı olmuş, ev işlerinde onlara ortak olmuş, onlara asla bir fiske vurmamıştır. Onları hayatlarında ve vefatlarında her zaman hayırla anmıştır.

İlk aileyi ilk insan Hz. Âdem (a.s.) ile Hz. Havva validemiz kurmuştur.

O zamandan beri aile müessesesi olgunlaşmış ve gelişmiştir.

Hz. Adem'den beri devam eden ve cennette de devam edecek olan iki ibadetten biri nikâh, diğeri de iman olduğu beyan edilir.(İbn Abidin, Reddü'l-muhtar, III, 3.)

İslam toplumunun en temel kurumu olan aile, eşler arası ilişkilerin, sevgi, saygı, muhabbet ve rahmetle şekillendiği; iyilik, adalet,doğruluk,istişare ve ihsanın hakim olduğu sıcak bir yuvadır.

Ailenin en temel iki üyesi kadın ve erkektir. Yüce Rabbimiz erkek ve kadını adalet üzere yaratmıştır. Dinimize göre erkek ve kadının yaratılış gayesi birdir. Her ikisi de değerlidir, temel hak ve dokunulmazlıkları vardır. Kulluk ve sorumluluk, mükâfat ve ceza, iffetli ve onurlu bir hayat yaşamada aralarında hiçbir fark yoktur. İslam’ın ailede en ideal yaklaşım olarak gösterdiği hedef adalet ve ihsan ahlakıdır. Aile bireylerinden her biri, diğerini hoşnut etme gayesini davranışlarının merkezi yapmalıdır. Zira adalet ve ihsanın hâkim olduğu aileler huzur yuvasıdır.

İnsan neslinin devamı, nesebin muhafazası, toplumu meydana getiren ve toplumun temel taşı olan aile müessesesinin kurulması meşru bir evlilikle mümkün olur.

Evliliğin ilk temel şartı ise nikahtır.

Her nikâh, geleceğe dair umutlarla kıyılır. “Hz. Âdem ve Hz. Havva, Hz. Muhammed (s.a.s.) ve Hz. Hatice, Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasındaki derin muhabbet, ülfet ve sadakat” anılarak onlar gibi güçlü bağlara sahip bir yuva olması için dualar edilir. “Bir yastıkta kocamaya” niyet ederek evlenen her insanın, ailesini korumak için emek vermesi beklenir. Aileyi tehdit eden bunca farklı risk alanı varken, ailenin ayakta durması her geçen gün zorlaşırken, kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla aile fertlerinin bu konuda hassas ve bilinçli olması gerekir.

Müslüman bir ailenin yaşamında, kuruluşundan gelişimine varıncaya kadar her dönemde korunması gereken sabiteler vardır. Bu noktada, sabite ve değişken konusuna kısaca değinmek yerinde olacaktır. Zamana ve mekâna bağlı olarak bireylerin ve toplumların hayatında pek çok şey değişirken bazı noktaların değişmemesi öngörülür.

Sabiteler, İslam’ın temel prensipleridir. Köşe taşlarıdır. Söz gelimi giyim tarzı değişir ama tesettüre riayet etmek bir sabitedir. Yeme içme alışkanlıkları değişir ama helal tüketim sabitedir. Evlerin dekorasyonu değişebilir ama ev döşerken israf etmemek sabitedir. Aile içinde rol ve imkân dağılımları değişebilir ama ADALET sabitedir. Bin dört yüz yıl öncesiyle bugünün gerçekleri arasında da yadsınamaz farklar vardır. Peki, o hâlde bugün bir Müslümanın Kur’an’a ve Peygamberimizin sünnetine uyan bir aile yaşantısı sürdürmesi nasıl mümkün olacaktır?

Bu ancak dinin aile konusundaki köşe taşlarını sarsmayarak mümkün olabilir. Kur’an-ı Kerim’de ve Peygamberimizden miras kalan sünnet-i seniyyede, aile bireylerini bağlayan ve zamana ya da zemine göre değişmesi mümkün olmayan birtakım ahlâki esaslar belirlenmiştir. Bu esaslar; ADALET, İHSAN İSTİŞARE ,merhamet, muhabbet ve sadakat olarak sıralanabilir.

ADALET, hak dağıtımında ve sorumluluk paylaşımında insaflı bir yol izlenmesi, zulmün bertaraf edilmesi, dengenin korunması anlamına gelir. Toplumun bütün katmanlarını ve kurumlarını ilgilendiren adalet kavramı, İslam’ın vazgeçilmez ilkelerinden birisidir. Esma-i hüsnasından biri de “el-Adl” olan Cenab-ı Hak, dünyada ve ahirette bütün varlıklara karşı adildir. Kâinatı adalet üzere kurmuş, eşsiz bir denge ve düzen var etmiş, insanoğlundan da bu dengeyi korumasını istemiştir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Mâide, 5/8)

Adalet; dil, ırk, renk, yaş, cinsiyet ve statü fark etmeksizin herkese fıtratı gereği sahip olduğu özellikleri dikkate alarak davranmayı gerektirir. Fıtrata aykırı davranmak, hak ve sorumluluk dengesini bozmak, doğuştan gelen nitelikleri sebebiyle bir kimsenin kayba uğramasına sebep olmak ise zulümdür. Aile içinde de bireyler farklı niteliklere, önceliklere, hassasiyetlere ve ihtiyaçlara sahiptir. Onların bu farklılıklarını dikkate alarak davranmak, Allah tarafından her birine verilmiş olan öz nitelik lere ve ayrıcalıklara karşı saygılı olmak adaletin gereğidir. Dolayısıyla adalet, birebir eşitlikten öte bir anlam taşır ve ailede her ferdin insan olmakla doğuştan sahip oldukları manevi eşitliğe işaret eder. “İnsan” yani “yeryüzünün şerefli halifesi” olmak, eşler arasındaki ortak paydadır. Mümin kadın ve erkeği bir ve beraber kılan, “veli” yani birbirinin dostu, hamisi ve yardımcısı olma vasfında buluşturan en önemli unsur budur:

“Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlü’ne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe, 9/71)

Hayatta iyiliği ve güzelliği de zorluğu ve sıkıntıyı da birlikte göğüslemek için evlenen eşler, aile yapılarını haklar ve sorumluluklar konusunda adalet üzere inşa ettiklerinde huzurlu olurlar.

Adalet aynı zamanda erkek ve kadın arasında karşılıklı ve eş düzey bir sorumluluğu gerektirir:

Erkekle kadın birbirlerinin eksiklerini tamamlayan bir elmanın iki yarısı gibidirler.

هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَاَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ

“Onlar (hanımlarınız) size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz.” (Bakara, 2/187),

Peygamberimiz Veda Haccı’nda bir konuşma yapmış, karı-koca haklarında şöyle buyurmuştur :

فَقَالَ أَلَا وَاسْتَوْصُوا بِالنِّسَاءِ خَيْرًا فَإِنَّمَا هُنَّ عَوَانٌ عِنْدَكُمْ لَيْسَ تَمْلِكُونَ مِنْهُنَّ شَيْئًا غَيْرَ ذَلِكَ ...

أَلَا إِنَّ لَكُمْ عَلَى نِسَائِكُمْ حَقًّا وَلِنِسَائِكُمْ عَلَيْكُمْ حَقًّا ....

“Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı size tavsiye ederim. Siz kadınları Allah emaneti olarak aldınız. Onların iffet ve ismetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.”

HZ.Peygamber Veda hutbesinde;,kadın ve erkeklerin birbirlerinin haklarına riayet etmeleri gerektiğini Müslümanlara bir sorumluluk ve insanlığa bir ölçü olarak açıkça beyan buyurmaktadır.

Kur’an’da, erkekler “kayyûm” yani kadınları gözetip kollayan ve işlerini takip eden kimseler olarak nitelendirilmiştir: “Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerinden üstün kılmasına bağlı olarak ve mallarından harcama yapmaları sebebiyle erkekler, kadınları koruyup, gözetirler.” (Nisâ, 4/34) Kavvâmlık vasfı, erkeğe “haktan” ziyade “sorumluluk” yükler ve adalet ilkesini unutarak bu vasfı “mutlak üstünlük” şeklinde yorumlamak aileyi zarara uğratır.

Ailede eşler arasındaki adalet kadar, çocuklar arasında da adaletli olunması şarttır. Adaletin hâkim olduğu ailede çocuklar cinsiyet ayrımına tabi tutulmaz. Yetenekleri, yaşları ve karakterleri dikkate alınarak yetiştirilir, başarılı olduklarında aynı ölçüde ödüllendirilir, hatalı davrandıklarında da aynı oranda ikaz edilir. Cinsiyet, yaş, zekâ, sosyal beceriler ya da hastalık gibi herhangi bir sebepten dolayı çocuklar arasında ayrım yapmak, adaleti ortadan kaldırarak aile birliğini sarsmak demektir.

“Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil davranın.” (Buhârî, Hibe, 13) şeklindeki nebevi ikaz bu konuda anne-babalara ciddi bir görev yükler.

Anne-babalar hem birbirlerine hem de çocuklarına karşı cinsiyet farkı gözetmeksizin adalet ve hakkaniyetle davranmalıdır. Zira, her anne-baba; “Allah’tan korkun ve evlatlarınız arasında adaletli olun.” emrinin muhatabıdır. Bu yüzden ebeveynler, sorumluluklarına uygun hareket etmeli ve çocuklarını asla ihmal etmemelidir. Sevgili Peygamberimizin; “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmal etmesi, kişiye günah olarak yeter.” nebevi uyarısına kulak vermelidir.

Hadis-i şerifte çocuklar arasında adaletli davranmanın gereği anlatılırken Allah korkusuyla bağ kurulması etkileyicidir. Bu hadisin söyleniş sebebine baktığımızda,

Nu’mân b. Beşîr isimli sahabinin anlattıklarına şahit oluruz. Babası küçük bir çocukken Nu’mân’a bir bahçe bağışlamayı düşündüğünde, kardeşlerine de aynı bağışta bulunmasının mümkün olmadığını duyan Peygamberimiz bu sözleri söylemiştir. Doğrusu bu tutum, hediyeleşme ve miras paylaşımı konusunda günümüzde de aileler tarafından yapılan en büyük yanlışlardan biridir.

وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَاماً

“Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.”(Furkan, 25/67)

Sonuçta Allah Resûlü (s.a.s.) aile içinde adil davrananları büyük bir mükâfatla müjdelemiştir:

“Yönettikleri insanlara, ailelerine ve sorumlu oldukları kişilere karşı adaletli davrananlar, Allah katında, sınırsız merhamet sahibi Rahman’ın yanında nurdan minberler üzerinde ağırlanacaklardır.” (Nesâî, Âdâbü’l-kudât, 1)

Aileyi ayakta tutan diğer bir değer: ‘’İSTİŞARE’’

Eşlerin Birbirleriyle İstişâre Etmeleri

İstişare , şura, meşveret,

Şare veya şevere fiilinden işaret etti ,bir şeyi belirtmek, ortaya çıkarmak

Şarel asel; arı kovanından bal almak, balı peteğinden süzmek demek.,arı nasıl bal yapmak için bir çok çiçekten nektar alır polen alır, bize en değerli nimeti balı verir.

Allaha bize akıl vermiş ama herşeye aklımız yetmeyebilir, başkalarına akıl danışabilirz.

İstişare de Bir başkasının fikrine başvurma danışma, görüş alıiverişinde bıulunma demek.

Şura: Belirli komularda kararlar almak karşılıklı fikir teatisinde bulunup en doğru en güzel kararı almak, ilim ve ihtisas sahibi kişilerin oluşturduğu heyetin en doğru kararı ortaya çıkarması. Tıpkı bunlar arı kovanından bal almaya benzer. Yani ortak kollektif akılla alınan kararlar önemlidir değerlidir.

İstişare danışma konusunda pekçok ata sözlerimiz de mevcut. Ayetler hadisler mevcut.

Akıl akıldan üsündür.

Her bilenin üstünde daha çok bilen biri vardır.. Yusuf 76.ayet Ve fevka külli zi ilmin alim.

Bin bilsende bir bilene danış.

Danışan dağları aşmış danışmayan ise düz ovada yolunu şaşırmış.

İstihare eden aldanmaz,istişare eden pişman olmaz, iktisat eden yoksul olmaz. Hadis

İstişare edin kuvvet bulun, şura kuvvet belirtisidir.

İstişare pişmanlığa karşı kaledir.

Peygamber’imiz, “Kendi düşüncenize göre hareket etmeyin.”, “Yapacağı işi ehliyle istişare edene, o işin en güzeli nasip olur.” demektedir.

Peygamber’imiz; yapılacak işlere herkesin ruhen ve fikren iştirakini istemiş, “İstişare eden güvenlik içindedir.” demiştir.

Danışan yardıma kavuşur. İstişare edilen emindir.

Kanuni Sultan Süleyman da âlimlere ve istişareye çok değer verirdi. Danışmanı Ebussuud Efendi’ye sevgi ve saygısı yüksekti. Onun nasihatlerini dinlerdi. Kanuni, sarayının önündeki bir bahçeye kendisine hediye edilen bir armut ağacını diktirmişti. Zaman zaman onun büyüyüp büyümediğini kontrol ederdi. Her nasılsa karıncalar armut ağacını kemirerek kurutmuşlardı. Bunun üzerine Kanuni, Şeyhülislam Ebussuud Efendi’den karıncaları öldürmek için yazdığı şu beyitle fetva istemişti: “Dirahta ger ziyan etse karınca, zarar var mıdır anı kırınca?” (Ağaca karınca zarar verdiği zaman onu kırmanın, yok etmenin mahzuru var mıdır?) Ebussud Efendi de bir beyitle cevap vermişti: “Yarın Hakk’ın divanına varınca, Süleyman’dan hakkın alır karınca.”

K.K de 42. Surenin ismi Şuradır, ismini 38.ayette geçen ve emruhum şura beynehum ve mimma rezaknahum yunfigun. Ayetinde geçen Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar. bu surede istişare, iman edip namaz kılanların bir özelliği olarak zikredilmiş, buradan yola çıkan alimler Müslümanların işlerinde istişare ile emr olundukları sonucuna varmışlardır. Hz. Peygamber’in istişare edenin pişman olmayacağını ifade etmesi istişarenin karar verilecek konuda en doğru sonuca ulaştıracak önemli bir yöntem olduğunu dile getirmektedir.

Yine K.Kde Ali imran suresi 159. Ayette; Fe bima rahmetin minallahi linte lehum..ve şevirhum fil emr..

Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.

Aile Kurulurken Eşlerde Aranması Gereken Özellikler

İstişare evlenmeye hazırlanırken eş seçiminde önemlidir, müthiş bir isitişare yapılması gereken konulardandır. Aile kurulmaya başlanırken istişare ile kurulursa daha mutlu huzurlu aileler ortaya çıkar.

Mevlana’nın dediği gibi; Gencin aynada göremediğini ihtiyar tuğla parçasında görür. Buna tecrübe demişler.

Akıllı adam aklını kullanır. Daha akıllı adam başkalarının da aklını kullanır. (George Bernard Shaw)… Yani başkalarının tecrübesinden de faydalanır.

Evlilik, geçici bir süre için bir araya gelme değil, çoğunlukla ölüme kadar devam edecek bir sözleşmedir.

Eşler birbirlerinde bu kurumun devamını sağlayacak özellikleri aramalıdırlar.

“Canım ne olacak evlenmek helal ise ayrılmak da helaldir” deyip, gerekli araştırmayı yapmadan karar vermek, sonunda pişmanlık duymaya sebep olur.

تُنْكَحُ الْمَرأةُ لارْبَعِ خِصَالِ: لِمَالِهَا، وَلِحَسَبِهَا، وَلِجَمَالِهَا، وَلِدِينِهَا. فَأظْفَرْ بِذَاتِ الْدِّينِ، تَرِبَتْ يَدَاكَ.

Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: "Rasulullah (a.s) buyurdular ki:

"Kadın dört Özelliği için nikahlanır:

Malı İçin,

Nesebi (Asaleti) İçin,

Güzelliği İçin,

Dini İçin.

Sen dindar olanı seç de huzur bul.”

Hanefilerde denklik 6 hususta aranmıştır:

Dindarlık, İslam, Hürriyyet, Nesep, Mal, Meslek

Mevlana hazretleri şöyle der:

Eşlerin birbirine benzer olması şarttır,

Ayakkabı ve çizme gibi çift olan şeylere bak ta anla!..

Eş seçerken ailelerin birbirleriyle denkliklerine mutlak surette dikkat edilmelidir.

Ailede karşılıklı anlayış hâkim olmalıdır. Eşler birbirine güven duymalı ve bağlılık göstermelidir. Sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntılar paylaşılmalıdır. Aile fertleri arasında yardımlaşma ve dayanışma asıldır. Ailede her fert sorumluluk bilinciyle hareket etmelidir. Alınan kararlarda istişare hâkim olmalıdır. Ailedeki her fert, kendisinden daha çok karşısındakini düşünmelidir. İşte o zaman ilahî rahmet tecelli eder ve meveddet yani sevgi ve muhabbet kalıcı hale gelir.

Aile içerisinde iletişimin monolog değil diyalog biçiminde olması, evli çiftin ilişkisinin kaliteli olması bakımından gereklidir. Çünkü eşler arsındaki çok yönlü uyum, ancak karşılıklı iletişim sayesinde gerçekleşebilir. Aynı şekilde eşlere de görüşlerini ve ihtiyaçlarını ifade etme fırsatı verilmesi, varlığının önemsenmesi anlamına gelir. Eşi tarafından önemsendiğini, değer verildiğini algılayan eş kendini daha mutlu hisseder ve eşine bağlılığı artar. Özellikle aile içi iletişimde, aile üyelerinin birbirlerini etkili olarak dinlemeleri ilişkilerin sağlıklı gelişimi açısından önemlidir.

Hz. Peygamber “…işini onlara danış” (Âl-i İmran/159) gereğince vahye dayalı, dinî mevzular dışında kalan ailevî meselelerde eşleri ile istişâre eder, bazı konuların müzakeresini yapar ve ashabına da bazı meselelerde kadınlarla istişâre etmeyi tavsiye ederdi. Örneğin, ebeveynlere evlilik konusunda kızlarla istişâre yapmasını öğütlemiştir: (“kendilerini ilgilendiren hususlarda kadınlarla istişare edin “Kızları hususunda kadınlarla istişare edin.” (Ebû Dâvûd

Bazı konularda eşleriyle istişarelerde bulunmuştur;

İlk vahiy geldiğinde ilk koştuğu yer Hz. Haticenin yanı olmuştur.Bu olanlara, bana kim inanır diye ona danışıyor, Hz. Hatice kimse inanmazsa ben inanırım diyor.

Teheccüt namazı kılacak, O, "Ey Aişe, bu gece bana, Rabbime ibadet için izin verir misin?" diyerek nafile ibadet için eşlerinden izin isteyecek kadar ince bir ruha,istişare danışma ahlakına sahiptir.

Ebû Hureyre: “Rasûlullah (s.a.v)’den daha çok adamları ile istişâre eden bir kimse görmedim”.

İstişarede cinsiyet değil ehil olmak, akli selim olmak önemli olan.

Peygamberimiz vahiy aldığı halde eshabıyla, eşiyle istişarelerde bulunuyor bunun pek çok örnekleri var.

Bedir esirleri konusunda Hz. Ömer öldürelim derken; HZ. Ebubekir fidye karşılığı serbest bırakalım.Fidye 10 kişiye okuma yazma öğreten serbest olsun fikri

Hendek savaşında Selmani Farisinin şehrin dış girşinehendek kazılması fikri

Uhudda gençlerin şehrin dışında savaşılması fikri halbuki Peygamberimiz şehirde savunma yapılması fikrindeydi. Yenilgi sonrası onlara kızmamış sizin yüzünüzden bu yenilgi oldu dememiştir.

Eşiyle ashabıyla istişare etmesi;

Müslümanlara istişare ahlakını kültürünü öğretmek,

Onların fikirlerine değer,kıymet verdiğini göstermek,

Beşer olduğu hakikatini hatırlatmak.

İslâm, ailenin uyum içinde devam etmesini sağlamak için karı-kocanın, işlerini istişâre yolu ile yürütmelerini istemiştir. Ailevî meselelerde erkeğin hanımı ile istişâre etmesi ve ortak karar vermeleri esastır. Örneğin, Emzirmeyi tamamlamak isteyen için analar çocuklarını tam iki yıl emzirirler. “Eğer ana-baba aralarında istişâre ederek ve anlaşarak (daha önce) sütten kesmek isterlerse kendilerine günah yoktur” şeklindeki Bakara 233. âyette çocuğun sütten kesilmesi hususunda ebeveynin istişâre etmesi gerektiğine işaret edilmektedir.

Rasûlullah (s.a.v.)’ın hayatında da kadınlarla istişâre örnekleri pek çoktur. Bu örneklerden bir kısmı kadınlarla istişâre etmeyi emretmektedir: “Kendilerini ilgilendiren hususlarda kadınlarla istişâre edin.” “Kızları hakkında kadınlara danışınız.” Yine kadının nikâhı esnasında onunla istişâre edilmesi konusunda Âişe (r.a.)’den şöyle bir rivayet aktarılır.

Hz. Âişe şöyle demiştir: “Ya Rasûlallah! Kadınlarla nikâh akidleri hususunda istişâre edilir mi?” diye sordum. Hz. Peygamber: “Evet (kadınlarla nikâh akidleri hususunda istişâre edilir)” buyurdu. Ben: “(Ya Rasûlallah!) bakire bir kız, evlilik konusu danışıldığında utangaçlığı sebebiyle sıkıntı çekebilir” dedim. Hz. Peygamber: “Onun susması, izin verdiği anlamına gelir” dedi. Görüldüğü üzere, özellikle evlenme gibi şahsî bir meselede kadının fikrinin alınması ve ona uyulması ısrarla talep edilmektedir.

Ümmü seleme hudeybiye de sulh yapıldığında efendimizin yanındaydı. Anlaşma gereği o yıl umre yapmadan geri dönülecekti. Ashap peygamberin ihramdan çıkma emri karşısında ağır davranmış peygamberimiz üzülmüştü. Ümmü seleme : Ya Resulallah sen kalk, kurbanlığını kes, onlar sana uyacaklar, ve kurbanlarını kesecekler dedi. Efendimiz bunu yaptı ve ardından ashapta yapmaya başladı

Hz. Peygamber hanımlarının dertlerini ve sıkıntılarını dinleyip onlara çözüm üretmenin yanında kendi dertlerini ve sıkıntılarını da hanımlarına anlatmıştır.

İstişarenin önündeki engeller neler:

Bencil olmak her şeyi ben bilirim siz bilmezsiniz, sen çocuksun vs.

Karşıdakinin fikirlerini dinlememek,

Bilgiyi fikri paylaşamamak,

Empati kuramamak.

Ör: kadın üniversite okuyacak, ve de bakıma muhtaç çocuğu var baba ben yardımcı olurum okumandan mutlu olurum lisedeki kızı ben derslerde yardımcı olurum küçükde babasıyla vakit geçireceği için mutlu olur.

Aileyi ayakta tutan diğer bir değer: İHSAN

İhsan: Sözlükte, güzel olmak manasına gelen HÜSN kökünden türetilmiş bir masdar olup başkalarına iyilik etmek, yaptığı işi iyi güzel yapmak gibi iki anlamda da kullanılmaktadır . İhsanda bulunana Muhsin denir.

Hz. Ali ; ‘’insanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır.’’

İhsan, Adaletin üstün de bir derecedir.

Adalet; borcunu vermek , alacağını almaktır.

İhsan; Üstüne düşenden fazlasını vermek olması gerekenden azını almaktır.

Kendimize İstemediğimizi Başkasına Yapmamak Adalet ;

Kendimize İstediğimizi Başkasına Yapmak İhsandır .

Cibril Hadisi diye bilinen hadiste; Mel ihsanu? ‘’En ta’budallae ke enneke terahu, feinlem tekun terahu fe innehu yerake.’’ İhsan nedir? sorusuna Peygamberimiz: ‘’Allah’ı görür gibi ibadet etmendir, Çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir açıklaması ihlas terimiyle karşılığını bulur. İnsanın yaratılış gayelerinden biridir, yeryüzünü iyilikle güzellikle imar etmek. Zira iyilik, dünyayı yaşanılır kılan erdemlerin başında gelir.

Kur’an-ı Kerim’de iyiliğin yapılması emredilirken bu davranış ihsan kavramıyla ifade edilmiştir . ‘’Fe innallahe la yudiu ecral muhsinin.’’ Allah iyi davrananların ecrini katiyen zayi etmez" dedi. (Yûsuf, 12/90).

İhsan; bir işin, bir eylemin, bir sözün en güzel şekilde yapılması ve söylenmesidir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de şöyle buyurmuştur: “İhsan, Allah’ı görür gibi ibadet etmendir; çünkü sen O’nu görmesen de O seni görmektedir.” (Buhari, Tefsir, 31/2). İhsan; kendi ruhunun bahçıvanı olmak, kendini terbiye etmek ve başkasının dünyasına da iyilikle dokunmaktır.

İhsan; güzel görenlerin, güzel düşünenlerin ve istikametini güzel tutanların yoludur. Sahip olduğu şeyleri emanet olarak gören, muhtaç olana el uzatan, iyiliği çoğaltmak için paylaşanların yoludur.

“İyilikten maraz doğduğu söylenir. İyilikten doğmaz maraz. İyiliği anlamayan, onu suistimal eden kalpten doğar. İyilik, özünde hastalıklı olan ve iyileşmeye de temayülü olmayan kimseye dokunmaz, şifa vermez.”

Yüce Dinimiz İslam, bizlere aile saadetinin ve mutluluğunun yollarını göstermiştir. Bizler için aile hayatında en güzel örnek Peygamberimiz (s.a.s)’dir. O, ailede ihsanı, iyiliği ve adaleti emretmektedir. Zira ailede ihsan üzere iyilikte yarışma vardır.

İhsan, ailede sevgiyi ayakta tutan, diğerkâmlık ve fedakârlığı içinde barındıran yüce bir değerdir.

İhsan, hiçbir karşılık beklemeden ve asla minnet altında bırakmadan yapılan iyiliktir. Ailede adalet, karşılıklı sevgi ve saygının gözetilmesidir. Fertlerin onurunun korunması, emeğin takdir edilmesidir. Haklar ve sorumluluklarda hakkaniyetin ve insaflı bir yolun benimsenmesidir.

“Sadakanın en hayırlısı :Boşanmış senden başka gidecek yeri olmayan kız evladına yaptığın harcamalardır”

“Arkanda zengin vârisler bırakman, onları insanların elindekine göz dikecek derecede yoksul bırakmandan daha iyidir. Eşinin ağzına verdiğin bir lokma dahil olmak üzere iyilik olarak yaptığın her harcama sadakadır.” (Buhârî, Vesaya, 2; Müslim, Vesaya, 5, 8)

Hel cezaül ihsani illal ihsan. Rahman suresi 60. ayet

İyiliğin karşılığı, yalnız iyilik değil midir?

İyilik selam gibidir. Verirsin ve fazlası ile mukabele gerekir.

Vela testevil hasenetu velasseyyieh İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan davranışla sav; o zaman bir de göreceksin ki seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse kesinlikle sıcak bir dost oluvermiş! Fussilet 34.ayet

‘’İn ahsentüm ahsentum li enfusikum’’ iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendinizedir. İsra 7.ayet

ALLAHIN EMRİ İHSAN (NAHL 16/90)

Kur’an’dan yöntemler

iyilikte yarışmak

İyilerle beraber olmak

Kötü insanlardan uzak durmak (Kalem )67/10-14

Kötülüğe iyilikle karşılık vermek 41/34-35

İyiliği emretmek kötülükten nehyetmek 3/110

Kötülüğe engel olmaya çalışmak

Kur’an’a bakıldığında,’’ Sana ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Harcayacağınız mal, ana-baba, yakınlar, öksüzler, yoksullar ve yolcular için olmalıdır. Hayır olarak ne yaparsanız muhakkak ki Allah onu bilir.” (Bakara, 2/215) ve sünnete bakıldığında, ihsanda önceliğin aile bireylerine olduğu görülmektedir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), en hayırlı kişinin, ailesine karşı en hayırlı kimse olduğunu (Tirmizi, Menakıb, 63),

İnsanlar içinde iyilik yapmaya en layık kişilerin öncelikle anneler ve babalar olduğunu (Buhari, Edeb, 2) buyurmaktadır.

Yine ailesi için harcama yaptığında bunun o şahıs için sadaka olduğunu (Müslim, Zekât, 38),

Allah’ın rızasını düşünerek ailesine yaptığı harcamaların hatta yemek yerken eşinin ağzına verdiği lokmalara varıncaya kadar hepsinin mükâfatını alacağını (Buhari, Cenâiz, 36) ifade etmiştir. "Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah'ın izniyle mükâfat alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını alacaksın."

Bu ayet ve hadisler açıkça göstermektedir ki ihsanda öncelik, kişinin en yakınları olan ailesinin hakkıdır. Her takva sahibi bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcar. Öncelikle de ailesi için harcar, infak eder.

Aile bireylerine karşı öfkelenmesi durumunda öfkesini yutar ve aile bireylerinin kusurlarını affeder. Allah da böyle iyilik ve ihsan sahibi kullarını rızasına mazhar kılar ve elbette sever.

Ailede ihsanın en önemli tezahürlerinden biridir aile bireylerine zaman ayırmak, onlarla kaliteli vakit geçirmek. Nitekim kişinin ailesine vereceği en kıymetli şeydir zaman. İhsan bağlamında düşünüldüğünde onlara ayrılan zamanın da en güzel şekilde olması gerekir. Aileyle vakit geçirilirken hem bedenen hem de ruhen orada olunmalıdır. Onları dikkatle dinlemeli, anlamalı ve aile fertleriyle hemhâl olmaya gayret edilmelidir. Elbette bu şuurla hareket eden ebeveynler, sorumluluklarını hassasiyetle yerine getirecek ve ailesini asla ihmal etmeyecektir.

Böylece Peygamber Efendimiz’in (s.a.s.) “Bakmakla yükümlü olduğu kimseleri ihmâl etmesi, kişiye günah olarak yeter.” (Ebu Davud, Zekât, 45) uyarısını hassasiyetle dikkate alırlar ve sorumluluğunun gereğini yerine getirirler.

Ebeveynin aileye yapacağı en büyük iyiliklerden biri de hiç şüphesiz ki çocukların ahlak eğitimidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.), “Çocuklarınıza ikramda bulunun. Onlara güzel bir terbiye verin.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3) buyurmakla, ahlak eğitiminin bir ikram ve ihsan olduğunu ifade etmektedir.

Benzer şekilde bir başka hadis-i şerifte ise “Hiçbir baba, çocuğuna güzel ahlaktan daha kıymetli bir miras bırakmamıştır.” (Tirmizi, Birr, 33) buyruğuyla ihsanın bu cihetten önemine vurgu yapmaktadır.

Tabii ki bu noktada öncelikle anne ve babanın rol model olması, nasıl bir evlat istiyorlarsa önce kendilerinin öyle olması büyük önem arz eder. Zira eğitimde aslolan, doğruları söylemekten ziyade doğruları yapmaktır. Bu da ilahi murakabenin farkında olmakla mümkündür.

Yüce Rabbimizin emaneti olan ailemizi gözümüz gibi koruyalım. Gün gelip emanetin sahibi olan Yüce Allah’a hesap vereceğimizi aklımızdan çıkarmayalım. Aile hayatımızın her alanında adalet ve ihsan ahlakının güçlenmesi için çaba gösterelim.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.