Biden dönemi ABD-İsrail ilişkilerinin dinamikleri

Biden dönemi ABD-İsrail ilişkilerinin dinamikleri

Siyasi istikrarsızlığın aşılamadığı İsrail yeniden bir seçime doğru yol alırken ABD'de Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla İsrail iç siyasetinin söylem ve kurum düzeylerinde hareketlenerek daha da hararet kesbedeceği anlaşılıyor.

Istanbul

Kasım ayında sayımların başlamasının ardından, Obama dönemi Başkan Yardımcısı Joe Biden ABD’nin 46. başkanı olduğunu ilan etti. Biden rekor denilebilecek katılımın olduğu seçimlerde, yine rekor bir sayıyla 80 milyondan fazla seçmenin desteğini elde etti. Ayrıca Seçiciler Kurulundan 306 delegenin desteğini kazandı. Böylece Donald J. Trump koltuğunu Ocak 2021’de Joe Biden’a bırakacak ve hem iç siyasette hem dış siyasette yeni bir dönem başlayacak. Esasında bu yeni dönem, Trump Dönemi’nin (2016-2020) zemin oluşturduğu toplumsal çalkantıların, yeni jeopolitik ittifakların ve hasımlıkların ve genişleyen sistematik krizin üzerinde ilerleyecek gibi görünüyor. Yaklaşan Biden döneminde önceliğin ABD’de hükümete sarsılan inancı yeniden tamir etmeye verileceği ve geçtiğimiz dört yıl boyunca iyice derinleşen etnik köken temelli çalkantıları durdurmaya, ayrıca halkçı politikalar yoluyla gittikçe güç kazanan Trumpçı tabanın sakinleştirilmesine yönelik bir siyasetin izleneceği tahmin edilebilir. Biden’ın ABD’yi öne alan ekonomik iyileşme, derin toplumsal ayrışmaları iyileştirme, sistematik ırkçılıkla ve yeni tip koronavirüs (Kovid-19) pandemisiyle mücadele gibi konulara önem vereceği anlaşılıyor.

İsrail’de milliyetçi dalga ile değişen toplumsal yapı İsrailli siyasetçilerin ABD’li karar vericiler karşısında tavizkar olmasını değil ulusal çıkarların peşinden giden dirayetli yöneticiler olmasını arzuluyor.

Burada temel olarak Joe Biden’ın kendisi ve siyaset ekibinin yukarıda ifade edilen jeopolitik ittifak setlerini ve ona bağlı olarak genişleyen sistemik krizi nasıl yönetilebilir kılacağı üzerine odaklanacağız. Konuyu Biden ve ekibinin İsrail’e olan yaklaşımının bölge jeopolitiği ve İsrail iç siyasetine muhtemel etkileri üzerinden ele alacağız.

Biden'ın İsrail dosyası

Joe Biden’ın İsrail’le kurduğu ilişkinin iki düzeyde ele alınması gerekiyor. Birinci düzey, Biden’ın kişisel aile bağlantılarının meydana getirdiği psikolojik yakınlık ve bunun Biden’ın etrafında oluşturduğu yeni bir toplumsal ağlar bütünü. İkincisi ise Biden’ın profesyonel siyasi yaşamının merkezinde yer alan ve uzun süren Senato Dış İlişkiler Komitesi başkanlığı ve ABD başkan yardımcılığı olsa gerektir. Birinci faktörü biraz açmakta fayda var: Biden’ın çocuklarının tamamı Yahudi kökenli Amerikalılarla evli. Profesyonel yaşamında ise Biden genç bir senatörken İsrail’e geziler düzenleyen kongre ekibinin içerisinde yer aldı. Bu etkenlerden hareketle Biden’ın kendisine sunulan analiz notlarına ve danışmanlarının telkin ve tutumlarına çok da bağlı kalmadan kendi gözlem ve hafızasıyla da hareket edeceği düşünülebilir. Joe Biden 1970’lerden bu yana İsrail’i yakından gözlemleyen ve İsrailli siyasilerle kişisel ilişkiler kurmuş bir siyasetçi. Biden’ın İsrail dosyasında neler olacağı ise yazının ana konusunu oluşturuyor. Bu başlıkları yerleşimler, İran’ın nükleer silah edinimi, seküler/dindar ilişkileri ve Çin-İsrail yakınlaşması oluşturuyor. Biden’ın İsrail’e yaklaşımı kendi internet sitesinden alınan şu kısımda net olarak anlaşılıyor:

“Joe Biden, İsrail’in aldığı güvenlik yardımını herhangi bir siyasi karara bağlamayacağını açıkça belirtir. Biden-Harris yönetimi, Obama-Biden yönetimi sırasında öncülük edilen eşi benzeri olmayan askeri ve istihbarat işbirliğini ve İsrail’in niteliksel askeri gücünü her zaman koruyacağının garantisi de dahil olmak üzere, İsrail’in güvenliğine olan sarsılmaz bağlılığını sürdürecektir.”

Yahudi yerleşimlerinin genişletilmesine bir tepki olarak, ayrıca genel Arap kamuoyuyla ilişkileri korumak ve Filistin yönetiminin de yanında durulduğunun bir göstergesi olarak ABD Demokrat çevrelerinde İsrail’e yapılan askeri yardımların kesilmesi konusu zaman zaman gündeme getirilir. 1982 yılından bir anekdotla açıklamaya çalışalım. Zamanın İsrail Başbakanı Menahem Begin ve (Demokrat Parti) Delaware eyaleti Senatörü Joe Biden arasında sert bir konuşma geçer. Biden İsrail liderine Lübnan’da süregiden İsrail operasyonlarını eleştirmediğini ancak Batı Şeria’daki Yahudi yerleşimlerini durdurmasını ister. İsrail’in yerleşim politikası nedeniyle ABD’nin desteğini kaybedeceğinin altını çizer. Üstü kapalı da olsa Biden ABD tarafından İsrail’e yapılan askeri yardımları bir tehdit aracı olarak kullanır. Begin ise bu konuşmadan çok keyif aldığını söyleyerek cevabına başlar. Özgürlüğe yani özgür insanların sorunları özgürce tartışması gerektiğine inandığını ekler. Askeri yardımların kesilmesinin tek yönlü bir yol olmadığını ifade ederek bunun iki yönlü bir yol olduğunu muhatabına anlatır. Begin ABD’nin yardımlarından dolayı müteşekkir olduğunu fakat bölgede ABD’ye yaptıkları yardımın hafife alınmaması gerektiğini söyler.

1970’lerden bu yana İsrail’i yakından gözlemleyen ve İsrailli siyasilerle kişisel ilişkiler kurmuş bir siyasetçi olduğu bilinen Biden’ın İsrail dosyasını yerleşimler, İran’ın nükleer silah edinimi, seküler/dindar ilişkileri ve Çin-İsrail yakınlaşması oluşturuyor.

Biden bunun gibi sayısız üst düzey görüşmelerde muhataplarının geliştirdikleri argümanları dinlemiş ve üzerine epeyce düşünmüş olmalı. Özetle Biden yönetiminin askeri yardımı ulusal çıkar düzleminde değerlendirerek ilişkilerin güvenlik perspektifinden ele alınmasını istemediği anlaşılıyor. Bu açıdan bakılınca İsrail ve ABD arasındaki güvenlik ve istihbarat alanındaki işbirliğinin genişleyerek ve derinleşerek devam edeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Yerleşimler konusuna gelinecek olursa; Batı Şeria’daki yerleşimlerde 600 bini aşkın kişi yaşıyor. Doğu Kudüs’teki yerleşimlerde ise 220 bin kişi bulunuyor. Yerleşimler konusu hem İsrail iç siyaseti için hem de ABD’de iş başına gelen başkanlar ve ekipleri için çetrefilli bir mesele olarak ön plana çıkar. Örneğin Başkan Obama görevden ayrılırken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nden (BMGK 2334 sayılı Kararı) yerleşimlerin illegal olduğuna dair karar çıkmasında öncülük etti. Diğer bir örnek Başkan Yardımcısı Joe Biden İsrail’deyken, İsrail İçişleri Bakanlığı’nın Ramat Şlomo’da bin 600 yeni apartman dairesinin yapım iznini onaylamasıdır. Biden ve İsrailli yetkililer arasında kısa süreli krize yol açan bu durum Binyamin Netanyahu’nun (Bibi) süreçten haberdar olmadığının ifade edilmesiyle yatıştırılmaya çalışıldı.

İsrail hükümeti yakın bir zamanda Givat HaMatos bölgesinde bin 257 yeni ev inşasına izin verdi. Givat HaMatos Beytüllahim ve Doğu Kudüs arasında kalan ve az gelişmiş bir bölge olarak biliniyor. Buranın yerleşime açılmasıyla Filistin devletinin başkenti olması düşünülen Doğu Kudüs’ün Beytüllahim’den güneye doğru bağlantısı kesiliyor. Bibi bu yerleşim alanına inşaat onayı vererek Biden’ın görevdeyken niyetlerini test etmek isteyebilir. Buna rağmen Biden’ın İsrail hükümetiyle yerleşim inşaları üzerinden kamuoyu önünde bir çatışmaya girmesi beklenmiyor. Bibi ayrıca bu yeni adımıyla Biden ekibinin İsrail siyasetinin dinamiklerine hâkim olup olmadığını gözlemlemek isteyebilir. Günün sonunda önceki politikalarına bakarak bu planı ya donduracağı ya da geri çekeceği söylenebilir. Fakat tüm bunlara rağmen İsrail için bir numaralı gündem maddesinin İran olduğu görülüyor. Yerleşimler veya Filistin-İsrail barış süreci ise ABD ve İsrailli karar alıcılar için çözülmesi gereken çok acil konular değil gibi.

Yükselen milliyetçi dalga ve değişen toplumsal yapı

İsrail hükümeti ve Filistinli yetkililer Trump sonrası yeni döneme hazırlık içindeler. Joe Biden’ın zaferinin İsrail özelinde sahadaki iç siyaseti kökten değiştirmeyeceği beklenebilir. İsrail tarafına baktığımızda Bibi’nin sağ ve dindar partilerden oluşan hükümeti için iç siyasetin dinamiklerinin Washington’la ilişkileri olumsuz etkilemesi beklenebilir. Geçenlerde Ryan Bohl’un Stratfor’da kaleme aldığı “İsrail’in yükselen sağcı gençliği ülkenin dış politikasını nereye savuracak” başlıklı yazısı bu açıdan bahsetmeye değer. [1] Bohl yükselen sağ-kanat gençliği üç ideolojide ve partide yoğunlaştığının altını çiziyor: (a) Likud Partisi’nde konumlananlar genellikle dış dünyaya güvenlik merkezli, yayılmacı ve serbest piyasa odaklı bakıyor; (b) Yemina Partisi’ne sempati ile bakanlar ise yerleşimcilerin üzerinde yükseldiği sosyolojiye yakınlar ve daha içe kapanan ve İsrail’in ahlaki ve hukuki üstünlüğünü savunan bir grup olarak öne çıkıyorlar; (c) Şas Partisi’ne yaklaşanlar ise gündelik yaşamlarında dinin merkezi konumda olduğu, kültürel olarak muhafazakar ve daha maskülen bir siyasi kültürü savunuyorlar. Bohl’a göre İsrail’de genç seçmenin çoğunluğu (1980 sonrası doğumlular) milliyetçi duygulara sahip. Bu siyasi kültürün yerleşmesini ise 1980 sonrası yaşanan şu makro gelişmelere bağlıyor: zorlu çatışmaların askeri caydırıcılığa dayalı diplomasiyle sulha erdirilmesi; yükselen dini duyguların uluslararası kınamalara rağmen Batı Şeria’da (Yehuda ve Şomron) mevcut yerleşimleri makulleştirmesi; Sovyetlerden gelen göçmenler ve onların çocuklarının İsrail’de milliyetçiliğe demografik bir güç katması.

İsrail’de Yahudi kimliği bu milliyetçi kültürün şekillendirilmesiyle (a) güç yoluyla barış, (b) ABD ile yakın işbirliğine destek ve (c) İsrail’in çıkarlarını uluslararası hukuk normlarının üzerinde tutma ısrarını kökleştirdi. Diğer bir husus ise bu değişen demografinin tetiklediği yeni jeopolitik kültürde öne çıkıyor. Bu milliyetçi dalganın Körfez ile İsrail arasındaki ilişkileri daha da derinleştireceği bekleniyor. Çünkü İsrail’in sağ siyasetçilerinin savunageldikleri tek-devletli çözüme Körfez ile ilişkinin niteliği tehdit teşkil etmiyor, ayrıca İran’la yaşanan zıtlaşmada İsrail ulusal çıkarlarına fırsat penceresi açıyorlar.

İlaveten yukarıda bahsedilen bu üç milliyetçi dalganın anlaşamadığı bazı konulardan da bahsetmekte yarar var: (a) Dindarların orduya katılmama istekleri; (b) Yerleşimcilerin uluslararası normları es geçmeleri; (c) merkez-siyasetin (Likud kanadının) dış dünyaya önem vermesi gibi. Kısaca İsrail’de toplumsal yapı İsrailli siyasetçilerin ABD’li karar vericiler karşısında tavizkar olmasını değil ulusal çıkarların peşinden giden dirayetli yöneticiler olmasını arzuluyor.

Filistin ve İsrail arasında güvenlik ve sivil idarelerin işbirliği yeniden başladı. Bu süreç Mayıs ayında İsrail’in yerleşimleri tek taraflı genişletmesi nedeniyle dondurulmuştu. İsrail’in aylık yaklaşık 100 milyon dolar gibi bir rakamı Filistin yönetimine aktarması durmuştu. İki tarafın da anlaşmaya varmasıyla finansal kaynak aktarımı ve güvenlik koordinasyonu tekrar başladı. İsrailli yöneticiler adımlarını atarken hükümet düzeyinde kendisine oy veren seçmenleri göz önünde bulunduruyorlar. Bu ise gün geçtikçe kapalı bir milliyetçiliğe evrilme eğilimi gösteren İsrail sağını iki-devletli çözümün gerekliliklerinden uzaklaştırıyor.

Trump-Netanyahu benzerliği ise ABD’deki değişimin İsrail’e olası etkileri üzerine düşünmemize imkân tanıyabilir. Bu ikilinin ortak siyasi kültürü sağ popülizm üzerinden okunabilir. Sosyal medyanın etkin kullanımı, fake news (yalan haber) vurguları, polisi suçlama, mahkemelerin, yerleşik elitlerin ve medyanın farklı ve zarar verici bir gündemin peşinde olduklarının altını çizme gibi konular öne çıkmakta. Orta Doğu Yahudileri (Mizrahiler) ve Avrupalı Yahudiler (Aşkenazlar) arasındaki kültürel gerilim Bibi tarafından sürekli politize ediliyor. Bibi adeta İsrail’de sessiz çoğunluğun tek sesi olduğunu günlük siyasi performanslarında sık sık ihsas ettiriyor. Ayrıca Bibi’nin atamalarında epey önemsediği şey liyakat değil, sadakat. Geçirdiği adli soruşturmalar ve ses kayıtlarının ortaya çıkması gibi meselelerin de onu zaman zaman bir hayli endişelendirdiği biliniyor. Bibi’nin Trump’a olan benzerliğinde aşırıya kaçarak saç rengini bile 2017’de değiştirdiği biliniyor.

Gantz ABD liderliği ile yakın ilişkisinin kendisine İsrail siyasetinde olumlu bir kaldıraç etkisi doğuracağını düşünebilir. Fakat siyasi liderlik kapasitesinin sınırlılığı yüzünden bu faydadan mahrum kalacak gibi görünüyor.

İsrail siyasetindeki muhtemel gelişmeler

Bugünlerde İsrail’de 2021 Bütçesi’nin onaylanamadığı, Mavi-Beyaz İttifakı’nın taleplerine Bibi tarafından yanıt verilmediği ve Netanyahu’nun rüşvet davalarının yeniden ön planda olduğu bir siyaset sahnesi görüyoruz. Netanyahu eğer Trump seçilseydi İsrail’de bu durumdan stratejik fayda sağlayabilecek tek başbakanın kendisi olduğunu söyleyecekti. Benny Gantz ise Joe Biden’ın başkan seçilmesi dolayısıyla bundan fayda sağlayabileceğini düşünüyor. İşbirliği, birlikte hareket etme, fikirlere olan inanç gibi konularda hem Biden hem de Gantz ortaklaşıyor. Fakat Gantz, siyasi liderlik kapasitesinin sınırlılığı yüzünden bu faydadan mahrum kalacak gibi. Gantz ABD liderliği ile yakın ilişkisinin kendisine İsrail siyasetinde olumlu bir kaldıraç etkisi doğuracağını düşünebilir. Fakat Gantz’ın bu beklentisinin gerçekleşmesi hem İsrail’in değişmekte olan toplumsal yapısından hem de ABD liderliğinin öteden beri İsrail iç siyasetine fazla müdahil olma konusundaki isteksizliğinden dolayı güç görünüyor. Likud’un kıdemli milletvekillerinden Gideon Sa’ar’ın istifası ise dikkatle not edilmesi gereken bir siyasal manevra olarak görülmeli. İsrail sağındaki Bibici tekelin kırılması için yeni ve taze bir girişim olarak görülen Sa’ar’ın şimdiden anketlerde ciddi bir çıkış yaptığı görülüyor.

Fakat konu Bibi’ye gelince insan kesin konuşmaktan kaçınıyor. Netanyahu, siyasette iki kere ikinin dört etmediği nadir örneklerden olsa gerek. Bölge ülkeleri ile diplomatik ilişki kurma sürecine son olarak Fas’ın eklenmesi İsrail’deki Fas kökenli Yahudiler için oldukça sevindirici bir gelişme. Bibi iç siyasetteki tıkanmışlığını ve prestij kaybını dış politika açılımlarıyla telafi etmek istiyor. Zira Bibi’nin Filistin-İsrail meselesine, hane halkı ekonomisine, toplumsal ayrışmalarda görülen belirginliğe, sağlık sistemine ve eğitime tutarlı ve dengeli bir çözüm stratejisi ortaya koyamadığı görülüyor.

İsrail yeniden bir seçime doğru yol alırken Orta Doğu yeniden şekilleniyor ve yeni dönem bölgedeki her ülkeyi pragmatik bir tutum almaya zorluyor. Joe Biden’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla İsrail iç siyasetinin söylem ve kurum düzeylerinde hareketlenerek hararet kesbedeceği anlaşılıyor.

[Kudüs İbrani Üniversitesi Truman Center’da ve Brandeis Üniversitesi Schusterman Modern İsrail Araştırmaları Merkezi’nde misafir araştırmacı olarak bulunan Dr. Gökhan Çınkara İsrail, Filistin siyaseti, Yahudi dünyası ve Orta Doğu toplumları ve siyaseti konularında akademik çalışmalar yürütüyor]

 

Kaynak:Haber Kaynağı

Etiketler :

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler