Gezi parkıyla gelen zihni bulanıklığın tasfiyesi


Hikaye meşhur. Nasreddin Hocanın evine hırsız girer. Ne kadar akıldane varsa Hocaya nasihat verir. Şimdi de Gezi terörü için dışarıdan içeriden, darbe yandaşı ve dengeci kim varsa hükümete saldırıp, akıl vermeye kalkıyor. Yakıp tahrip edenlere kör ve dilsizler.

CHP meclis kadrosu, Gezi tahribatı öncülüğünü kaptı. Yetmedi. CHP lideri, teröre destek yürüyüşü için, ?MEYDAN OKUYORUZ? afişleriyle miting ilan edip, ?Yürü! Asya?dan Avrupa?ya? dedi.
Açıkça görülen o ki, dünya İslamofobiası; Haçlısı; Moskof?u; Budist?i, terörist ve eylemcilerle birlikte İslam?a, hükümete ve ülke kalkınmasına cephe açtılar. Milletimiz, ?Çarıklı Erkan-ı Harp? fehim ve idrakiyle, ?Dik dur!? derken, bazı insanlarımız da, kiminle kimi dengelemek istiyorlarsa, ?Bir adım da sen? der gibi, Başbakana akıl öğretme gayretiyle yanlış yapıp, kafa karıştırıyor.
Allah?ın yardım ve inayetiyle Türk devleti büyük bir devlettir. Büyük de, bu darbeler ne? Denebilir, doğrudur. Ama başka doğrular da var. Çoğu devlet, küçük ve güçsüz olduğu için darbe önlenemez. Türkiye büyüklüğünden dolayı önleyemiyor. Bunu belki bir dizi yazıyla uzunca konuşmak lazım. Kısacası: Büyük devletlerin yıkıntısı da büyüktür. Almanya?nın ayağında hâlâ, 2. Dünya savaşının zincirleri var. Hem AB?nin gücü, hem de kardeş blok Batı?ya yenik düştüğü halde? Türkiye?nin ayağında da, 1. Dünya savaşı zincirleri var.
Çok yönlü bir düşmanlık var ülkemize. Bu düşmanlıklara dikkat çekiş, suçu başkasına atıp kendimizi temize çıkarmak için değil. Bu ağırlıkların altından kalkmak bizim sorumluluğumuz. Kimseden, bizim meselemizi çözmesini beklemiyoruz. İşi havale değil, durumu tespit ediyoruz. İslam olduğumuz; güçlü olduğumuz; İsrail?e engel teşkil ettiğimiz ve büyüdüğümüz için düşmanlık büyüyor. Dünya savaşının galipleri, mevkilerini kaybetmek istemiyorlar. Onun için Türkiye?nin İslam dünyasıyla bütünleşip, yenilmez bir güç olma tehlikesini, evham haline getiren düşmanlık, Türkiye?nin gücüyle beraber büyüyor.
Yoksa milletimiz de, devletimiz de, kadrolarımız da son derece vatanperver, fedakar, hayattan da üstün değerleri olan gerçek insanlardır. Hükümetimiz, aklınıza gelen her çözümü bütün cepheleriyle tartışır. ?Dik dur!? desteği kafi. Gayretlerin, her konuda icraata net yansımaması, Hudeybiye?de olduğu gibi ağır şartlarından kaynaklanmaktadır. Özellikle böyle kritik işlerde, hükümete nasihat çeşitlendirerek kafa karıştırmamak görev olur. Sakin zamanda yap nasihatini. Peygamberimizin, ?Milletler layık olduğu idareye kavuşur? sözüne dikkat edelim de, daha iyi şartlara ermek için, layık olma seviyemizi yükseltelim. Vatan, millet, ümmet, insanlık için ne yaptım, yapıyorum deyip gayretimizi artıralım.
Layık olma seviyesini yükseltmenin ilk şartı, milletin, ümmetin, bir duvarın taşları gibi kenetlenip cemaat olmasıdır. Camiye girip, kalp ve kafası ayrı çıkmak, cemaatsiz kalmaktır. Evlat, kardeş, akraba, arkadaş ve komşumuzla cemaat mıyız? Allah, lütfüyle Müslümanları kardeş yaptı. Biz, kardeş miyiz?
Yanlış hesapla nasihat: ?Senin oyun, %50? diyor ve bundan, ?%50 de seni istemiyor? hükmünü çıkarıp, ?Kaziye-i Muhkeme/ Kesin hüküm? yaparak, üzerine tavsiyeler inşa ediyor. %50 rey alanın istemeyeni, kesinlikle, ?% 50 değildir. Oy, vicdani bir karardır. Böyle hesap edilmez. Fransa Cumhurbaşkanı çok adaylı ilk turda % 30 oy alıyor. İkili turda %55 alıyor. Yani çok partili ve nispi sistemli bir seçimde, %30 oy alan kimse, çoğunluk sisteminde %50-60 da alabilir. Gezi Parkı olayları gibi, ülkenin huzur, itibar, ekonomi, hukuk ve sosyal hayatını tahribe yönelik tehlikeler zamanında ise milletler, devlet yönetimlerine kenetlenir. Bu, vatan borcudur. %50 oy alan partinin desteği birden %85-90?a çıkar. Bu, büyük milletlerin, olmazsa olmaz sağduyusudur.
ASALA ve PKK?dan Gezi Parkı?na kadar terörün milletimize maliyeti ne? Tam fren. Zarardan başka ne yaptılar? Hiç. İnsan, hiçliği ve zararı gaye edinemez. O halde?
İnsan ve toplum, akıl, iman, ahlak, tarih ve bilgi değerlerinin meydana getirdiği eşiz ahenkle gelişerek her gün yeniden doğan bir tazeliğe sahiptir. Bu yönlendirici değerlerin komuta merkezi, akıl, iman ve ahlaktır. Dünya çıkarlarına mahkumiyet, akıl, iman ve ahlakı, hedef tayininden çıkarıp, yanlış çıkar hesaplarına teslim etmektir. İşte teröristin hali budur. Teröristin hedefi, aldığı emirle sınırlıdır. Yani, insani yüceliği doğuran hedef tayininde aklı iptal edip, yerine aldığı emri ve başarıyı koymuştur. Akıl, emre bağlanıp, insani yüceliklerle, iman, erdem ve ahlakla ilişkisini kesince, her canlıdan fazla tahribat, tuzak ve fitne imkanına sahip oluyor. Onun için teröristin zararı büyük oluyor. Terörist, yıkmanın, tencere tava çalmanın kolaylığını kendi gücü ve başarısı zannettiğinden gururlanıp, kendini kahraman zannediyor. Aklını çıkar ve emir mahkûmiyetinden kurtarıp insani yüceliğe döndüremediği sürece, kendini iyilik ve insani değerlerde geliştirme imkanını tamamen kaybediyor, hayvandan da aşağı düşüyor. Burada insan ve toplumların büyük vebali, iman ve ahlakla bu bataklılığı kurutmaktaki noksanlarıdır. Toplumun terör zararlarını hak edişi, bu ihmalinin bedelidir. Geç kalmayalım. Ahlaksız demokrasi yaşamaz. Onun için Batı, demokrasinin maskesini, demokrasi zannediyor.
İnsan, çıkarını hedef edinmez. İyilik yarışında iki gününü denk kılmamayı hedef edinir. Ve bu yol, hayattan da üstün değerlere, oradan da ölümsüzlüğe çıkar.

Hasan Aksay / Yeni Akit

Önceki ve Sonraki Yazılar