Mehmet Yürekli
İnsanoğlu tuhaftır!..
Sen hem hayvan, hem meleksin!
Tâ be-ten hayvan be-cânı ez-melek
Tâ revî hem ber-zemin hem ber-felek
Mevlana
Din, ahlak, adet örf ve mukaddes terbiye bağlarını her gün biraz daha koparan XXI. asır insanı hızla felaketine doğru ilerlemektedir’
Dünyada ve ülkemizde insanlar Kapitalizm’in, Siyonizm’in oyuncağı oldu. Müslüman milletlere illet oldular’ Boğdular.. Kovdular.. Sistemi kurdular’
Fakat!
Ey insan, ne tuhaf bir varlıksın sen.
Ten hayvanıyla can meleği sende bir araya gelip birleşmiş.
Sen yerin bitimi, göğün başlangıcı olmuşsun. Bu yüzden hem göğe mensupsun, hem toprağa.(2/3814)
Per hemân u ser hemân heykel hemân
Musiî ber-arş u Fravnî mehân
‘Nitekim kolu başı ve bedeni aynı ama Musa arşadır,
Firavun ise alçağın alçağında hor ve hakir.’ Mevlana (6/3032)
Mensubu olduğumuz İslam dini, bir millete veya kavme değil, bütün insanlığa gönderilen son ve evrensel bir dindir’
İslam’ın gayesi, insanları her iki cihanda huzur ve mutluluğa erdirmektir’
Dolayısıyla ferdin ve toplumun huzuru Allah’ın (c.c) emir ve yasaklarına uymasına bağlıdır’
Evrensel ve toplumsal barış, insanlığın iyiliğini düşünen kimseler için devamlı bir ideal olarak kalmıştır. Şüphesiz böyle bir barış insanlığın lehine bir durum olacaktır. Fakat realitede bugüne kadar hedefe tam olarak varılamamıştır.
İslamiyet, hem Müslümanları, hem bütün insanlığı içine alan bir barışı hedefler. Zaten İslam kelimesi, ‘barış’ anlamına gelen ‘silm’ kökünden müştaktır. Allah’ın isimlerinden biri ‘Es-Selam’dır. Müslümanlar, birbirleriyle karşılaştıklarında ‘selamün aleyküm’ derler, birbirlerine barış ve esenlik dilerler. Mescid-i Haram’ın kapılarından biri ‘Darus-Selam’ dır.
Bu haliyle dahi İslam’ı savaş ve terör ile anılır hale getirmek, onunla bütünleştirmek insafla bağdaşır bir durum olamaz. Çünkü genelde ilahi dinlerin hepsi, özelde ise İslam, dünyayı insana zindan etmek, yaşanmaz hale getirmek için değil, huzur ve güvenlik içinde yaşamak için gölerilmiştir’
İşte bütün bunlar, İslam’ın ne derece barışla iç içe olduğunu, barışı hedeflediğini gösterir. Ve ‘sulh hayırlıdır’ hükmü (Nisa, 128)’
‘Ey iman edenler! Hepiniz toptan barışa gidin ve şeytanın adımlarına uymayan’’ ayeti, ehl-i imana barışı emreder. (Bakara, 208), (Hucurat, 9-10), (Nisa, 90)
Ancak bunu söylerken, ‘İslam’da savaş yoktur’ gibi iddiaya gayr etmeli ve yeri geldiğinde elbette savaş da kaçınılmaz olur. Evet, müfessir Beydavi savaş ‘ahirud-deva’dır, yani son çaredir. (Beydavi, II, 211)
İslamiyet’te asıl olan savaş değil, barıştır. Savaş, saldırgan düşmana, ya da İslam’ın tebliğine engel olanlara karşı yapılır. Rasulullah’ın şu sözü, İslam’da barışın asıl olduğunu ifade eder:
‘Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin, Allah’tan afiyet dileyin. Onlarla karşılaştığınızda ise, sabredin. Biliniz ki, Cennet kılıçların gölgesi altındadır.’ (Müslim, Cihad, 20)
İslamiyet, hayatı mukaddes tanır. Bir masumu öldürmeyi bütün insanları öldürmek gibi kabul eder. Bir hayata vesile olmayı da, bütün insanların hayatına vesile olmak gibi sayar. (Maide, 32)
İslamiyet, öldürmek için değil, diriltmek için gelmiştir.
‘Ey iman edenler! Peygamber size hayat verecek olan şeylere sizi çağırdığında, Allah ve Rasulü’ne icabet edin!’ ayetinde bu inceliği görmek mümkündür. (Enfal, 24)
Hudeybiye’ye 1400 sahabiyle gelen Rasulullah’ın, iki sene sonra 10.000 sahabiyle Mekke’yi fethe gitmesi, İslamiyet’in barış ortamında yayıldığının güzel bir delilidir.
İslamiyet’in kitlelere daveti, Hudeybiye Barışı’ndan sonra Hz. Peygamber (a.s), ulaşabildiği idarecilere elçiler göndererek, onları Allah’ın dinine davet etmiştir. Bizans, İran, Habeşistan, Mısır, Umman, Bahreyn, Suriye kralları bunlardan bazılarıdır’ (Şadi Eren, Kur’an ve Toplum, s.120)
Getirdiği esasların sağlamlığı, hakikatlerinin güzelliği ve onu tatbik eden Müslümanların güzel ahlakı, on dört asır boyunca, başka din mensuplarının fevc fevc İslam’a girmelerine vesile olmuş ve olmaya devam etmektedir.
Günümüzde gittikçe küçülen, bir o kadar da küresel hale gelen bir dünyada insanlık ancak toplumsal ve medeni bir varlık olarak yaşayabilir. Hiçbir toplum tek başına içinde bulunduğu açlık, kuraklık, silahlanma, terör vb. pek çok sorun ister istemez tüm toplumları birbirleriyle ilişki kurmaya, birbirinin desteğini almaya zorlamaktadır. O nedenle, dinimiz kendisine uzatılan eli boş çevirmez’
Barış sadece küresel bağlamda değil, yerel bağlamda da ihtiyaç duyulan ve hasreti çekilen bir olgudur. Zira hangi toplum olursa olsun, bir toplumun dirlik ve düzeni, huzur ve güvenliği, ancak o toplumda yaşayan fertlerin anlaşıp uzlaşmalarına, hiç olmasa birbirleriyle sulh olup ihtilafa düşmemelerine bağlıdır. Aksine, birbirine düşmüş, çeşitli ihtilaflarla baş başa kalmış bir milletin arzulanan refaha ulaşması, birlik ve beraberliğini sürdürmesi imkânsızdır.
Netice itibariyle, dinimiz barış ve sevgi dinidir. İslam’da esas olan savaş değil, barış; kavga değil, kardeşlik; yarışma değil, yardımlaşma; uzaklaşma değil, uzlaşmadır’
Mehmet Yürekli,24.01.11, Adana

Kasap İbrahimler, evden kaçan İsmailler ve ithal et
26 Mayıs 2026 Salı 10:36Çukurova Üniversitesinde "Avrupa ve İslam" paneli
25 Mayıs 2026 Pazartesi 11:03"Anne" Şiirleri
10 Mayıs 2026 Pazar 15:47Adana'da Mevlid-i Nebi coşkusu meydanı inletti.
29 Nisan 2026 Çarşamba 06:13Coğrafi İşaretli Ürünlerimiz
26 Nisan 2026 Pazar 11:49ATO Başkanı Bayram: “Adana’nın GSMH sıralamasında 22. sırada olması bizi üzüyor…
14 Nisan 2026 Salı 20:56'Oruç Allah’la kul arasında bir ibadettir’
05 Nisan 2024 Cuma 01:05Oruç, merhametsizlikten tıkanmış gönül damarlarını açar.
05 Mart 2026 Perşembe 07:06Üç aylar ibadet planı
02 Şubat 2026 Pazartesi 00:02Vali Mustafa Yavuz’un ‘5 Ocak; Adanalıyık, Bayrağa Sevdalıyık’ Belgeseline Katkısı
23 Ocak 2026 Cuma 18:52
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.