İslâm düşmanlığının doğurduğu yangınlar nereye?


 

Suriye ve Filistin'den Afganistan, Keşmir, Türkistan, Myanmar'a; çoğu ülkedeki azınlıklara ve çoğunluklara kadar İslâm dünyası yangınlar içinde... Anlamı ne ola?


1914 savaşı, Osmanlı'yı, yani tek devleti hedef aldı... Ama dünya savaşı... Hem de tarihin ilk dünya savaşı. Çünkü bütün Batı saldırıda... Avustralya'ya kadar sömürgeler de askeri. Osmanlı ise, "Cihan İmparatorluğu" ve dünya nüfusunun en büyük kitlesi "İslâm Ümmeti"nin hilafet merkeziydi.


Bu savaş ve düşmanlık merkezi, evrensel yapılanmalarla derinleşti. Görüntü, dost-müttefik, kalkınma, inkılap, eşcinsellik, ateistlik, içki, kumar, çıkar ve ahlâkî kaygı dışı bir çağdaşlık dayatmasına dönüştü... Sömürge ve tahakküm derin yapı haline geldi. Günün İslâm düşmanlığı, kin, savaş, terör bu derin fitnenin lavlarıdır. Ana hedef, son hilafet merkezi Türkiye. Bu düşmanlığı doğurup besleyen iki kirli damardan biri İslâm'dan korku; diğeri çıkar hesabıdır. Ateist düşüncenin, çıkardan başka bir değer ölçüsü, mihenk taşı yoktur. Bu yokluk, ahlâkdışı hayat, "Benden değilsen düşmanımsın" dedirir. Bush ve Esad gibi vahşet ve fanilik bataklığına sürükler.


Ahlâkî, insanî değerlerden soyutlanmış bu derin düşmanlık, Filistin'e havadan indirme yapıp, milyonlarca Filistinli'yi vatansız hale getirmekte, savaşlar çıkarmakta, besleme terörist üretmekte, gerçeği tersyüz eden "UCUBE KANUN"la, yalan tarih yazıp mecburi ders yaparak, düşmanlık doğurup sürdürerek, dünya dengelerini kendi çıkarlarına göre tanzim ve muhafaza etmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenlerle barış gücü olması gereken devlet, tersine, en kârlı, en rüşvetli ve örtülü sömürgecilikte en önemli kontrol imkânı doğuran silah ticaretine göre politika geliştirmekte ve vahşet üretmektedir.


Arap Baharı denen ümmet uyanışının, siyasette ahlâkın egemenliğine dönüşü sağlayacağı ve bunun yenilmez bir güç doğuracağı yönündeki tarihî tecrübe, İslâm düşmanlarının müzmin korkularını tazeleyip artırmaktadır. Uyanışın Suriye'ye gelişiyle, vahşet ve fitneden başka ehliyeti olmayan Beşşar Esad'ın, 40 yıl zulme tetikçilik etmiş, dönüş imkânını kaybetmiş bir katiller taifesini tetikçi olarak kullanması ve bu gruba tutsak düşmüş olması vahşetin ve fitnenin boyutlarını büyütmektedir.


Derin katkı, medya ve provokasyon gayretleriyle oluşan Esad vahşeti yanlısı, İslâm ve Türkiye odaklı saldırıların doğurduğu şartlanmışlık, ülke ve insanlık çıkarını tahrip pahasına, bu vahşeti savunup iç politikada zafer hayali gördürdü. E. Sosyalist Grup Başkan Vekili Kılıçdaroğlu, mantık çelişkisine düşerek, sosyalist bildirideki, "Kürt meselesi, Filistin meselesi ile paralellik gösteriyor. Uluslararası gündeme taşınmalı" maddesine itiraz etmezken, aynı metindeki Esad zulmüne karşı maddelere rağmen Esad yanlısı beyanatlar vermeye devam ediyor. CHP Hatay Milletvekili M. Ali Ediboğlu, Kılıçtarolu'nu da, BAAS'cılığı da aşıp İslâm'a meydan okumaya varan, Suriye "Şeriata geçit vermeyecek" dileğiyle yandaşlığını netleştiriyor.


Siyaset ileriye bakarak hesaplar yapmayı zaruri kılar... Ve Müslüman bilir ki; doğruya, Allah'ın yardımı haktır ve mutlaktır... İleriye bakarken bu eşsiz yardımı hesaba katmak gerekir. Nitekim Afganistan'ın fakir ve imkânsız halkı tek başına, Rusya'nın umutlarının zıddına, Babrak Karmal gibi darbecilerin, Kızılordu'nun, aya ilk füzeyi gönderen, soğuk savaş dönemi dünya kutbu Rusya'nın ve dolayısıyla dünyanın yeni sistemi gibi takdim edilen komünizmin sonunu getiren en önemli neticeleri doğurmuştur.


Gelinen zaman ve şartlar gösteriyor ki; bu şaşkın saldırı ve vahşetlerin her çeşidi, Müslüman kitlelerde özellikle dört oluşumu hızlandırarak rahmete dönüşmektedir... "Nasıl?" sorusunu ileri bir yazıya bırakarak, başlıklarını zikredelim: 1) İslâmî uyanış hızlanıyor. 2) Müslüman, birlik zaruretini görüyor ve başaracak hale geliyor. 3) Batılılaşmaktan doğan çıkarcı, yıkıcı, edep dışı siyaset ve muhalefet tarzı, İslâmî edep ve ahlâkla güzelleşip istişare, şûra ve dayanışmaya dönüşüyor, dönüşecek. 4) Devletler adil ve yardımlaşan güç olacak. Barış esas; savaş, sadece zulmü ve ahlâksızlığı önleme zaruretinden doğacak.


Hak için, insanlık için gayretlerimizi artırıyor, fedakârlık yapabiliyorsak, insanlık baharının toprağa atılan tohumu gibi, Allah'ın çok büyük nimetine sahibiz demektir. Şükür gerekir. Nimete körlük, kaybettirir. Nimeti artıran görüp şükretmektir. Zorluktan sonra bir kolaylık vardır. Bu günler, tekerleğin tepeyi aştığı günlerdir. Veyl; ahlâkla, insanî değerlerle savaşa kalkışan Donkişot'lara. 15 Asır'dır bunca Haçlı seferleri ve aynı gayeli saldırılardan hiç biri, şeriat'ın, yani Kur'an-ı Azim-i Şan'ın tek harfini koparamadı ki, iki zavallı kendini bilmez şeriatın yolunu kesebilsin!

 

Hasan Aksay - Yeni Akit

Önceki ve Sonraki Yazılar