Karabağ sorununda kalıcı çözüme doğru

Karabağ sorununda kalıcı çözüme doğru
Azerbaycan ile Ermenistan arasında imzalanan anlaşmanın öncekilerden en önemli farkı basit bir ateşkes uzlaşması değil, savaşın tam olarak durmasını sağlayacak etkin adımları ve sorunun tamamen sona erdirilmesini öngören bir süreci başlatmış olması.

İstanbul

Sadece Karabağ sorunu açısından değil, Azerbaycan’ın ve Ermenistan’ın, genel olarak Güney Kafkasya’nın ve belki de Türkiye-Rusya ilişkilerinin çok farklı bir aşamaya geçmesinin kesinleşmesi ihtimali dolayısıyla dünyanın kaderi açısından kritik 44 gün geride kaldı. Bu 44 günün son 44 saati ve hatta son 4 saati de aynı derecede heyecan verici gelişmelere, kimileri için ciddi sürprizlere sahne oldu.

Süreci kısaca özetleyecek olursak; 27 Eylül 2020’de Ermenistan ile Azerbaycan arasında yeniden başlayan savaş Rusya ve Türkiye’nin müdahil olması, bölgedeki enerji projelerinin hedef alınması, büyük insani krizlerin yaşanması ve diğer ihtimaller dolayısıyla dünya gündeminin ana konularından biri olmuştu. Son yıllarda iki ülke arasında birkaç kez sıcak çatışma yaşanmış ve uluslararası kamuyou bölgede kısa süreli çatışmalara alışmıştı. Fakat Temmuz 2020’deki çatışmalar sırasında ve sonrasındaki gelişmeler (Rusya’nın Ermenistan’ı kapsamlı bir biçimde silahlandırması ve Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği destek) Ermenistan’ın provokasyonları karşısında Azerbaycan’ın çok da sakin durmayacağının, savaşın bu kez alışılmıştan daha kapsamlı ve daha uzun süreli olabileceğinin sinyallerini vermekteydi.

27 Eylül’de savaşın yeniden başlamasının ve yıkıcı etkilerinin hissedilmesinin hemen ardından bazı devletler ve uluslararası kuruluşlar taraflara ateşkes çağrısı yaptı. Ateşkes konusunda üç kez (10 Ekim, 17 Ekim ve 26 Ekim tarihlerinde) Rusya, Fransa ve ABD’nin arabuluculuğuyla uzlaşmaya varıldı. Fakat çatışmalar hiç durmadı. Ermenistan’ın "yeni toprak işgali için yeni saldırılar" söylem ve politikası, çatışma bölgesinden uzak sivil yerleşim yerlerini hedef alması, Azerbaycan’ın ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) dört kararı başta olmak üzere uluslararası kuruluşların soruna ilişkin almış oldukları kararların uygulanması ve kendi topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma konusundaki ısrarı, tarafların ortak noktaya gelme ihtimalinin zayıf, tam aksine çatışmaların taraflardan birinin zaferiyle sonuçlanması ihtimalinin yüksek olduğunu göstermekteydi.

Yıllardır “yeni topraklar işgal etmek için yeni savaş” ve “savaş yeniden başlarsa Bakü’de biter” söylemini tekrarlayan Ermenistan için tam bir hezimetten bahsetmek mümkün.

Barış Bildirisi'nin ayrıntıları

Savaş haklı ve inançlı, eskisinden daha güçlü ve kararlı, ama bu kez aynı zamanda Türkiye’nin dengeleyici rolünü de gerektiği kadar hisseden Azerbaycan’ın askeri ve psikolojik üstünlüğüyle devam etti. Son iki günde özellikle sorunun kaderinde kilit noktalardan biri ve kimilerine göre en önemlisi olarak kabul edilen, aynı zamanda özel bir sembolik anlam yüklenen Şuşa’nın Ermenistan işgalinden kurtarılması ve Azerbaycan ordusunun Hankendi’ye birkaç kilometre yaklaşmasıyla savaşın kaderi artık belli olmuştu. 9 Kasım günü boyunca milli bayramlardan olan Bayrak Gününü coşkuyla kutlayan Azerbaycan’da herkes savaşın kısa sürede Ermenistan’ın tam askeri yenilgisiyle sona ereceğini beklerken akşam saatlerinden itibaren ilginç gelişmeler dizisi başladı: Önce bir Rus helikopterinin Ermenistan-Azerbaycan sınırında Azerbaycan’dan ateşlenmiş bir füzeyle düşürülmesi, sonra Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan tarafından sosyal medyada paylaşılan “ağır koşullarda barış anlaşması” imzaladıklarına ilişkin haber, Ermenistan tarafından Bakü’ye iki büyük füze fırlatıldığı ve füzelerin Bakü üzerinde havada imha edildiği iddiası, arkasından ise içinde ciddi sürprizler de olan Barış Bildirisi’nin imzalanması.

Artık detayları medyada yer almış olan Barış Bildirisiyle ilgili ifade edilecek ilk husus bunun bir anlaşma değil, sıcak çatışmaların durması için varılan genel bir uzlaşma olduğudur. 27 Eylül’de savaşın yeniden başlamasının ardından varılan diğer uzlaşmalardan en önemli farkları basit bir ateşkes uzlaşması değil, savaşın tam olarak durmasını sağlayacak etkin adımları (barış gücünün bölgeye hemen gelmesini sağlaması) ve sorunun tamamen sona erdirilmesini öngören bir süreci başlattığı iddiasıdır.

Bildirinin imzalanmasının ardından Ermenistan’da yaşanan iç karışıklıklar ve bazı yabancı ülkelerin Ermenistan’la ilgili planları bu ülkenin yakın vadede ciddi karmaşalara gebe olduğunu gösteriyor.

Barış Bildirisi’nin psikolojik olarak Azerbaycan’ın açık üstünlüğünü, Ermenistan’ın ise tam yenilgisini onaylaması Azerbaycan’da bayram havasına, Ermenistan’da ise büyük tepkilere neden olmuştur. Azerbaycan’ın başından beri, Ermenistan’ın işgal altında tuttuğu toprakları terk etmesiyle ilgili takvim sunması konusundaki ısrarlı talebinin bir bildiriyle karşılanmış olması, Azerbaycan’ın en önemli kazanımlarından biri. Bu gerçekleştiği takdirde Kelbecer, Laçın ve Ağdam’ın henüz Ermenistan işgali altında kalan kısmı savaşmadan kurtarılmış olacak. Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması önemli ölçüde kesinlik kazansa da söz konusu bildiride teknik detaylar yer almadığı için Azerbaycan’ın üniter yapısının bozulmayacağının (yani, eski Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi çerçevesinde Ermeni nüfusa herhangi bir özerklik ya da başka bir statü verilmeyeceğinin) garanti altına alındığını katiyetle ifade etmek mümkün değil. Fakat bildiride buna ilişkin herhangi bir hükmün yer almaması, Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’in “herhangi bir statü olmayacaktır” görüşünü ısrarla vurgulaması ve diğer üst düzey yetkililerin de bunu tekrarlaması bu konudaki iyimserliği güçlendiriyor.

Öte yandan Rus ordusunun bölgeye barış gücü olarak yerleşmesi, elde edilen zaferi yaklaşık 27 yıldır süren bir özlemin giderilmesi ya da önemli bir hedefin gerçekleştirilmesi olarak değerlendiren Azerbaycan’daki bazı kesimler tarafından burukluk ve Rusya'nın bölgedeki tarihsel rolü dolayısıyla da endişe içinde kutlanıyor. Azerbaycan’ın Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ile anakarası arasında Ermenistan üzerinden Rusya’nın kontrolünde kara bağlantısının (ulaştırma hakkının) sağlanması önemli bir zafer olarak ifade edilse de şimdilik sahip olduğumuz detaylar dikkate alındığında, bunun İran üzerinden sağlanan bağlantıya göre çok fazla artısı yok gibi görünüyor. Ama tabii ki imzalanacak anlaşmada daha olumlu detaylar yer alabilir.

Savaş sırasında Azerbaycan koşulları, statükoyu ve ateşkes hattını (temas hattını) değiştirdiğini ifade etmişti ve tüm bunların imzalanan bildiriye de yansıması olumlu olarak değerlendirilebilir.

Ermenistan için tam bir hezimet

Buna karşın yıllardır “yeni topraklar işgal etmek için yeni savaş” ve “savaş yeniden başlarsa Bakü’de biter” söylemini tekrarlayan Ermenistan için tam bir hezimetten bahsetmek mümkün. Ermenistan için bu hezimet iç istikrarsızlık kaynağı ama “yok olmaktan” kurtulma aracı. Bildirinin imzalanmasının ardından Ermenistan’da yaşanan iç karışıklıklar ve bazı yabancı ülkelerin Ermenistan’la ilgili planları bu ülkenin yakın vadede ciddi karmaşalara gebe olduğunu gösteriyor. Paşinyan, muhalifleri savaşa gerekli desteği vermemekle suçlayarak ve daha sert itiraz eden kesimlerin liderlerini tutuklatarak durumu idare etmeye çalışsa da Ermenistan’ın geleceğinde yerinin olmama ihtimali yüksek. Buna karşın Rusya’ya yakın kesimlerin de kamuoyundan bir zamanlar gördükleri desteği bulma ihtimalleri zayıf. Ermenistan’daki süreçlere (mesela, 1998’de Levon Ter-Petrosyan’ın istifasına sebep olan ya da 1999’da Ermenistan Parlamentosuna gerçekleştirilen ve Başbakan ve Parlamento Başkanı başta olmakla 10 kişinin ölümüne yol açan silahlı saldırı tarzında) çok etkin bir dış müdahale olmazsa bu ülkede Ter-Petrosyan’ın veya onun çizgisinden bir politikacının etkinliğinin artma ihtimali yüksektir. Rusya her ne kadar Ermenistan nezdindeki “kendisini son anda kurtaran güç” olarak göründüğü konumunu güçlendirmek istese de özellikle Fransa ve ABD’nin, ama aynı zamanda diğer bazı ülkelerin (bu arada muhtemelen İran’ın da) tam aksi yönde (yani, Rusya ile işbirliğinin hezimete uğramayı önlemediği yönünde) propaganda çalışmalarını artırması ve bu tarz çalışmaların ciddi sonuçlar doğurması beklenebilir.

Ermenistan kaybeden taraf olsa da kendisini sorgulama fırsatı bulmuştur. Ya yeniden eski saldırgan politikalarına daha sert biçimde dönecek, komşularına yönelik toprak iddiaları da dahil olmak üzere ikili ve bölgesel gerginlikleri tırmandıran politikalar izleyecek ya da kendisini ve politikalarını sorgulayarak ortak bölgesel gelecek inşasında yer alacaktır. Dış güçlerin önemli bir kısmının arzu ettiği muhtemelen ikinci seçenektir. Bu çerçevede Ermenistan saldırgan politikalarını artırırsa Azerbaycan, Türkiye ve hatta muhtemelen Gürcistan’la ilişkileri de iyice kötüleşecektir. Fakat kendisini ve politikalarını sorgulayarak uzlaşmacı politikalara yönelirse bundan hem kendisi hem de komşu ülkeler kazançlı çıkacaktır. Kaybedenler ise Ermenistan üzerinden bölgede senaryo geliştirenler olacaktır.

Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki süreçlerde söz sahibi ama aynı zamanda sonuçları belirleyen ülkelerden biri olması ve bunu bir NATO ülkesi olarak başarması gücünü artırmasından ve başarılı denge politikası yürütmesinden kaynaklanıyor.

Türkiye sonuçları belirleyen bir aktör

Sürecin en önemli sonuçlarından biri de genel anlamda Güney Kafkasya’da Rusya ve Türkiye’nin özellikle askeri pozisyonlarını güçlendirmeye başlamalarıdır. Türkiye’nin Güney Kafkasya’daki süreçlerde söz sahibi ama aynı zamanda sonuçları belirleyen ülkelerden biri olması ve bunu bir NATO ülkesi olarak başarması gücünü artırmasından ve başarılı denge politikası yürütmesinden kaynaklanıyor. Rusya ise en sevdiği ve hiç bitmemesi için özen gösterdiği “son sözü söyleyen ülke” statüsünü güçlendirmenin mutluluğunu yaşıyor. Rusya’nın Azerbaycan topraklarına geri dönüşünün bu ülke için sembolik ve stratejik önemi büyük. Azerbaycan, Rus ordusunu ülkeden önemli ölçüde 1992-1993 yıllarında çıkarmış ve sonrasında çok ciddi baskılara rağmen geri dönmesini kabul etmemişti. Hatta 2012-2013 yıllarındaki zorlu sürecin ardından Rusya’nın Azerbaycan’da kalmış tek askeri üssü olan Gebele Radar Üssü’nün süresi uzatılmamıştı.

İmzalanan bildiriyi 1994 Ateşkes Anlaşmasıyla kıyasladığımızda bu kez bölgeye barış gücünün gelmiş olması sıcak çatışmaların sonra ermesini önemli ölçüde sağlayabilir. Bu barış gücünde Rusya ile birlikte Türkiye’nin etkin bir rol alması sorunun adil bir biçimde çözüme kavuşma ihtimalini güçlendirecektir. Buna mukabil bölgesel ve küresel dengeler farklı şekilde değişirse sorunun çözümünün uzaması ve yeniden kronikleşmesi ihtimali de mevcut.

Başka bir değişiklik arabulucularla ilgili olmuştur. Yıllardır arabuluculuk yapan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Minsk Grubu eşbaşkanlarının çalışmaları haklı olarak eleştirilmekte ve bu eşbaşkanların değiştirilmesi gerektiği ifade edilmekteydi. Son süreçte özellikle Rusya ve Türkiye’nin aktif tutumlarının önemli olduğu görülmüştür. Muhtemelen bundan sonraki süreçte yine bu iki ülke sorunun kaderi açısından en önemli ülkeler olacaktır.

Genel olarak değerlendirecek olursak, süreç ve Barış Bildirisi Azerbaycan, Türkiye ve Rusya’nın kazanımlarıyla, Ermenistan, Fransa ve ABD’nin pozisyonlarının zayıflamasıyla sonuçlanmıştır. Bundan sonraki aşamada Azerbaycan için önemli olan, bu sonuçları Barış Anlaşmasına yansıtmak ve en geç 5 yıl içinde ülke sınırları içerisinde herhangi bir barış gücüne gerek kalmayacak şekilde sorunu barışçıl yollarla tamamen çözmektir.

[Azerbaycan Devlet Gümrük Akademisi Daire Başkanı olan Araz Aslanlı aynı zamanda Kafkasya Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (QAFSAM) Başkanıdır]

 

Kaynak:

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.