İrfan Küçükköy

İrfan Küçükköy

Mücadele Birliği’nin Fikriyatı Milliyetçi Mukaddesatçı Kültür - 3

Akait Safiyeti 2

Tasavvuf ve tarikat farkı
 

Tasavvuf bir ilim olarak teşekkül edip de, İslam ilim dünyasına girdikten bir asır sonra, yani bir Asır içinde Panteizm gibi Vahdet-I Vücud gibi Allahın sıfatları konusundaki temel Akaid dışı yanlışlardan, büyük nispette ayıklanmıştır. Sonra da, Akaid alimleri tarafından kabul görmüştür.

Panteistlerin temel görüşü, Kainatın bütünü haşa Allah’ı oluşturur. Bunların tezi, Allah’ın sıfatları içinde mutlak olanı “kudret” (şimdilerde enerji diyorlar) sıfatıdır. Allahın bütün sıfatları, Allahın kudret sıfatı ile yaratılmıştır. Öyle olunca da Kainatta her parça Allah’tan haşa bir cüzdür. Böyle olduğu için Tasavvuf hocamız docent, elini kürsüye vurup, “Vahdet-I Vücud’a göre bu da Allah’tır” demişti. Tasavvuf böylece teşekkül ettikten bir asır sonra, Felsefe İlmi’nin bir cüz’ü olmaktan ayrılmıştır. Yani “Vahdet- Vücut” görüşünden ayrılmıştır. Hicrî beşinci asırda oluşan tasavvuf, altıncı asırdaki mutasavvıflar, Tasavvuftaki varlığın birliği görüşlerini Akaid Alimleri tezlerine ulaştırmışlardır. “Allah’ın Zâti ve Sübutî sıfatları da ezelî ve ebedidir” tezini Kabul etmişlerdir. Allah’ın sübutî Sıfatlarının ezeli ve ebedî olduğunu Kabul etmişlerdir. Çok sonra “Vahdet-I Şuhud” görüşünü ihdas etmişlerdir. Görünen bütün varlıklar arasında birbirlerine bağlılık vardır.

İmamı A’zam devrince, Hicri ikinci Asırda, tabiiki Tasavvuf ilmi doğmamıştı. Ancak Mutezile, Allah’ın kudret sıfatı dışındaki özellikle sübuti sıfatlarının yaratılmış olduğu tezini savunuyordu. İmam-I Azam “Kur’an-I Kerim mahluk demediği için hapsedilmiştir” sözünü hiç anlamazdım. Meğer, konunun özü, bu imiş. Alla’ın fiilî sıfatlarının sonradan yaratıldığını İmam-ı A’zam da Kabul eder. Allah’ın zati sıfatlarından Kelam sıfatı ezelidir ve ebedidir. Allah’ın Kelam sıfatındaki “Kur’an” ezelidir. Cebrail’e ulaşan Kur’an ayetleri Allah’ın fiilidir, yaratılmıştır. Bugün önemini kaybeden bu konu o tarihte çok önemli idi. İmam-I A’zam’ın hapsedilmesi, hapiste ölmesi kadar önemli idi.

Tasavvuf hicri altıncı Asırdan itibaren İslam’ı manevi haz alarak yaşamak haline dönüşmüştür. Bunun için de İslam’ı hazla, sevgi ile yaşayan, takva ile yaşayan kişileri model olarak almayı öne çıkarmışlardır. Bu dönemlerde yaşayan tasavvuf alimleri ferdi şahsiyetlerdir. Hiç biri bir tarikat oluşturmamıştır. O devir kitaplarında mezkur şeyh tabiri Alim anlamındadır.Nitekim Suudi Arabistan’da, hatta bütün Araplarda Alimlere Şeyh derler.

Ben, aynı Otelde kaldığımız Mısırlılara, Hazret-I Nuh döneminden mervi bir olay anlatmıştım. Oteldeki Mısırlılar onbeş gün bana, bilgin, hoca anlamında şeyh demeğe başladılar. Bunu şunun için anlatıyorum. Arapça kitaplarda gördükleri Şeyh tabirini kimse Tarikat Şeyhi anlamında anlamasın.
 

Tarikatlar
Tarikat yol kelimesinin Arapçasıdır, Mezhep de gidilen yol anlamına gelmektedir. Din kelimesi de yol anlamına, takip edilen hal anlamına gelmektedir. İslam ilim kültüründe sözlükte yol anlamına gelen bu üç kelimenin terim anlamı aynı değildir. Peygamber etrafında toplanmaya din denir iken, farklı görüşleri olan bir bilgın etrafında buluşmaya Mezhep, bir Şeyh etrafında toplanmaya Tarikat denmektedir.
Akait hatası olmadıktan sonra bir şeyh etrafında, bir pir etrafında toplanmakta dinen mahzur yoktur. Ancak günümüzde Tarikatlar, ilim süzgecinden geçmeden şekillenmektedir. Bazı tarikatların önemli yanlışları vardır.

Selçuklu döneminde Tarikat yaygın değildir. Sekçuklu’nun başşehri Konya’da, tarikat şeyhlerinin türbelerine rastlamıyoruz. Mevlana bir büyük şairdir. Mevlana bir tarikat oluşturmamıştır. Rivayetlerde oğlu Sultan Veled tarafından Tarikat esaslarının belirlendiğini okuyorum. Bana inandırıcı gelmiyor. Mücadele Birliği çalışmalarından uzak kaldıktan sonra Mevlana’nın bütün kitaplarını bakış açısını kavramak üzere okudum. Vahdet-i vücud görüşünde olmadığını gördüm. Düşüncelerinde Ehl-I Sünnet olduğunda hiç şüphem yoktur.

Bazıları Selçuklular devrini açıklarken Sadrettin-I Konevi’yi Tarikat şeyhi gibi gösteriyorlar. Sadrettin Konevi büyük bir Hadis alimidir. Selçuklular devrinde her ilde Hadis medreseleri vardı. Bu medreselerden biri de Sadrettin Koneviye has idi. Bu konularda derme çatma incelemele rastlıyorum.

Osmanlıların kuruluş döneminde de tarikatların yaygın olmadığını gördüm. Tanıdığım bir Profesör Osmanlılarda her Padişahın bir şeyhi vardı diye yazmış, inceledim. Osman Gazi’nin şeyhi Şeyh Edebali diye yazmış. Şeyh Edebali’nin alim olduğu muhakkak. Tarikat şeyhi olduğuna dair hiç bir bilgi yok. Kuruluş ve Gelişme dönemi padişahlarının her birine bir şeyh bulmuş. O devirde yaşadığı belli olmayanları bile devrin padişahlarına şeyh yapmış. Doğrusu o meşhur Profesörün bilgisine güvenim sarsıldı.

“Bir bilgin etrafında toplanmak”ta mahzur yok dedim ama, Tekke ve zaviyeler kapandıktan sonra, daha doğrusu Diyanet İşleri başkanlığı kurulup da tekke ve zaviyeler Devlet kurumu olmaktan çıkarıldıktan sonra Türkiye’de tarikatların çoğaldığını görüyorum. Yaygınlaşmaları 1980 sonrasına aittir. Her birine geçmişten bir şeyh ihdas edilmişse de bu gerçekçi değildir. Türkiye’de son yirmi beş senede tarikatler holdingleşmiştir. Bu herkezin bildiği gerçektir. Kurdukları vakıflar, dev market zincirleri kurmuştur. Tarikatların kurduğu Kuran kursu vakıfları aşırı zenginleşmiştir. Dış ülkelerde Kurban trafiği milyonlarca dolar para getiriyor. Tv.leri var. Radyoları var.

Bunlara ilave olarak şunu söyliyeyim. Bazı tarikatların Kur’an ve Hadis ölçülerinin dışına çıktığını görüyorum.

Gavs,Gavsüla’zam, rabita, manevi tasarruf, üçler, yediler kırklar, üçyüzlerin varlığı hiçbir ayet ve hadiste geçmiyor. Daha neler neler.... Tarikatların Kur’an ve Hadisler ışığında yeniden tanzimi şarttır. Arkadaşlarım bunlara iltifat etmediler. Kuran ve Hadis ölçülerinden sapma yapmadılar, kutlarım.
İrfan Küçükköy

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum