İbrahim Halil Sipahi

İbrahim Halil Sipahi

Şekerin adı, kalmadı tadı..

Millet, kırk günü aşan süredir devam eden “Zeytin Dalı” harekâtı ve Afrin’den gelen şehit haberlerine. Siyasiler, iktidar ve stepnesi MHP’nin 2019’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için oluşturduğu “Cumhur ittifakı” üzerine odaklandığı şu günlerde; AKP iktidarı tarafından daha öncede gündeme getirilen, ancak tepkiler üzerine geri çekilen, şeker fabrikalarının satışı, yeniden ısıtılarak gündeme getiriliyor.

Bir yandan muhalefet kanadında tek kalan CHP, konuyu meclis gündemine taşırken, diğer taraftan da konunun hassasiyeti ve önemine duyarlı vatandaşlar, günlerdir Sosyal medyada, konu ile ilgili paylaşımlar yaparak farkındalık oluşturma çabasında.

AKP iktidarı tarafından Devlete yük olduğu gerekçesiyle özelleştirilerek (satılacak) olan 14 şeker fabrikası için. Bu defa fabrikaların aynı şekilde üretime devam edilmesi şartı konulduğu gibi, Fabrikaların satışını haklı gösterme gayreti var. Bütün bunların dışında bir yandan da şekerin sağlığa yararları ve zararları tartışmaya açıldı.

 

Şeker fabrikalarının satılma gerekçesi;

Şeker fabrikalarının satılması için bir numaralı gerekçe bu işletmelerin zarar etmesi olarak gösteriliyor. Ancak burada anlaşılmayan nokta ise;  Kar etmeyen bir kuruluşu alacak olan bir özel işletmenin aynı şekilde neden? devam ettireceğidir. Elbette bunun imkânı yok, siz olsanız zarar edeceğiniz bir işe girer misiniz?

İlgisi olmadığını açıklamasa da ABD’li Cargill firması şeker fabrikalarının bir numaralı talibi olduğu yönünde iddialar var. Bu iddiaların nedeni ise, Cargill firması bu yılın başında AKP hükümetine ülkedeki şeker fabrikalarının neden özelleştirilmesi gerektiğini, pancar yerine Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretiminin neden daha verimli olduğunu içeren bir rapor sunmuş olması.  Raporda tüm dünyada insan sağlığına zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olan NBŞ üretimi için de avantajlar sağlanması isteniyor. Raporda en dikkat çekici bölüm ise; “Cargill olarak bizler, kısa dönemde yürürlükte olan mer’i mevzuat gereğince 30 Haziran’a kadar belirlenmiş olması gereken kotaların Bakanlar Kurulumuzca belirlenmesi ve nişasta bazlı şeker kotası artışının aynı kararnameye derecelendirilmesini talep etmekteyiz” denilmesi.(*)

 

Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimi;

Ülkemizde Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretimi 2001 yılında DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti döneminde çıkarılan 4634 sayılı “Şeker yasası” ile teşvik edilmiş. Böylece yaşamımızın adeta bir parçası haline gelen çay tiryakiliği, müptelası olduğumuz elvan çeşit tatlıların tadı kaçmıştı. 

Bunun nedeni ise; en etkin şeker maddesi taşıyan şeker pancarının ekimine getirilen sınırlama ve şeker üretiminde, şeker pancarına nazaran, daha ucuz olan, Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretiminin teşvik edilmesi ve ABD’den ithal edilen kalitesiz şekerin yerini almasıydı.

AB ülkelerinin çoğunda en fazla yüzde 5 üretim oranı ile ciddi kısıtlamalar getirilen, birçoğunda da yasaklanan NBŞ’nin Türkiye’de 4634 sayılı kanunun 3. Maddesi ile “Şeker üretimi ve arzında istikrarı sağlamak amacıyla pazarlanacak şeker miktarı, sakaroz kökenli ve diğer şekerler için ayrı ayrı olmak üzere. Şeker türlerine göre, kotanın yüzde 10 ile sınırlanması ancak bakanlığın gerektiğinde bu kotanın üst sınırını yüzde 50’ye kadar çıkarması öngörülüyor.”

 

Şekerin genel olarak zararları gündeme getiriliyor. NBŞ veya Şeker pancarı ve şeker kamışından üretilen şekerin “diyabet” hastalığına davetiye çıkarılması konusu, Şeker fabrikalarının satışı konusunda ima edilmesi, abesle iştigaldir. Şeker fabrikalarının satılması Türkiye’de şeker kullanımının azaltılması veya kaldırılması anlamı taşımıyor. Aksine NBŞ’e göre daha sağlıklı olan şeker pancarından şeker üretimini, dolayısıyla şeker pancarı üretiminin yok edilmesi anlamını taşıyor.

 

Tarım ve sanayi’ye vurulan darbe; Özelleştirme:

Özellikle 12 Eylül sonrası iktidarlar döneminde tarıma ve çiftçiye vurulan darbelerden, en büyük zararı çeşitli kısıtlamalar getirilmesi nedeniyle şeker pancarı üreticileri görmüştür. Bir zamanlar şeker pancarı üreten çiftçi sayısı 500 bin civarında iken bugün 105 bin’e kadar inmiş durumda.(*)

Türkiye yılda yaklaşık 2,1 milyon ton şeker tüketiyor. Bunun 2 milyonunu Türkiye’deki devlete ait ve özel şeker fabrikaları üretiyor.(*)

Ülkemizde 52 ilde şeker pancarı ekilip üretilebiliyor. Ve bundan da 300 binin üzerinde insan doğrudan kazanç sağlıyor. Özelleştirilmesi (satılması) planlanan 14 şeker fabrikası 1575 köy ve 47,758 çiftçiden pancar alıyor. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ise tarımın bitirilmesi anlamına geliyor. (*)

 

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilk 15 yılda kendi kendine yetecek, dışarıya muhtaç olmayacak şekilde tarım ve tarım endüstrisi olmak üzere birçok alanda kendi sanayisini kurmaya odaklanmış, hatta uçak fabrikası kurarak dışarıdan sipariş dahi almayı başarmış bir yönetim zihniyetindeydi. Şeker fabrikaları bu bağlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin kırsal kalkınma hamlesinin ilk önemli adımıydı.

Ne yazık ki, son dönem iktidarlarının tercihi, Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)’leri satmak, tarım ürünlerinde ise, üretmektense ithal etmekten yana gelişmiştir.

 

1960’lı yılların sonlarından itibaren Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT)’lerin siyasi kadrolaşma uğruna ehil olmayan eller tarafından yönetilerek zarar ettirilmesi neticesinde 1984 sonrası ANAP iktidarı döneminde “Özeleştirme İdaresi” kurularak zarar ediyor gerekçesiyle teker teker satılmaya başladı. Bu geleneği devam ettiren 2002 yılından buyana Türkiye Cumhuriyeti tarihinde kamu mallarında en büyük satışı gerçekleştiren AKP iktidarı elde kalan son bir kaç kurum olan şeker fabrikalarını satmaya hazırlanıyor.

 

İbrahim Halil SİPAHİ

03.03.2018/adanapost.com

twitter.com/ihalilsipahi

 

(*) Veriler TZOB’ den alınmıştır..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.