Mehmet Yürekli

Mehmet Yürekli

Yahudi ruhu bütün insanlığı esir aldı..

Dünya Siyonizm’i bütün dünyayı manen işgal etmek, kendi hüküm ve Siyonist idaresini dünyaya dayatmak istiyor. Bu tutkularını gerçeklendiren dinamikler mevcut mu?

Yoksa Siyonist filozofların protokolleri ve planları, hayal ve saçmalık mı?

Bin yıllık krallık fikri, gerçekleşme imkân ve ihtimali bulunmayan bir efsane midir?

Lanetli ağacın kökleri yerin derinliklerine kadar işlemiş ve dünyanın her tarafına yayılmıştır. Bu yüzden Siyonist proje ulaşılması uzak bir hedef olmadığı gibi protokoller de saçma bir program değildir. Aksine ortada evrensel bir Yahudi gerçekliği vardır. Ford’un araştırmacı ekibi buna, yetmiş yıl önce devlet adını koymuştur.

İşte o evrensel Yahudi hükümeti bugün yerini daha da sağlamlaştırmış ve güçlenmiştir. Güçlenmeye de devam etmektedir.

Ford der ki: ‘Kuşkusuz Yahudilik dünyanın en örgütlü gücüdür. Bu güç bir devlet kuruyor ve vatandaşları, ister zengin isterse fakir olsun, bu devlete dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, şartsız tam bağlılık gösteriyorlar. Bütün dünya devletleri arasında yayılan bu devletin ismi ‘ Yehuda Camiası’ dır. Bu devletin otoritesini dayatmak için kullandığı araçlar, Sermaye, Basın, Servet ve Propaganda dır. Yehuda camiası evrensel otoriteye sahip tek devlettir. Çünkü diğer devletler (1) ancak ulusal yetki kullanabilirler.’

Kitap, ayrıca sermaye ve basın dünyasının baskı, neşir ve ilan konularında nasıl birleştiğini anlatıyor. Bu iki gücün birleşmesi, Yahudilerin kendileri için siyasi ve manevi bir ortam yaratma kabiliyetlerini gösterir. Bu ortamdan Yahudi otoritesi kendi icraatlarını yürütecek, dünya kamuoyu oluşturacak ve bütün insanları, kapkara batılın apaçık hakikat olduğuna inandıracaktır. Bundan daha büyük bir devlet ve organ olabilir mi’

Kitap başka ayrıntılar da verir. Paris’in bu devletin ilk başkenti oluşundan, sonra başkentin Londra’ya, ardından da New York’a taşınıp oraya yerleştiğinden bahseder. Söz konusu devletin Ford zamanında orduları yoktu. Bu yüzden Kitap, Yahudi çıkarlarına yönelik olarak İngiliz donanmasının sağladığı genel himaye den bahseder. Bu gün ise Filistin’deki düzenli Yahudi orduları, Amerikan ordusunun öncü birlikleri gibi hareket etmektedir. O nedenle Amerikan ordusu, kendilerine silah yardımı yapar ve kriz zamanlarında Filistin’e hava köprüsü kurar. Amerikan savaş teknolojisi son vaadin yaşanacağı topraklara silah sanayinin en gözde ürünlerini ve yeni icatlarının birinci nesil mühimmatını akıtır.

Ford’un zamanından beri bütün dünya da hükümetlerin milli politikalarını ve ekonomilerini yöneten Yahudi parmakları vardır ve bunları, politikaların Siyonist hedeflere uygun biçimde şekillenmesi için baskı oluştururlar. Yehuda Üniversitesi dünyanın değişik bölgelerinde yönetimi ulusal hükümetlere bırakma eğilimi gösterir. Çünkü onun bütün istediği, bu hükümetler üzerinde hâkimiyet kurmaktır. Yahudilikte diğer milletler arasındaki etnik anlaşmazlıkların devam etmesini içten destekler. ‘ (2)

Yehuda Üniversitesinin her bir başkentte kendisine vekâlet eden hükümetleri vardır. Birinci Dünya Savaşında Almanya’dan intikamını aldıktan sonra diğer ülkeler üzerinde hâkimiyet kurmak için çalışacaktır. Fransa ve Rusya üzerinde hâkimiyet kurduğu gibi uzun bir süredir İngiltere üzerinde de hâkimiyet kurmuştur. Şimdi de ABD bütün halklara karşı gösterdiği iyi niyetli hoşgörüsünün bir uzantısı olarak Yahudilere geniş ve güvenli bir yer sağlamıştır. Yehuda Üniversitesi şimdi buradadır.’ (3)

Ford bunları Yahudiliğin parmakları Filistin’e uzanmadan önce yazmıştı. Yahudi devleti o zaman orada, Amerika’dadır. Filistin’deki Yahudi yapılanmasının süper güç Amerika’nın elinde, kendi çıkarlarını korumak için kullandığı siyasi ve askeri bir araç olduğunu düşünen insanlar, yanılıyorlar. Olayları derinlemesine inceleyenler, bunun aksinin doğru olduğunu idrak edeceklerdir. Amerika, bu büyük devlet eskiden beri Yahudi ruhu tarafından işgal edilmiş bir devlettir. Bu devleti Yahudi ruhu yönetmekte ve onu istediği gibi parmağında oynatmaktadır. Onu dilediği yöne, dilediği ölçüde ve dilediği zaman çevirmektedir.

Ford’un uzmanlarının bütün halklara karşı iyi niyetli hoşgörü diye isimlendirdikleri şey, aslında yenidünyaya göç eden farklı ırkların kaynaşması ve birlikte yaşama zorunluluğunun dayattığı siyasi bir hadiseden başkası değildir. Ancak Amerikan halkının Püriten Protestan özü; kalbi, aklı ve akidesiyle her zaman Siyon’a ve bin yıllık krallık efsanesine şartsız bağlılık besler.

Amerikan topraklarındaki Protestan meşrebi ile Siyonist meşrep arasındaki birlikteliğin köklerini Dr. Fuat Şaban’ın er-rü’ya’s-sıhyuniyye fi’t-tarihi’l-emerikiy (Amerikan Tarihinde  Siyonist Hayaller) başlığıyla kaleme aldığı yeni bir kitaptan istifade edeceğiz.

Birinci, ikinci ve üçüncü dalga göçlerle İngiltere den Amerika’ya göç eden İngiliz Protestanları bu topraklara beraberlerinde ‘Siyon Hayali’ inancını da getirdiler. Bu inanca göre Tanrı’nın ikinci krallığı ahir zamanda Siyon dağında kurulacak ve bin yıl sürecektir. Protestanlar bu inançlarını Amerika’ya taşıdılar. Amerika’nın kuruluş, inşa ve yükseliş devirlerinde hep bu inançlarına sığındılar. Bu onlar için gayretleri bileyen umut, şevk ve semboldü. Dini işkenceden kaçıp Medine-i Fazılayı (Erdemli Toplum, İdeal Devlet) kurmaya çalıştılar. Yeni Amerikan yurtlarını yeni İsrail saydılar. Kendilerini yazıları ve Kilise çobanlarının hitabelerinde Firavun zulmünden kaçan İsrailli kabilelere benzettiler. Atlas okyanusunu geçtiklerini, Yahudilerin Sina çölünü aşıp Filistin topraklarına ulaşmalarıyla sembolize ettiler.

İlk liderlerinden John Winthrop, miladi 1624 te ilk Yahudi topluluğuna liderlik yaparken:

‘Belki Allah bizi de bu belalarla sınamak ve bizi günahlarımızdan tevbeye sevk etmek istiyor, tıpkı İsrail kabilelerini Mısır’ın bereketli topraklarından Filistin’in çorak topraklarına taşıdığı zaman ki yaptığı gibi.’ 

Göçü Organize eden ve göçe teşvik edenler arasında bulunan bu lider, daha İngiltere topraklarından ayrılmadan arkadaşlarına şöyle derdi:

'İsrail’in tanrısının bu yolculuğumuzda bize eşlik ettiğini ve içimizden on kişinin düşmanlarımızdan bin kişiyi yeneceğini göreceğiz. Kendi toplumumuzu, yeni Kudüs’ümüzü Siyon tepesi üzerine kuracağız ve bütün insanlığın gözü bize çevrilecektir.’

Kudüs şehrinin eski ismi Salim idi. Muhacirler gelip Amerika’ya yerleştiğinde de, ilk yaptıkları başkente Salim adını vermişlerdir. Aynı ismi yirmiden fazla şehre verdiler. Bunlardan biri de Oregon eyaletinin başkentidir ve bugüne kadar aynı isimle anılmaktadır. Şehirlerine Tevrat’tan alınmış başka isimler de vermişlerdir. Böylece vaad edilmiş toprakları hatırlarından çıkarmayacaklardı. Amerika’nın bütün bölgelerinde yer alan Beytüllahim, Siyon, Cebel-i Kermel isimleri bu cümledendir.

Amerikan Kültürü baştan beri Tevrat temelli Yahudilik damgası taşımaktadır. Bin yıllık Siyonist krallığı inancı ile yoğrulmuş bu kültür; mekân isimleri, hayat felsefesi, şuur ve kendini ifade olarak Yahudi kültürünün etkisindedir. Geride bıraktıkları vatan toprakları zengin Firavun topraklarıdır. Bunlar işkence gören Yahudilerdir; bu kaçışlarıyla vaad edilmiş topraklara ulaşmaya çalışmaktadırlar. İlk dönem Yahudileri Peygamberlerin yönelttiği gibi bunları da erdemli insanlar yönetiyordu.

Yönetim biçimlerine de ilk adımdan itibaren Yahudi damgası vurulmuştur. 1636 da bir anayasa modeli teklif eden ilk yöneticilerden John Cotton der ki:

‘Ben Musa’nın yasasını Atina’nın demokrasisine tercih ettim. Çünkü bu ülke, İsrail’in şanlı tarihine çok yakışmaktadır. Halkı da Allah’ın seçkin halkına çok benzemektedir. ‘

Bizim peygamberlerimize, Musa’ya ve bütün peygamberlere en güzel ve en samimi salât-ü selamlar olsun. Nerede o Musa’nın yasası! Yahudi kutsal kitapları tahrif etmişler, efsaneler uydurup iyi niyetli ve hoşgörülü Hıristiyanların akidelerini bozmuşlardır.

Bu gün Yahudilerin zihinlerini, Siyonist iddiaya göre Allah’ın bin yıllık krallık vaadi işgal etmektedir. İlk dönem şairlerinden Michael Wolfe milletine nasihat ederken der ki:

‘Allah’ın azabı ahitlerini bozan yerleşimcileri kuşatacaktır, tıpkı(geçmişte) İsrail kavminin azaba uğratıldığı gibi. Buna rağmen sonuç olarak Allah, onlardan vazgeçmeyecektir. Çünkü onlar, Allah’ın seçkin halkıdır.’

Yahudiliğin kökleri, gördüğümüz gibi Hıristiyan Amerikan tarihinin derinliklerine kadar inmiş, Amerikan şuuraltına yerleşmiştir. O derece ki Yahut kökler Amerikan zihniyetini oluşturan unsurlardan biri olmuştur. İnsanlar Yahudi unsurunun temel unsur olduğunu sanırlar. Bunun Yahudiler tarafından içlerine sokulduğunu ve sonradan katıldığını unutmuşlardır.

Çağdaş Yahudilere gelince, bunlar Hıristiyan Siyonizm’iyle olan yakın ilişkilerini ve onların atası olduklarını iyi bilirler. Amerikan değerlerinin özünün Yahudilik olmasından ve Amerikan kıtasındaki Hıristiyanlara dinlerini öğretenlerin Yahudilerin olmasından gurur duyarlar. Yahudilerin kendi üyelerinden birinden duyulan bu şahitlik, bütün gerçekleri ortaya koymaktadır. Ford ve arkadaşları derler ki:

‘Yahudiler bu ülkelerde sahip oldukları nüfusu asla gizlemezler. Onlar Amerikan hayat felsefesinin temelinde Hıristiyanlık değil, Yahudilik bulunduğunu ileri sürerler. Bu yüzden Yehuda’nın şanlı katkılarını açık bir şekilde itiraf etmek için Amerikan tarihinin yeniden yazılmasının bir görev olduğunu söylerler.’ (4)

 

Yine der ki: Bize Tevrat’ı kendilerinin bahşettikleri ya da bizi huzura onların götürdükleri ve bize dinimizi onların verdikleri konusunda ısrar ederler. Bunu insanı bıktıracak ölçüde ve basın polemiklerinde açıkça görülen bir tür büyüklenmeyle her fırsatta dile getirmekten sakınmazlar.

‘Ford’un arkadaşları da kendisini teyit edercesine derler ki: ‘Gerçekte ise bu iddiaların hiçbir doğruluk payı bulunmamaktadır.’(5)

Protestan yazarlar Yahudi nüfusunun Amerika da yayılmasını reddetmezler. Bütün Protestan yazarlar böyle bir nüfusun varlığını ispat ederler. Fakat bin yıllık krallık hayliyle yaşayan tarihi Siyonizm ile bu günkü dinamik Yahudi Siyonizm’i arasında yakın ilişkiler bulunduğunu itiraf etmek istemezler. Doğrusu, Yahudilerin böyle bir nüfus elde etmelerine o yakın ilişkiler yol açmıştır. Bunu iki tarafta kuşkusuz bilir. Ancak gururları ve toplulukla bütünleşmeleri sebebi ile yazarlar, objektifliklerini yitirmişlerdir.

İlk göçmenlerin kendi kimliklerini nasıl ifade ettiklerini, Allah’ın seçkin milletine mensubiyetlerinin vicdanlarında nasıl bir meşale tutuşturduğunu, Tevrat’ta anlatılan Yahudi göçlerini nasıl Amerika’ya göçlerin kıyaslanıp değerlendirildiği bir ölçü ve model haline geldiğini görmek için tekrar Dr. Fuat Şaban’a müracaat edelim. Amerikalı şair Timothy Dwight, The Conguest of Canaan (Kenan Ülkesinin Fethi) başlığıyla bağımsızlık savaşı sırasında 1771 de Amerikan edebiyat tarihinin ilk şiir destanını yazar. Şiirin başlığı Tevrat’tan alınmıştır. Şair buradan asıl konusuna girer ve bağımsızlık savaşını ilk dönem İsraillilerin savaşları ve zaferleri ile karşılaştırır. Jewel Barlow da Tevrat’ta yer alan ‘Yuhanna’nın ruyası ‘ ve Danyal bölümünün masallarına benzeterek ‘Columbus’un ruyası’ başlığıyla bir başka destan yazar. Barlow bu destanında göçmenlerin Amerika yolculuğunu,  Allah’ın elçisi Musa liderliğinde gerçekleşen İsrailoğullarının yolculuğuna benzetir. Bizim peygamberimize, Musa’ya ve bütün peygamberlere en güzel ve en samimi salât-ü selamlar olsun. Barlow şiirinde yüce Allah’ın aynen Musa (a.s.) ile birlikte göç edenleri kutsadığı gibi tanrının krallığının kurulacağı ve dünyanın sonuna kadar devam edeceği yeni Kenan topraklarına hicret eden göçmenleri de kutsadığını ileri sürer.

Amerika’nın ilk başkanı George Washington Georgia eyaletine bağlı Savannah şehrinde yaşayan Yahudilere yazdığı bir mektubunda şöyle der:

‘Geçmişte Allah İsraillileri Mısır’daki işkenceden kurtarıp vaad edilmiş topraklara götürdüğü gibi şimdi de ABD’nin aynı hedefi gerçekleştirmesini dilemiştir.’

18. yüzyıl ve sonrası edebiyat yazılarında yaygın biçimde Amerikan halkı ile İsrail oğulları arasındaki benzerliğe vurgu yapıldığını görmekteyiz. Yazarlar Amerikan halkının yeryüzündeki varoluşu Yahudi halkının varoluşuyla karşılaştırırlar. Yeni İsrail’e yapılan bağışlarında ata İsrail’e yapılan bağışlar seviyesinde olmasını dilerler. Ünlü Amerikalı romancı Herman Melville Amerikan halkının insanlık tarihindeki yerini anlatırken şöyle der: ‘Biz Amerikalılar özel ve seçkin bir halkız. Biz bu asrın İsrail’iyiz. Biz bütün dünya için özgürlük mabedini koruyoruz. 70 yıl önce özgürlüğümüzü elde ettik. Allah’tan bir kıtanın yanı sıra bize bütün dinsizlerinde topraklarını bağışlamıştır. Allah halkımıza, insanlık için büyük hizmetler sunmayı takdir etmiştir. Siyasi Mesih’in dünyayı kurtarmak üzere bizim milletimiz arasına indirdiğinden kimse şüphe edemez. (6)

Zeki bir Amerikalının bu ifadeleri, ‘kurtarıcı Mesih’ ya da İbranice Meşiah efsanesinin geliştirilmiş bir şeklini yansıtmaktadır. Siyasi Mesih’i, Amerikan halkını ve dünyayı kurtarmak maksadıyla dünyaya hakim olmayı hedefleyen politikasını temsil etmektedir. Evrensel Siyonizm’in projesi de gerek düşünce olarak gerekse planlama olarak ünlü bir yazarın dile getirdiği ve her Amerikalının vicdanını süsleyen bu projeden farklı değildir.

Bizim inancımıza göre ise Meryem oğlu İsa (s.a) Mesih olarak zuhur edecektir. İslam şeriatıyla hükmetmek üzere gökten inecek ve putperestliğin kökünü kazıyacaktır. Onun inişi öncesinde ‘son vaad’ gerçekleşecek ve Allah’ın askerleri galip gelecektir.

 

"Yüce Allah’ın şerefli kitabında bize evrensel yasasının gereği olarak kafir ve zalim topluluklara mühlet verdiğini, zaman tanıdığını, onların çirkin emellerini güzel görmeleri için süslediğini, onlar çıkarlarını korumak için planlar yaptıklarını düşünürken yaptıklarını planlarını tersine çevirdiğini bildirmiştir. Aziz ve Celil olan Allah’ın planı  ve tuzağı daha sağlamdır.."

 

Evet. Siyon rüyası ve bin yıllık krallık vaad de bile, Mescid-i Aksa’ya ayakkabılarla girmek yoktur. Günümüzde İsrail oğullarının nasıl çok ileri gittiklerini, öyle ki aklı ve bilgisi olan herkesin şahitliğiyle en büyük dünya örgütü haline geldiklerini ve dünyanın en büyük ve en güçlü devlet organını yönettiklerini görmekteyiz. Yüce Allah’ın, İsrail oğullarının gelecekteki ilerlemelerini büyük olarak nitelemesi boşuna değildir. Yahudilerin bu gördüğümüzden başka daha ne kadar yükselip bozgunculuk yapacaklarını ancak Aziz ve Celil olan Allah bilir.

Yükselişlerini çıplak gözle görüyor, bu hususta en ufak bir şüphe duymuyoruz. Allah’ın kitabında geçen bu konudaki müjde ve uyarılar birer gerçek olarak inmiştir.

‘Arkasından da İsrailoğullarına: "O topraklarda oturun! Ahiret vâdi tahakkuk edince, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz" dedik.’ (7)

‘Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik."(8)

Yani, Yahudiler kendilerine yalan söylediler. Sonraki nesilleri İsrail’in gökyüzünde yüceltilen bir devlet kuracağına inanmışlardı. Bin yıl sürecek krallık efsanesine onlarla birlikte Hıristiyanlardan da büyük bir grup inanmıştı. Zaman sonra devletleri yeryüzünde ortaya çıktı. Araplara galip geldiler. Kurdukları devletleri bugün itibariyle altmış altı yıldır ayaktadır. Devletlerindeki bu devamlılık, Yahudilerin yeryüzündeki konumlarını daha da pekiştirip derinleştirmektedir. Yahudiler ve onlarla birlikte hareket eden Yahudileşmiş Hıristiyanlar, bunu görünce, Yahudilerin Allah’ın seçkin kulları olduklarına kesin inandılar.

"Allah akıl-fikir versin, şuna bir bakın!

Allah’ın düşmanlarına kurduğu tuzağın nasıl zafer, yeryüzünde hâkimiyet, güç, sayı çokluğu ve güçlü destek kisvesine büründüğüne bakın! Yeryüzü hâkimiyeti, yeryüzünde şerefli bir konum edinmek, büyüklenip bozgunculuk yapmak, yerine gelmesi gereken ilahi bir emirdir. Allah’ın kevni iradesi vahyedilmiş gerçek bir haberdir. Bu gerçek bugün gözlerimizin önünde durmaktadır.."

‘...Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah'tan başka yardımcıları da yoktur.’(9)

Kur’an da inzal buyrulan hakkın gelerek hakkın gelerek batılı ortadan kaldırmasıdır. Bütün zihniyeti, ruhu ve maddi yapısıyla batılı tamamen ortadan kaldırmasıdır. Bize indirilen ve yüce Allah’ın inayetiyle korunan hak gelecek ve yine Allah’ın inayetiyle cahiliye batılını yok edecektir. Bütün zannı, taassubu, açık saçıklığı, yönetimi ve şeytani çekiciliğiyle batılı ortadan kaldıracaktır. Bu gerçekten büyük bir hadisedir. Bu ancak Allah’ın irşad ve teyidiyle, yardım ve bereketiyle gerçekleşebilir.

Bizler aziz ve celil olan Rabbimiz hakkında ancak Salih mü’minlerin düşündüğü gibi düşünürüz. Yahudiler ve onların kervanında olanlar Rableri hakkında kötü düşünürler. Öyleyse sonları kötüdür. Allah hepsini kahretsin, hepsini helak etsin.

‘İstediğinde intikamını alabilecek kudrete sahip olan aziz Allah, uluhiyet makamını hafife alıp dalga geçen bir kavmi nasıl perişan edemez’

Biz Yahudilerin kendi kutsal kitabımızda geçen pisliklerini anlatmaya devam edelim ki kalplerimiz yüce Allah ve O’nun kutsalları adına onlara karşı kinle ve öfkeyle dolsun. Eğer onların cahiliye taassuplarına biz de kavmiyetçilik taassubuyla karşılık verirsek, bütün güçleriyle sarıldıkları Talmud’a(10) dayana zanlarına biz de asrın düşüncesi ve kültürüyle karşılık verirsek, onların alçaklıklarına biz de beşeri hamasetle karşılık verirsek, o zaman son vaad ve Allah’ın evrensel yasasının gerektirdiği şekilde davranmış oluruz.

Eğer öfkemiz sadece Allah için olursa, kalbimiz, aklımız ve ahlakımızla Kur’an-ı yaşatırsak, her türlü alçaklıktan kurtulup İslam’ın izzetine yükselirsek, ancak o zaman son vaad ve sünnetullaha yakışır biçimde hareket etmiş oluruz. ‘(11)

Değerli okuyucu kardeşlerim ve bacılarım, şimdi size Yahudilerin alçaklıklarından ve pisliklerinden daha fazlasını sunacağım ki benimle birlikte siz de izzet sahibi Allah adına onlara karşı öfke ve gazap duyasınız.

Talmud’da denir ki:’Yüce Allah ayı güneşten daha küçük yaratmakla hata etmiştir. Ay bu duruma itiraz edince, Allah boyun eğip hatasını kabul etti ve şöyle buyurdu: Bir kurban kesin, günahıma kefaret olsun. Çünkü ben ayı güneşten daha küçük yarattım.’ Yine Talmud’da Yahudilerin meleklerden daha üstün oldukları yönünde sayılamayacak kadar çok iddia vardır. Çünkü onlara göre Yahudi Allah’ın bir parçasıdır. Allah bütün bunlardan yücedir.

Talmud Rabbin günlük meşgalesinden bahisle şöyle der:

‘Rab gündüzü on iki saate böler. İlk üç saatte Allah oturup yasayı inceler. İkinci üç saatte halkları hesaba çeker. Sonraki üç saatte bütün âlemi doyurur. Son üç saatte ise balıkların kralı balina ile oynar.’

Talmud’da yine yüce Allah’ın dans ettiğinden bahsedilir. ‘Rabbin yaptığı ilk dans, elbiselerini soyup süslediği ve saçlarını bizzat taradığı Havva ile yaptığı danstır.’

Yaptıkları ne çirkin şeydir!

Tarihi yorumlarken ve tarihi hezimetleri izah ederken eğer bir komplo teorisine dayanılıyorsa,  bu realiteyi anlayamamak ve mücadele sahasında acizlik demektir. Bu tür gerçeklerle acizler teslimiyet sığınağına koşarlar. Tıpkı İsrail oğullarının Musa’ya (a.s) dedikleri gibi:

‘Dediler ki: "Ey Mûsâ! O (dediğin) topraklarda gayet güçlü, zorba bir millet var. Onlar oradan çıkmadıkça biz oraya asla giremeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz." (12)

Biz Müslüman milletler kardeşiz ve tabii ki ayrılmamalıyız..

Babamız Hz. Âdem’den,  Hz. İbrahim’e, Hz. Peygamber’i Zişan’dan, Hz. Hüseyin’e, Selahattin Eyyubi’den, Fatih’e, Abdülhamit’ten, günümüze kadar her biri Hakk’ın emrinde, mazlum halklarla beraber olmuştur’ Ama  her zaman da  Firavunlar, Karunlar, Yezitler  de olmuştur!. Ve olacaktır!..

"Firavunların, Karunların, Yezitlerin temsilcisi olan Siyonistler ve onun İngiliz aklı özellikle Osmanlı'dan beri bizleri çok kötü oyuna getirdi. Müslüman milletlerin başına azınlık gruplardan birilerini başa getirmek suretiyle, halka ve Hakk’a karşı gelen zalim temsilciler oluşturmuşlardır. Ve böylece yerli işbirlikçileri sayesinde koskoca cihan devleti parçalanarak sömürüldü, maddi manevi yutuldu ve uyutuldu. Şimdi de hala Müslüman milletleri Fravunî oyunlarla sömürerek semirmeye devam etmek istiyorlar.."

 

Allah Kur’an da; kâfirleri kendisinin ve mü’minlerin düşmanları olarak bildirmiştir. Peygamber ve insanların düşmanları ise şeytanlardır.

‘Ey iman edenler! Sizden olmayanlardan hiçbir sırdaş edinmeyin. Onlar size fenalık etmekten asla geri kalmazlar. Hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların kinleri konuşmalarından apaçık ortaya çıkmıştır. Kalplerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünürseniz size âyetleri açıkladık.’ (13)

 

Yahudi ruhundan kurtulmanın tek yolu:

Sağlıklı, bilgili, dürüst çocuklar yetiştiren ailelerintoplumda huzur, vatanına ve milletine faydalı bir insan olarak yetiştirmek için maddi manevi tüm gücünü kullanmalı...

Ve böylece, zafer Müslüman milletlerin olacaktır’

Bu teminatı bize Âlemlerin Rabbi vermektedir: ’Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanmışlarsanız en üstün olan sizlersiniz.’ (14)

Yeter ki, bu cesareti gösterebilelim, cesur olalım’

Bu imanlı yeni nesil,  gösterecekleri imanî cesaret karşısında bütün Yahudi ruhundan körelecek ve Siyonist kâfirler dize gelecektir’

Evet...

Yeter ki biz, Hüseynî duruşumuzu sürdürebilelim’

 

Mehmet Yürekli, adanapost

11.11.14, Adana

 

Kaynaklar:

  1. el- Yahudiyyü’l-Âlemi, s. 252.
  2. el- Yahudiyyü’l-Âlemi, s. 253.
  3. el- Yahudiyyü’l-Âlemi, s. 254.
  4. el- Yahudiyyü’l-Âlemi, s. 26.
  5. el- Yahudiyyü’l-Âlemi, s. 27.
  6. Sünnetullah, Abdüsselam Yasin, s. 175.
  7. İsra, 17/104
  8. İsra, 17/105
  9. Rad, 13/11
  10. Sünnetullah, Abdüsselam Yasin, s. 194.
  11. Talmud: Yahudi medeni kanunu, tören kuralları ve efsanelerini kapsayan dini metinlerdir.
  12. Mâide, 5/22
  13. Al-i İmran, 3/118
  14. Al-i İmran, 139

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum