Yeni nesil enflasyon!

Fiyat artışlarıyla ilgili kaldığımız yerden devam ediyoruz...

Enflasyon artışına belirgin katkı veren vergilerdeki yüksekliğin; kamu harcamaları, tabana yayılamayan vergilendirmeler ve üretici ile tüketicinin enflasyonu azdıran davranışları olduğunu hatırlattıktan sonra “Taşan kazan için kepçenin pahası sorulmaz” yaklaşımıyla “enflasyonla mücadale”de yeni yöntemler bulma zorunluluğumuz var, diyorum.

Klâsik ekonomik dogmaları terkedemezsek “yeni nesil enflasyon”dan kurtulma şansımız yok. Sanayi 0.4’ün konuşulduğu, İngilizlerin “Internet of Thins” dediği nesnelerin internetine geçileceği bir dönemde hâlâ 100 – 200 yıllık ekonomik doktrinlerle yürüyeceksek vay halimize!

Demir tavında dövülür...

Hususan söylüyorum: Günümüz enflasyonunu düşürme noktasında ekonomi için kafa yoran, kalem oynatan, iktisada dair bir şeyler söylemek isteyen insanların “bilgiçlik taslamadan” yeni çıkışlar, yollar, metotlar ve yöntemlere sarılmaları elzem hale gelmiştir…

***

“Enflasyon çıktı, hoop faiz artır… Enflasyon düştü, hoop faiz düşür…” anlayışı geçmişe bakıldığında kurtuluş yolu olmadığı gibi; kısa aklın, tembelliğin, fikir yürütememenin, olanla yetinmenin açık göstergesidir. Enflasyonu makul seviyelere getirmede yapılması gereken şey; öncelikle bahsettiğim “geçmişte kalmış fikirlerde sabit kalmış”ların enflasyonunu düşürmektir.

Özetle, “sadece para piyasaları üzerine kurgulanmış bir model” geçici olarak düşürse de fiyat artışlarını önleyemez, bilakis körükler, enflasyona taban hazırlar. Ancak “sermaye destekli üretime dayalı yeni nesil ekonomik model” enflasyonu dizginleyebilir.

Hatta bu yolda Hazine ve Maliye Bakanlığı koordinasyonunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, Sanayi ve Teknoloji Bakanı, Tarım ve Orman Bakanı, Strateji ve Bütçe Başkanı ile Merkez Bankası Başkanı’nın içinde bulunduğu “Fiyat İstikrarı Komitesi” üretim, emek ve reel fiyatı oluşturmak için kurulmuştur.

***

Dolayısıyla bugün dünya konjonktürünü iyi takip eden, klâsik anlayışı bir kenara koyup “üretimi ve emeği” ön plana almak isteyen bir ekonomi anlayışı var… Karşısında ise maalesef üretim ve emeği dışlayan bir cephe.

Nitekim Fiyat İstikrarı Komitesi son toplantısında dünyayı tehdit eden enflasyona karşı; arz güvenliğini yani üretimi öncelik olarak kabul etti. Özellikle gıda güvenliği açısından tarımsal ürünlerde girdi maliyetlerini azaltıcı mekanizmaların güncellenmesini takvime bağladı. Arz – talep dengesiyle uyuşmayan fiyat hareketlerini yakından takibe aldı. Komite; enflasyonla mücadelede kararlı kurum, kuruluş, sivil toplum teşkilatlarıyla işbirliğinin en üst seviyeye çıkarılması için örgün bir ağ kurdu.

Diğer yandan Türkiye’de “kur geçişgenliği”nin enflasyon üzerinde önemli bir etkisi olduğu kesin. Ancak kur geçişgenliğini yumuşatan birçok enstrümanın ve aracın mevcut olduğunu unutmamak lâzım.

***

Enflasyon sorununu çözmede en etkili olan fiyat istikrarını sağlama azmi ve bu azme karşı oluşan güvendir. Azmin ve güvenin elinden hiçbir şeyin kurtulmayacağı aşikâr.

Yıllarca “cari açık”la ekonomiye sopa gösterenler bugün de “enflasyonla politika faizi arasındaki farkı” dillerine dolayıp akıllarınca bilgelik taslıyorlar ama “enflasyonun sunî olduğundan” kesinlikle söz etmiyor.

Enflasyon, ekonomik gerçeklerle uyuşmuyor. Bunu kimse inkâr edemez.

Ben de malûm cepheye diyorum ki:

“Fiyat artışlarında oluşan şişkinlik ekonominin gerektirdiği gerçeklerle indirilecek… Haksız kazançlara göz dağı verilecek… Beraberinde gelecek enflasyon beklentileri engellenecek…”

Sunî kur spekülasyonlarıyla oluşturulan “sunî enflasyonlar”, karşı cephenin savunduğu “faiz artır, faiz düşür” gibi palyatif tedbirlerle asla halledilemez. Sunî kurun oluşturduğu enflasyonlara karşı vatandaşa güven veren reel çözümler net ve baskın şekilde uygulanırsa fiyat artışları duracaktır.

***

Enflasyonun niçin yükseldiği ve fiyat artışlarına karşı doğru adımların atılıp atılmadığı, ekonominin temel işlevi “arz – talep ilişkisi”ne dikkatlice bakıldığında anlaşılabiliyor.

İlki; global gidişatta enflasyondaki ana fotoğraf ortada…

İkincisi; yıllarca ithal girdiler ve sıcak parayla yüksek faize dayalı borçlanarak ekonomisini yürüten Türkiye artık yerli üretimde ciddi adımlar atıyor. Sıcak parayı dışlıyor, ihracatı ve turizmi öncelik haline getiriyor.

Seri çeyreklerle rekor büyümeler gerçekleştiren Türkiye’nin reel ekonomiye geçme hamleleri elbette enflasyon üretecek. Küresel enflasyon aslında üretimi daha artırmada bizim için bir fırsat.

Dünyada bir değişim var… Türkiye’de de bir değişim var… Ancak kimsenin farkına varamadığı bu değişim çok hızlı… Dolayısıyla oluşan yüksek fiyat artışları “yeni nesil enflasyon”un ayak sesleri.

Değişim ve dönüşümü kim hızlı gerçekleştirebilirse o kazançlı çıkacak. TÜSİAD Başkanı Simone Kaslowski’nin ifadesiyle, “Her alanda ezberlerimizi bozmalıyız…”

analizgazetesi.com.tr/yazının devamı..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.