Avantajlarımızla normalleşmeye çok yakınız!

Küresel koronavirüs salgını, dünyada devletleri ekonomik yönden eşit seviyeye doğru götürüyor. Pandeminin Türkiye'ye sağladığı konjonktürel avantajlarla halen üretimin desteklenmesi adına uygulanan Yeni Ekonomi Programı (YEP) kapsamında istikrar sağlanabilirse ülkenin portföy yatırımına ihtiyacı kalmayacak ve para piyasalarına gerçek yatırımcı gelecek, spekülasyonlar ortadan kalkacak.

Osmanlı’nın son döneminden başlayıp 97 yıllık Cumhuriyet tarihimizin her döneminde politik baskıların yanında ekonomik dayatmalarla yüz yüze gelen Türkiye, her defasında elde ettiği başarılarla yoluna daha da güçlenerek devam ediyor.

Sevr boyunduruğundan kurtulup, Lozan’daki stratejik ayrıntılara takılmadan Hatay, Montrö, Kıbrıs, Irak, Suriye ve son olarak Libya’da elde ettiği kazanımlarla Misaki Milli yolunda ilerleyen Türkiye, gelişmiş ülkelerin baskılarından uzaklaşarak milli ekonomide önemli bir mesafe katetmiş durumda.

Ülkenin temellerini üretimden gelen güçle sağlamlaştıran ve geleceğe yürüyen Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı’nda eline geçirdiği avantajı imkânsızlıklar sebebiyle kaçırmasına karşılık 2020 yılı itibariyle fırsat olarak önüne çıkan ikinci avantaj pandemiyi şimdi en iyi şekilde kullanma yolunda hızla ilerliyor.

Yeni model, yeni Türkiye

Türkiye, yurt içi ve yurt dışı risklere karşı birlik ve beraberliğin daha iyi tesisi adına parlamenter sistemi bırakıp Cumhurbaşkanlığı sistemini tercih etti ve 2018 yılından bu yana üretimi öncelleyen Yeni Ekonomi Programı (YEP) ile de yeni bir iktisadi modeli hayata geçirdi.

Diğer devletlere göre küresel koronavirüs salgınına sistem olarak daha hazırlıklı başlayan Türkiye, bugün politik, askeri, sağlık ve ekonomi alanında elde ettiği yüksek başarıyla dünyada parmakla gösterilen ülkeler arasında yerini aldı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’de ekonominin sistem olarak oturduğunu, ülkenin bugün dünden daha güçlü olduğunu ve söz konusu sistemle daha da güçlü olacağını söyledi. Borsa, kur ve faizdeki dalgalanmaların mevcut sistemi bozamayacağı gibi daha da kuvvetli hale getireceğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, piyasalardaki dalgalanmaları da “gelip geçici şeyler” olarak ifade etti.

Hedef Misaki Milli

Hazine ve Maliye Bakanlığı yönetiminde yürütülen Yeni Ekonomi Programı (YEP) gücünü üretim, istihdam ve inovasyondan alıyor. “Ekonomi kötüye gitsin, gemi su alsın, ülke batsın, bu sistem sona ersin” söylemleri boşuna sarfediliyor. Zirâ Misaki milli yolunda siyasi ve ekonomik politika üreten bu model, Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmayı hedefleyerek tahkim edildi.

Pandemiyle ülkeler güç kaybederken Türkiye iki yıl önce hayata geçirdiği Yeni Ekonomi Programı (YEP) ve başkanlık sistemiyle önemli bir avantaj sağladı ve kalkınmada yeni bir fırsat yakaladı.

Küresel koronavirüs salgını, dünyada devletleri ekonomik yönden eşit seviyeye doğru götürüyor. Pandemi sebebiyle ABD’nin dolar rezervi, Avrupa’nın sömürgeleri, Çin, Japonya, Rusya gibi ülkelerin üretim gücünden gelen ekonomileri giderek zayıflıyor. Söz konusu ülkeler güç bakımdan giderek seviye kaybediyor.

Pandemide büyüyecek

Türkiye, pandemi etkisiyle ekonomileri zayıflama ihtimali giderek yükselen gelişmiş ülkeleri yakalama konusunda oldukça şanslı. Ancak ülkenin avantajı sadece diğer ülkelerdeki ekonomik gerileme değil, asıl bölgesel tedarik zincirinin değişmesi Türkiye için büyük bir fırsat oluyor.

Genel görüntü küresel tedarik zincirinde önemli değişiklikler beklenmesi. Jeopolitik avantajlar elde edecek Türkiye salgın sonrası doğu ve batının üretim ve tedarik merkezlerinden biri olurken Akdeniz ve Karadeniz’de elde edeceği enerji üstünlüğü ile birçok meselesini halledecek.

Stratejistler, “Küresel ve bölgesel tedarik zincirinin değişmesi zaten jeopolitik üstünlüğü olan Türkiye’ye yarayacak. Zaten doğalgaz ve petrol hatlarını bünyesinde barındıran Türkiye’nin, gıda ambarı ve bölgesel gıda tedarikinin geçiş noktası olarak önemi bir kat daha artacak” diyorlar.

Cari açık olmayacak

Yine stratejistlere göre, Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu olarak gösterilen cari dengedeki açığın elde edilecek enerji avantajlarıyla giderek azalacağı ve daha sonra cari fazlaya dönüşeceği gözleniyor. Özellikle Misaki Milli sınırları içinde kalan enerji kaynaklarıyla birlikte Akdeniz, Karadeniz ve diğer bölgesel enerji avantajlarının Türkiye’nin eline geçmesiyle asıl çıkış o zaman başlayacak.

Üretim, istihdam ve inovasyonu öncelleyen Yeni Ekonomi Programı’nın (YEP) oluşacak avantajlarla destekleneceğini belirten stratejistlere göre, cari açığı finanse etme gibi meselesini ortadan kaldıracak Türkiye’nin, portföy yatırımlarına dahi ihtiyacı kalmayacak, para piyasalarına gerçek yatırımcı gelecek, spekülasyonlar ortadan kalkacak. Doğrudan yatırımlar artacak. Bütçe gelirleri, oluşacak yüksek tasarruflarla yatırımlara dönüşecek. Hayat standardı yükselecek, CDS’ler 100’lerin altına gelirken döviz, TL karşısında gerçek değerini alacak.

Farklı bir dünya

Tabii soru şu… “Türkiye pandemi sürecinde ve daha sonra diğer ülkelerden ekonomik yönden nasıl ayrışacak?”

Hesaplamalara göre, Mart ayında etkisini gösteren ve henüz ne zaman biteceği belirsiz olan pandemi sebebiyle gelişmişler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki milli gelir farkı azalacak. Söz konusu süre çeyrek asır olarak ifade ediliyor.

Pandemi sürecini yıllık ortalama yüzde 3-5 arasında daralma ile kapatacak gelişmekte olan ülkeler, daha sonra büyük bir sıçrama ile büyümelerini çift haneli rakamlara taşıyacak. Gelişen ülkeler arasında hem jeopolitik hem ekonomik ve siyasi olarak dünyanın ortasında yer alan Türkiye ise tedarik zincirindeki avantajlarıyla büyümede daha yüksek performans gösterecek.

Ancak gelişmiş ülkeler bu yüksekliğe ayak uyduramayacak ve büyümeleri tek haneli rakamlarda kalacak. Özellikle 2030 yılına gelindiğinde farklı bir dünya ile karşılaşılacak.

Önemli bir halka

Yıllardır tekstil, demirçelik, çimento gibi imalat sanayi alanlarına girmesi istenmeyen ve hizmet sektörü ağırlıklı bir ekonomiye yönlendirilen gelişmekte olan ülkeler büyük bir ihtimalle pandemi sonrası rotayı tam tersi istikamete çevirecek.

Fakat gelişen ülkeler arasında yer alan Türkiye, diğer gelişmekte olan ülkelere göre bu alanda da avantajlı. Zira konjonktürel gelişmeler, Türk imalat sanayi, yüksek tarım gücü ve teknolojide alınan yol Türkiye’yi tedarik zincirinin önemli bir halkası olması için zorluyor.

Maamafih, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile siyaseti yeniden düzenleyen ve aynı paralelde Yeni Ekonomi Programı (YEP) ile ekonomiye de çeki düzen veren yeni yaklaşım, gelişen ülkelerdeki hizmet sektörü ağırlığını Türkiye’de biraz daha azaltarak ağırlığı imalat sanayi ve tarıma vermek istiyor.

İmalat sanayiinde ekonominin yüzde 20’lerden yüzde 30’lara taşınması, katma değerli ürünlerin kısa vadede üretiminde oranın yüzde 10’lara çıkarılması hedeflenen programla Türkiye, gelişmekte olan ülkeler arasında farklı ve güçlü bir konuma oturtulmaya çalışılıyor.

YEP ile planlanan söz konusu süreçte katma değerli “imalat” kırmızı çizgi olacak. İşte bu kırmızı çizgi, Türkiye’yi pandemi sonrası önce gelişen ve sonra gelişmiş ülkelerden ayrıştıracak.

Yine aynı programla dünya konjonktüründe ise ekonominin 2030’a kadar ilk 10’a ulaştırılması hedefleniyor. Türkiye bu hedefiyle sanayi, tarım ve enerjide akıllı sistemleri kullanarak özellikle gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı hızla kapatacak ve ülkeyi ihracatla büyütme yolunda ivme kazandıracak.

Kaynak sorununu aşmak

YEP ile büyüme, kalkınma ve ekonomiyi muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarmak elbette çok önemli. Ekonomi fırsat ve avantajlarla büyür. Bugünkü dünya konjonktürü Türkiye’ye önemli avantajlar sağlıyor ve bu avantajları hayata geçirecek imkanlarımız da elimizde fazlasıyla var. İşte bu ortamda “Bu çerçevede ülkemize yeterli kaynağı oluşturabilecek miyiz” sorusunu reel olarak cevaplamamız gerekiyor.

Türkiye’yi zenginleştirecek ve merde dahi muhtaç etmeyecek kaynak, üretmekten geçiyor. Üretecek gücü, kapasitesi ve potansiyeli olan Türkiye’nin takip edeceği yol da belli. Yeni Ekonomi Programı (YEP) iki yıl önce birçok desteklerle yenilenerek kalın çizgilerle ortaya konulmuş ve yola erken çıkılmış.

Peki yol haritası ne olacak? İşte Yeni Ekonomi Programı (YEP) elimizde…

Önce elimizdeki imkânları ve gücümüzü tanımamız şart. Ekonomide istikrarı sağlamak ve katma değerli üretimi ve ihracatın önünü açmak için yapılacaklar belli. Kaynak burada gizli zaten. Dışarıdan piyasa kanallarıyla elde edeceğimiz ve borç yükü taşıyan hiçbir dış kaynak ülkemizi sağlıklı bir ekonomiye ulaştırmaz.

Avantajların bize doğru koştuğu bu dönemde doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarına bakışımızı acilen değiştirmeliyiz.  Döviz ve faizlerdeki oynaklığın gerçek bir ekonomik gösterge olmadığını kamuoyunun bilmesi ve ekonomi yaklaşımlarını buna göre düzenlemeleri lazım.

Dünya ile yeniden tanıştık

Türkiye özellikle 1980’den sonra yaptığı ekonomideki rejim değişikliği ülkeyi farklı noktalara taşıdı. Borçluluk oranı artsa da en azından gerçek manada Türkiye’nin yurt dışına açılması ve ihracat diye bir olguyla tanışması fırsatı doğmuştu. O günden bugüne gelindiğinde serbest pazar ekonomisinin Türkiye’ye yerleşmesi birçok soruna sebep oldu ancak Osmanlı’dan sonra dünya ile yeniden tanışmak en büyük kazanç olarak hanemize yazıldı.

Türk Lirası’nın konventabıl hale gelmesi, yabancı paranın ülkede kullanılması serbest pazarı bize öğretti fakat bu defa da “paradan para kazanma” olgusunun hayata geçmesi, ekonomideki üretim anlayışına sekte vurdu. Bugün salt para politikasıyla yani piyasa enstrümanlarıyla ekonominin olmayacağını, hatta sağlıklı bir üretimden bahsedilemeyeceğini öğrendik.

Diğer öğrendiğimiz şey de, borçlanarak yatırım yapmak. Çokça borçlandık. İhracat yapalım diye yüksek ithalatla yüksek dövizleri dışarı göndermek zorunda kaldık. Ya da yüksek döviz yükümlülükleri altına girdik. Özel sektör o hale geldi ki, kamudan daha yüksek bir borca sahip oldu. Kur riskini bilemedikleri için de büyük zararlara uğradılar ve yatırım yapayım derken daha fazla borçlandılar. Buradaki tek kazanç işi, el emeğini, teknolojiyi öğrenmek oldu.

YEP’i iyi anlamalıyız

Serbest pazar bize yüksek borçluluğu öğretirken diğer taraftan yerli yabancı piyasa cambazlarının ağ ve tuzaklarına düştük. Belki sanayide ve takımda işi kaptık fakat, finans alanında sistemleri, kombinasyonları, spekülasyon ve manipülasyonları tam çözemediğimizden çok sığ kaldık. Hedge yapalım derken daha farklı tuzakların bizi beklediğini unutuverdik. Zamanla ekonomi öyle bir hal aldı ki, üretim yerine döviz, faiz, hisse senedi ve diğer piyasa yatırım araçlarını konuşmaya başladık.

İşadamlarımız gerek dolar borçları veya gerekse başka sebeplerden döviz alımlarını hep ön planda tuttu ve ülke toptan dolarizasyon hastalığına tutuldu. Sonra aynı hastalığa hane halkları da eşlik etti. Dolara o kadar aşina olduk ki döviz büfelerinde para bırakmadık.

Dolarizasyonla maliyet kaynaklı enflasyon geldi boğazımıza dayandı. Enflasyon faizleri, faizler enflasyonu tetiklerken döviz fiyatlarını tutmak zorlaştı. Bu defa Merkez Bankası elindeki kaynakları üretim için değil piyasa ve fiyat istikrarı için kullanınca işte bugünkü nahoş ortam ortaya çıktı.

Ülke dolarizasyondan kurtarılmadığı sürece pandemiyle elde edeceğimiz avantajlarımız yine İkinci Dünya Savaşı sonrasında elde ettiğimiz avantajlarımız gibi uçup gidebilir. Mevcut kaynaklarımızı yeniden imalat, üretim ve ihracata tam anlamıyla yönlendiremezsek treni kaçırmamız işten bile olmaz.

İşte Yeni Ekonomi Programı (YEP) para politikasını maliye politikalarıyla eş güdüm haline getiren ve üretime yönlendiren bir hedef veriyor. YEP’e ne kadar sahip çıkarsak piyasaların tahakkümünden ekonomiyi o kadar kurtarmış olacağız.

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar