Erol Güngör’ün etkin dış politika tavsiyesi

Erol Güngör’ün etkin dış politika tavsiyesi

Üstat Yüksel Kanar, Erol Güngör'ün ''Türk Kültürü ve Milliyetçilik'' kitabının okuma notlarını yayınlıyor.. İşte Kanar'ın altını çizdiği cümleler..

Yazının 50 yıl önce yayınlandığına ve dünyanın o zamanındaki isimlerinden, kuruluşlarından ve olaylarından söz edildiğini unutmadan, Erol Güngör’ün özellikle bugün de bazı kesimlerin Türkiye'yi Ortadoğu dışında tutmakta niçin ısrarlı olduklarını anlamaya yarayacak düşüncelerine bir göz atalım..

‘’Türkiye’nin Ortadoğu politikası nedir diye bir soru ortaya atarsanız, bizim Dışişleri Bakanlığının vereceği cevabı tahmin etmek çok kolaydır: “Bizim dış politikamız, daima olduğu gibi ‘’Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’’ prensibine dayanır. Ne kimsenin bir karış toprağında gözümüz vardır, ne de kimsenin bizim toprağımıza göz dikmesini isteriz.”

Bazıları yukarıdaki ifadeyi diplomatik lisanın bir gereği zannederek hariciyemizin kaçamaklı cevap verdiklerini düşünebilir. Fakat Türk hariciyesinin kimseden sakladığı bir şey yoktur; politikası hakikaten bundan ibarettir. Sanki dış politikada harp ve sulh olmak üzere iki alternatif vardır ve bizimkiler barış taraftarıdırlar. Devletlerin birbirleriyle münasebeti, ya birinin iyiliğini isteme, yahut da komşusunun veya bir başkasının toprağına göz koyma esasına dayanır. Biz herkesin iyiliğini isteriz, başkalarından da iyilik bekleriz.

Bütün bu ifade ve düşüncelerin ne politikayla ne de dış politikayla ilgisi olduğunu herkes bilir. Hariciyecilerimiz ve başkanlarımız da politika olmayacağını pekâlâ bilirler –veya bilmeleri gerekir-. o halde niçin her dış politika meselesinde “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünden başka bir görüşe rastlayamıyoruz?

Sebebi çok basit: Biz bir doi politikamız olabileceğine inanmıyoruz. Kendimize güvenimizi o kadar kaybetmiş, o kadar sinmişiz ki, “bize dokunmayan yılan bin yaşasın” demekten ileri gidemiyoruz.’’ (Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1978, s. 281-282)

İTTİFAK MESELESİ

‘’Arap devletleri şimdi Üçüncü Dünya denilen bloksuz ülkeler arasında sayılıyor. Hakikatta ne Üçüncü Dünya diye bir şey vardır, ne de bloksuz bir ülke. Bloksuz ülkeler terimi, kendi nüfuzunu gizlemek isteyen Sovyetler tarafından icad edilmiştir. Fakat bu ülkeler her zaman Sovyet nüfuzu altında kalmış da değillerdir.

Eğer bloksuz denen ülkelerin her bir bloka bağlı bulunmamış olsaydı, kendi aralarında sağlam ve uzun ömürlü ittifaklar kurabilirlerdi. Bilhassa dil ve din birliği içinde bulunan Arap devletlerinin hiçbir zaman anlaşamayışları bu hususta en kuvvetli delildir.

Bugüne kadar her Ortadoğu devleti kendine Ortadoğu dışında bir müttefik aramıştır. Arap Birliği için yapılan teşebbüsler çok eski tarihten beri devam etmekte olduğu halde hiçbir başarı elde edilmiş değildir. Bu başarısızlığın bütün sebepleri üzerinde durmak istemiyoruz, bize göre en büyük bir sebep vardır ki o da Ortadoğu’da birliği kuracak kuvvetli bir lider, daha doğrusu kuvvetli bir devlet bulunmayışıdır.

Türkiye kendini Ortadoğu dışında bir Batı devleti saydığına göre (!), Ortadoğu’daki diğer devletlerden hiçbiri böyle bir ittifaka önayak olacak kuvvette değildir. Nâsır’ın belki de en büyük hatası, Arap devletlerinin iktisadî ve kültürel gelişmesi tamamlanmaksızın bir siyasi birleşmeye, hatta bir çeşit “Mısır İmparatorluğunu” kurmaya kalkışmasıydı. Mısır’ın buna gücü yetmedi, halbuki Arap devletleri arasında ondan daha kuvvetlisi yoktu. Son İsrail harbi ile birlikte ortaya çıkan Arap petrol ittifakının bile nasıl bir saman alevinden ibaret olduğunu gördük.’’ (Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1978, s. 282-283)

ORTADOĞU VE TÜRKİYE

Türkiye’nin Ortadoğu’daki yeri ne olabilir? Acaba şimdiye kadar hep başka ellerin âleti olmuş Ortadoğu’da bir birlik ve kuvvet mihrakı kurulmasında Nâsır’dan ve Baasçılardan daha şanslı durumda mıyız? Bu soru üzerine eğilmek için, her şeyden önce bizim de bir Ortadoğu devleti olduğumuzu kabul etmemiz gerekir.

O zaman Batı ile münasebetlerimiz ne olacaktır, denilebilir. Bilindiği gibi, Türkiye Avrupa Konseyine dahil olan tek Ortadoğu ve tek İslam –laik– devletidir. Fakat bu bağlılık bize Ortadoğu politikasında ayakbağı teşkil etmekten çok bir avantaj verecektir.

Ortadoğu birliğinin tarihte ne kadar sağlam kökleri varsa istikbal için de o kadar ortak gayeleri mevcuttur; Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyesi olması bu ortak gayeler bakımından en avantajlı durumda olduğunu gösterir.

Biz gerek jeopolitik, gerek iktisadi, gerekse siyasi ve kültürel bakımdan diğer bütün Ortadoğu devletlerinden daha kuvvetli bulunuyoruz. Bilhassa siyasi tecrübe, askeri güç ve eğitim gücü olarak Ortadoğu’ya çok şeyler verebiliriz ve diğer Ortadoğu devletleri bu dostluğun temelindeki iyi niyete, ortak menfaat gayesine rahatlıkla inanabilirler.

Eğer şu anda böyle bir samimiyet havası mevcut değilse, kanaatimizce burada asıl sorumluluk bizim şimdiye kadar Ortadoğu’ya yabancı gözüyle bakan politikacılarımızındır. Türkiye, maalesef, Ortadoğu ülkelerine kucak açacak yerde sırt çevirmeyi daha uygun görmüş bulunuyor. (Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1978, s. 283-284)

‘’Dörtyüz yıl Ortadoğu’ya hakim olmuş bir milletin çocukları bu devekuşu psikolojisi içine girince, devlet olarak ömrü henüz elli yılı bile doldurmamış bulunan Ortadoğu ülkelerinin halini tahmin edebilirsiniz.

Nitekim Ortadoğu devletleri bugüne kadar ya Doğu veya Batı blokunun kudretli ülkeleriyle bağımlı münasebetlere girmiş, yahut da kendi aralarında sun’i ve kısa ömürlü ittifaklar kurmuşlardır. Onların da bir Ortadoğu politikası yoktur.

Bir zamanlar bizim de içinde bulunduğumuz Bağdat Paktı dışarıdan empoze edilmişti, sadece Batılı güçlerin işine yaradı, sonra da çözülüp ditti. Bugünkü Cento, Hatta RCD de tamamen sun’i kuruluşlardır; bu kuruluşlar Ortadoğu ülkelerinin menfaatlarına değil, büyük Batılı devletlerin bizim için uygun gördükleri politikaya hizmet eder.

Bir Cento devleti olan Pakistan, Hindistan’ın silahlı tecavüzüne ve istilâsına uğramış, bu harbin kaderini Amerika, Sovyetler ve İngiltere tayin etmişlerdir. Yarın Türkiye bir silahlı tecavüze uğrarsa diğer Cento devletleri –Amerika ve İngiltere hariç– bizim kaderimizde ne kadar söz sahibi olacaklardır?’ (Erol Güngör, Türk Kültürü ve Milliyetçilik, 1978, s. 282)

ulukanal.com / yazının devamı..

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar