Geliri artmayan sektöre ilgi olmaz!

 

Geliri artmayan sektöre ilgi olmaz!

Avrupa Birliği (AB), tarım sektörü çalışanlarının gelir seviyelerinin korunması ve üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların giderilmesi üzerine politikalar geliştirmiş. Yani AB tarım politikalarını "tarımda yüksek gelir" üzerine oturtmuş. Öncelikle tarımda yükseliş, üreticinin gelirini artırmakla gerçekleştirilebilir. Geliri artmayan, sürekli zarar edeceği endişesi içindeki tarım sektörü ülkeye faydalı olamaz.

Tarım, milletlerin ayakta kalabilmesi ve gelecekte varlığını sürdürebilmesi için olmazsa olmaz baş sektör. Geçmişte yüksek teknolojilere sahip birçok millet tarih sahnesinden silinirken tarıma ve toprağa bağlı milletler halen hayatiyetini idâme ettiriyor.

 

Türkiye’de sanayi bugünkü varlığını tarıma borçlu. Cumhuriyetin ilk yıllarında Rusya’ya sanayi kurması karşılığında Akdeniz’in turunçgilleri teklif edildi. Rusya da bu teklifi kabul etti ve ülkemizde ilk ağır sanayinin temelleri tarımın verdiği destekle atılmış oldu.

 

Bugün gıda sanayinde iyi gelişmeler yaşansa da Türkiye’de tarımdaki önemin tam manasıyla anlaşıldığını söyleyemeyiz. Zirâ son 80 yıllık politikalar uluslar arası tarıma dâir uygulamalardan uzak kalırken geleneksellikte ısrar edilmesi ülkeyi istenilen seviyeye ulaştıramamış. Daha sonra Uluslar arası Para Fonu (IMF) politikalarına teslim olan Türkiye, tarımı hep geri planda tutmuş.

 

Gelişmiş ülkelerde sanayi ile birlikte tarımın aynı değerde tutulması belli periyotlarda Türkiye’ye örnek olsa da Avrupa Birliği (AB) uyum politikaları ve ülkedeki yapısal sorunlar sebebiyle tarım uzun yıllar potansiyelinin altında bir kapasite ile yürümek zorunda kalmış. 

 

Son 25 yılda dış rekabete açılan ekonomide imalat sanayi ve hizmetlerin rekabet gücünü artırmak için tarım etkin olarak kullanılmış ancak gıda maddelerinin fiyatta düşük kalması, sanayiye ucuz hammadde tedariki, girdi maliyetlerinin yüksekliği, kârsızlık ve çalışanların ücretlerindeki sorunlar tarımın cazibesini ortadan kaldırmış.

 

İşin özeti; Türkiye’de sanayi gelişirken tarım sektörü sürekli göz ardı edilmiş, kendi haline bırakılmış. Neticede tarımsal nüfus büyük şehirlere göç etmiş, şehirlerde artan nüfusla birlikte yüksek işsizlik sorunu ortaya çıkmış.

sedat-3

Tarım yüksek gelir ile gelişir

 

Avrupa’da tarımın gelişmesinin en büyük sebeplerinden biri, İkinci Dünya Savaşı’nda ülkelerin büyük kıtlıklar yaşamasından alınan dersler. Bugün Avrupa, tarımda çalışanlara efendi gözüyle bakıyor. Biz de de “Köylü milletin efendisidir” denmiş ama lafta kalmış. Avrupa ülkeleri tarımda çalışanların gelir seviyelerini öyle yüksek tutuyor ki şaşırıyorsunuz. Avrupa Birliği (AB), tarım sektörü çalışanlarının gelir seviyelerinin korunması ve üye ülkelerin ulusal tarım politikaları arasındaki farklılıkların giderilmesi üzerine politikalar geliştirmiş. Yani AB  tarım politikalarını “tarımda yüksek gelir” üzerine oturtmuş.

 

AB olayı sözde bırakmamış bu politikayı Roma Anlaşması’nın 3847’nci maddesiyle yasal çerçeveye oturtmuş ve 1962 yılından itibaren de tarımda ortak bir piyasa düzeninin oluşturulması konusunda adım atılmış. 

 

Evet bugün Avrupa ortak tarım politikasıyla; sektörde teknik ilerlemenin özendirilmesi, tarımsal üretimin rasyonelleştirilmesi, üretim faktörlerinin işgücünün optimal kullanımı ve verimliliğin artırılması konusunda kılı kırk yarıyor.

 

Yine tarımsal nüfusun hayat standardının ve bilhassa tarımda çalışanların gelir seviyesinin artırılması yoluyla sektör yüksek seviyede destekleniyor. Bu da tabii ki sektörde istikrar, ürün arzının garanti altına alınması, tarım ürünlerinin tüketicilere uygun fiyatlarla ulaştırılmasını sağlıyor.

Avrupa Birliği söz konusu tarım disiplinini üç temel üzerinde yapılandırıyor… Birincisi tek Pazar ilkesi… AB’ye üye ülkelerde tarım ürünlerinin serbest dolaşımı. Böylece ortak fiyat, istikrarlı döviz kuru ve dış pazarlara karşı ortak koruma ile birlikte rekabet kuralları Avrupa tarımını zirvede tutuyor. İkincisi, AB kendi ürettiği ürünleri öncelikli olarak birlik içinde dolaşımını yapıyor. Böylece AB kendini ithalata karşı koruyor. İhracatı ise yüksek sübvanselerle destekliyor. Üçüncü ilke mali sorumluluk… Birlik ülkeleri tarım harcamalarını ortaklaşa üstleniyor.

sedat-2

Radikal kararlar alınmalı

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği ile başlattığı Gümrük Birliği çalışması tam anlamıyla üye ülkelerin elde ettikleri avantajları sağlamıyor. Belki daha geniş çerçevede avantajları ve dezavantajlarıyla masaya yatırılması gereken AB ile yaptığımız Gümrük Birliği anlaşması Türkiye’de daha etkin tarım politikalarının yapılması gereğini ortaya çıkarmış ama anlaşma şartlarına gerek Avrupa engelleri ve gerekse yurt içi sorunlar sebebiyle tam anlamıyla hayata geçirilememiş. Türkiye ekonomik bir büyüme gerçekleştirmek istiyorsa başta tarımda radikal, planlı ve etkin bir tarım politikasına geçmesi gerekiyor. Hemen bunların ardından yapılacak iş, markalaşmış ve katma değeri yüksek tarımsal ürünler üretmek. Sonuçta sanayi ile tarımı başa baş getirerek ihracatta tarımın payını artırarak Türkiye gelişmiş ülkeler sınıfına en kısa sürede ulaşacak.

 

 İşte bu realite ise öncelikle tarımda üreticinin gelirini artırmakla gerçekleştirilebilir. Geliri artmayan, sürekli zarar edeceği endişesiyle çalışan bir tarım sektörü ülkeye faydalı olamaz. Kırsal kesimin hayat standardını iyileştirmek, gelir dağılımında adaleti tesis etmek, rekabeti yüksek tarım ürünü yetiştirmek, ürün girdi maliyetlerini düşürmek, etkin ve iyi tohum geliştirmek, modern üretim tekniklerine ve mevsim şartlarına uygun üretim yaparak ürün kaybını en aza indirmek, soğuk hava depoları ve benzeri fiziki mekanları oluşturmak, lojistik ve ulaştırmada çağı yakalamak, üretici ile tüketici arasındaki tedarik zincirini kısaltmak, fahiş fiyatlara engel olmak, tüketiciyi fiyat artışlarına karşı korumak, ihracatı önceleyip ithalatı azaltmak da yine tarım sektörünü ayağa kaldıracak uygulamalar.

sedat-1

Gıda fiyatları niçin yüksek?

 

Peki devlet bir şey yapmayacak mı? Elbette devletin çiftçiye verilecek teşvik, hibe ve destekler çok önemli. Zirâ tarım devletin en fazla müdahale etmesi gereken bir sektör. Eğer Türkiye söz konusu politikaları uygulayamazsa gıda fiyatlarının önünü alamaz, enflasyonu da tek haneli rakamlara çekemeyiz. Çektik gibi görünsek de bu suni olur. Daha tam manasıyla Avrupa’ya kıyasla et fiyatlarını dengeleyemedik. Patates, soğan, limon ve patlıcan gibi halkın çok kullandığı ürünlerde arz ve talep oluşturmayı öğrenemedik. Hem üretici, hem tüketici mağduriyeti devam edip gidiyor. Tabii ki bu da enflasyonu tetikleyen en önemli unsur.

 

Bakınız son yüzde 11,84’lük Aralık ayı enflasyon verilerinde gıda fiyatları enflasyonu yüzde 10,89 olarak gerçekleşti. İlginç olan nokta ise Aralık ayında fiyatı en fazla artan 20 ürünün tamamı gıda ürünü. Yüzde 30,76 ile patlıcan zam şampiyonu. Kuru soğan yüzde 25, domates yüzde 17, salatalık yüzde 14,8, kabak yüzde 14,4, nar yüzde 13,2, sivri biber yüzde 12,4, mercimek yüzde 9,5, yumurta yüzde 9,3, mandalina yüzde 9,18, kaşar peyniri yüzde 9.

 

Aralık ayında gıda ürünlerinde yaşanan bu tablo dahi tarım politikalarındaki aksaklık ve noksanlıkları gün yüzüne çıkarıyor. Söz konusu ürünler masaya yatırılsa ayrı ayrı incelense dahi tarım politikaları yeniden ihdas edilebilir.

 

Üretici ile tezgah arasındaki fiyat farkının yüzde 500’leri bulduğu bir ortamda gıda güvenliğinden nasıl bahsedilebilir, diye düşünüyorum.

sedat-4

Reel büyümenin yolu

 

Bugün tarımdaki nüfusun sanayide yoğunlaşması büyük kentsel problemleri doğuruyor. Kırsal alandaki işgücünü kentlere yönlendirmek elbette gerçekçi ve yararlı politikalar değil. Diğer taraftan ülkedeki üretim faktörlerinin iyi analiz edilmesi de büyümenin ana argümanlarından olduğu unutulmamalı.

 

Türkiye bugün ekilebilir ve sulanabilir alanlar açısından bölgesel ve küresel olarak öne çıkan ülkeler arasında. Tarım potansiyeli oldukça yüksek. Türkiye büyüyecekse sanayinin yanında tarımın da eşit değerde ele alınması gerekiyor. Dolayısıyla ülkenin üretim faktör yapısını görmeden büyüme stratejilerini sağlıklı bir şekilde oluşturmak zor.

 

Ekonomi; her sektörde yetersizliği ortadan kaldırarak öncelikle atıl bir nüfus oluşturmamalı ki büyümesi tüketime dayalı olmasın. Ülkedeki her birey üretime dâhil edilebilirse işte o zaman reel büyümeden bahsedebiliriz.

 

Birçok teşvik ve desteklemelere rağmen tarımda sorunlar 2020 yılında da süreceğe benziyor. Elinde yüksek imkanlar olmasına karşılık tarımda maliyet artırıcı unsurların çözülememesi, girdi maliyetlerin yüksek olması, tarım arazilerinin parçalı ve dağınık yapısı, sulanabilir tarım arazilerinin azlığı, üretimde verim ve kalitenin düşüklüğü, çiftçi eğitimi ve uygulamalarının yetersizliği, tarla ile tezgah arasındaki yüksek fiyat farkı, ihracat ve ithalat politikalarında halen dengenin oluşturulamaması tarım sektöründe dezavantajlar olarak gözleniyor.

 

Türk tarımının iki avantajı var… Onlar da; yüksek tarım potansiyeli ve kırsalda kalmayı sürdüren az miktardaki tarım nüfusu.

Dolayısıyla ekonomideki sorunların çözümü ve yüksek işsizlikten kurtulmanın yolu; Türkiye’nin tarım ile sanayiyi aynı kefede ele alıp yeni politikalar oluşturmasından geçiyor.

sedat-5

Tarım dijitalleşmede nerede?

 

Son yıllarda savunma sanayinde ciddi ataklar yapan Türkiye’nin, savunmaya verdiği değer kadar tarıma da ağırlık vermesi gerekiyor. Ülkenin orta ve uzun vadeli tarım politikalarına ve reformlara ihtiyacı olduğu kesin. Üstü açık fabrika olarak bilinen tarıma acil müdahale gerekiyor.

 

Pek çok gelişmiş ülke sanayi ile birlikte tarımda son derece yüksek üretici ve rekabetçi. Hollanda ve Almanya bile bu konuda bize örnek olabilecek iki ülke. Hollanda’nın sadece tarım ihracatı 100 milyar dolar. Gıda endüstrisinin büyüklüğü ise 85 milyar dolar. Almanya’nın tarımda kendine yeterlilik oranı yüzde 75. ABD, Avustralya, Fransa, İtalya ve diğer gelişmiş ülkeler hep tarımı baş tacı yapıyor. Tarımda potansiyel olarak Hollanda, Almanya ve birçok gelişmiş ülkeden kat kat üstün olan Türkiye yılda 18 milyar dolarlık tarım ihracatını güç bela gerçekleştirebiliyor.

 

Kalkınma ve büyümede tarımın mutlaka sanayi ile bağlarını kuvvetlendirmek gerekiyor. Sanayi veya diğer sektörleri öne çıkarıp tarıma üvey evlat muamelesi yapılmamalı. Tarımda büyürsek sanayi daha sağlıklı çalışır ve genişleme fırsatı bulur. Bugün çok uluslu şirketlerin niçin tarım sektöründe faaliyet gösterdiğini anlamak zor değil.

 

Tarımı büyütelim demek tabii sözle olmuyor. Tarımsal faaliyetlerimizi büyük ölçekli uzman tarım işletmeleriyle yapabiliyor muyuz, tarımı orta ve küçük işletmelere kadar indirme kabiliyetimiz var mı? Sürekli değişen ve gelişme gösteren piyasa şartlarında işletmeler ne kadar profesyonel ve planlı çalışıyor, rasyonel kararlar alabiliyor? Tarımsal Ar-Ge’de ne yapıyoruz, bu alana ne kadar yatırım yapıyoruz? Teknolojide sektörlerin dijitalleşmesinden bahsediyoruz… Tarım sektörü dijitalleşmenin neresinde? Üretim sürecinde tohum, makine, tarımsal alet, makine kullanımı, ücret politikaları, kâr-zarar hesabı sağlıklı yapılabiliyor mu?

sedat-6

Tarımın üç temel sorunu

 

Türkiye’nin gıda fiyatlarında dünya fiyatlarının üzerinde olmasının nedenleri var. Bunlardan ilki enerji ve tarımsal girdi maliyetleri. İkincisi ise spekülasyon ve denetimsizlik. Üçüncüsü ise üretici ve tezgah arasında belirsizlik oluşturan tedarik zinciri.

 

Türkiye’de dünyaya göre gıda ürünlerinin pahalı olmasının ana sebepleri bunlar. İç ve dış risklere açık olan Türkiye’de döviz ve faizlere bağlı olarak birçok ürüne olmadık zamlar gelebiliyor. Özellikle riskleri fırsat bilip fiyatları yüksek tutanların yaptıkları yanına kâr kalıyor.

 

Maalesef tarımda henüz bu sorunları aşabilmiş değiliz. Sorunların çözümlerine yönelik kısa süreli ve devamı gelmeyen müdahaleler ise çözümden çok çözümsüzlüğü beraberinde getiriyor. Orta ve uzun vadeli tarım politikalarına geçilmeden ve tarımı komple yeniden dizayn etmeden söz konusu iyileşmelerin gerçekleşmesi zor ihtimal.

 

Ama artan jeopolitik riskler de gösteriyor ki özellikle tarımda elimizi daha çabuk tutmamız ve politikalarımızı yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Tarımsal üretimi ve ihracat pazarımızı çeşitlendirmezsek, katma değerli ürünlere geçemezsek, üretim maliyetlerimizi düşüremezsek, Ar-Ge yatırımlarımızı artıramazsak ve her üründe rekabetçi olamazsak, pazarlamada yeni metotlara başvuramazsak rekolte ne kadar yüksek olursa olsun  gelecekte sıkıntı ve sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz. Rusya ve Irak ile yaşanan ihracat sorunları gösteriyor ki, üretim odaklı bir sistem içinde sıkışıp kalmışız.

 

Arz-talep dengesizlikleri sebebiyle yaşanan fiyat oynaklıkları, tamamen üreticinin tercihine bırakılmış, regülasyonun olmadığı, plansız üretimi yapıldığı, serbest piyasa mantığına terk edilmiş bir tarım piyasası sağlıklı bir ortamı oluşturamaz. Dolayısıyla üreticinin kazanamadığı, tüketicinin mağdur olduğu böyle ortamda oldukça fazla yapılacak iş olduğu gözleniyor.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar