Selami Kaytancı

Selami Kaytancı

Kösele Taşı Operasyonu!..

Türkiye, 24 Haziran’da bir erken seçime gidiyor. Dinimiz, devletimiz, vatanımız, milletimiz için ve de tüm Ümmeti Muhammet için hayırlara vesile olsun İnşallah!..

SİYASETİ, MİLLETE HİZMET ÜRETMEK İÇİN DEĞİL DE TAYYİP'İ YIKMAK İÇİN YAPANLAR, YIKILMAYA MAHKUMDUR!..

Bu gidişle, “EBEDİ MUHALEFET” olmaktan kurtulamayacak CHP ve CHP’lilerin, bu ülke insanının bir derdine derman olacak, millete hayırlı bir hizmet getirecek bir projesini duydunuz gördünüz mü bu ülkede?!.. Onların tek dertleri var: “ERDOĞAN GİTSİN!..” Evet, yeter ki Erdoğan gitsin, isterse ülke batsın!.. Ortaya koydukları argümanlar, “hırsız Tayyip, diktatör Tayyip!..”ten, “Ülkede ne varsa sattı!..”dan başka bir şey değil!.. Temcit pilavı gibi, aktar dönder söyledikleri şey, üç cümleyi geçmiyor!..

Kırk yıllık bir arkadaşım var… Evlerinde Halk tv ve Fox tv’den başka kanal açılmaz; Sözcü ve Cumhuriyet’ten başka da gazete girmez!.. Tüm kültürleri bu ne yazık ki!.. Ona, “Bak dostum, yetmiş iki düvel, Tayyip’in can düşmanı!.. Ellerinden gelse, bir kaşık suda boğacaklar!.. 17/25 Aralık’tan önce, Türk yargısı tepeden tırnağa FETÖ’nün kontrolündeydi. Ordu, emniyet ve MİT’in her köşe taşı FETÖ’cülerin elindeydi. Tayyip’in makamına, çalışma ofislerine, hatta yatak odasına bile böcek yerleştirecek imkan ve kabiliyete sahiptiler.  Şayet Tayyip’in toplu iğne başı kadar bir hırsızlığı, arsızlığı, ahlaksızlığı olsaydı, tıpkı Baykal’a, tıpkı MHP’li vekillere yaptıkları gibi, onun yüz mislini yapar Tayyip’i bir kaşık suda boğuverirlerdi!..” diye kırk defa anlattım belki. Ama benim her anlatışımdan sonra bana yine  “gemicik, ayakkabı kutusu, hırsız Tayyip, diktatör Tayyip..” mesajları gönderdi.

Çalıştığım bir dershanenin bir patronu vardı. Fikren pek uyuşmasak da, idarecilik yeteneğini takdir ettiğim başarılı bir insandı. Bir sözü çok hoşuma gider, çok takdir ederdim. Öğretmenler kurulu toplantılarında, öğretmenler çeşitli şikayetler, yakınmalar ortaya koyarlardı. Patron: “Bana şikayet getirmeyin; çözüm getirin!.. Şikayet ettiğiniz şeyleri ben de biliyorum; siz bana çözüm getirin!..” derdi.

“Kardeşim, millet bize muhalefet görevi verdi; bu hükumet dünyanın en güzel işini de yapsa, biz ona karşı çıkarız!..” mantığı, CHP ve CHP’lileri “ebedi muhalefet” kılmaya yetip de artacak bile. Siz bu millete hizmet üretecek bir çalışma içinde olmazsanız, ülke hayrına bir proje üretemezseniz, akıbetiniz bundan başkası olmayacaktır!..

“Geçti Bor’un pazarı, sür eşeğini Niğde’ye!..” Geçmişi geri getiremezsiniz; ama ben size gelecekte ebedi muhalefetten kurtulmanız için bazı tüyolar vereyim!.. Her şeye karşı çıktınız, istemezük takıldınız!.. Yola, köprüye hayır, havaalanına hayır, hastaneye hayır, özelleştirmeye hayır!.. Her şeye “hayır” dediniz. Bu hayırlar size hayır getirmedi; çünkü çözüm üretmediniz, boş beleş muhalefet yaptınız.

Mesela, “Köprüye hayır!..” dediniz. Oysa, ben sizin yerinizde olsaydım, “İstanbul’un bir değil, belki de beş köprüye ihtiyacı vardır; ancak köprü yapılırken uygulanacak yöntem, milletin hayrına olmalı, milletin geleceğine ipotek koymamalı, Deli Dumrul köprüsüne dönüşmemeli!..” derdim. Ve de çözüm yolları, yöntemleri, projeleri sıralardım.

Osman Gazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri, “yap – işlet – devret” yöntemi ile, birtakım konsorsiyumlara yaptırıldı. Bu köprüler, bu konsorsiyumlar  tarafından 13 – 14 milyar dolar civarında bir paraya yapıldı.  Bu köprülerden gönüllü – gönülsüz geçecek sen, ben herkes, hatta bizim torunlarımız, bu parayı şu kadar senede bu adamlara ödeyeceğiz.

Eğer bu köprüler milli bütçeden ihale yolu ile yapılsaydı, her biri 4 – 5 milyar dolar civarında bir paraya mal olacaktı. Diyelim ki, hazinenin bunu karşılayacak gücü yok. O zaman bir şirket kurulup “Köprü Tahvili” veya  “Hisse Senedi” çıkartılıp halk buna ortak edilebilir, bu paralar halk ortak edilerek halktan toplanabilirdi. Böylece hem daha ucuza mal edilir, hem geçiş ücretleri Deli Dumrul köprüsü gibi olmaz hem de milletin kendisi olan belki de milyonlarca kişi, kâra ortak olurdu.

Ben iktisatçı da ekonomist de değilim; ama bu yöntem bana mantıklı geliyor. Siz bunun gibi, bundan daha güzel bir proje üretip halkın karşısına çıkabilirdiniz. Bu kadirşinas halk da “KOYUN” olmadığını gösterir, sizi takdir eder, sizi bu müzmin muhalefet olmaktan kurtarırdı. Bu yöntem  “Şehir Hastaneleri” için veya başka büyük yatırımlar için de geçerli olabilir mesela… Ama siz bu tür millet hayrına, ülke faydasına olabilecek projeler üretmek yerine, istemezükçü slogan muhalefetini tercih ettiniz, Türkiye düşmanlarıyla kol kola, ülkenin geleceğine, gelişimine takoz oldunuz; millet de sizi ebedi muhalefete mahkum etti.

Bir diğer önemli konu: Bir hafta on gün önce, bütün dünya, yürekler ağızlarda, Üçüncü Dünya Savaşı kâbusu görüyordu. Patagonya’daki adam bile bu endişe ile korkulu rüyalar görürken, savaş, bizim kapımızda, burnumuzun dibinde bile değil, kalbimizde yaşanacaktı. Hedefin ucunda, en başta ülkemiz vardı.

Daha dün, Afrin’de tüm dünyayı şaşkınlığa, hayret ve kıskançlığa sürükleyen bir savaş ve zafer kazandık. Orada yalnız PKK ile değil, tüm dünya ile savaştık. Tehdit geçti mi?!.. Hayır!.. ABD’si AB’si neredeyse tüm dünya, Türkiye’nin sırtını yere getirmek için fırsat kolluyor.  Peki, CHP ne yaptı?!.. Afrin harekatına karşı çıktıklarını, engellemek için takla attıklarını, Afrin zaferini küçümsediklerini falan unutalım; bu kadar tehdit ve tehlike ortadayken,  türlü provokasyonlara açık bir “OHAL’E HAYIR” kampanyası ile oturma eylemleri başlattılar.

Siz âlemi kör, herkesi kendiniz gibi aptal mı sanıyorsunuz?!.. Ben Türk milletinin sağduyusuna hayranım!.. Türk milleti, bu güne kadar sağduyusu ile çok isabetli kararlara imza atmıştır. Yarın sizin boyunuzun ölçüsünü elinize tutuşturduğunda, siz yine bu milleti “koyun” olmakla, “göbeğini kaşıyan, bidon kafalı kıllı Anadolulu” olmakla, “öküz Anadolulu” olmakla suçlayacaksınız. Girdiği her seçimi kaybetmiş, hiçbir proje üretip halkın karşısına çıkamamış, taraflı tarafsız herkesin dalgasını geçtiği bir liderin, halka hesap vermesini isteyeceğinize, girdiği tüm seçimleri kazanmış, bu kadirşinas milletin teveccühüne mazhar olmuş bir lideri halka hesap vermeye çağırdınız.

İşte şimdi sandık ortaya konuyor. Halk herkesin hesabını görecek, boyunun ölçüsünü verecek!.. Ama ben size bir şey söyleyeyim mi?!.. Hani siz oturma eylemleri başlattınız ya!.. Oturmayı çok seviyorsunuz ya!.. Hani şu “OTURAN BOĞA”ya özendiniz ya!.. Vallahi bu “YÜRÜYEN” hatta “KOŞAN” Tayyip ile Devlet Baba, kafa kafaya, el ele verip sizin altınıza birer kösele taşı koydu. Sizi bu kösele taşına oturtacaklar. Şimdi oturun bakalım bu kösele taşının üzerinde!.. Bu kösele taşı, sizin hazımsızlıktan kaynaklanan tüm mâbad hastalıklarınıza iyi gelecektir!.. Şimdi sürtünün sağa sola!..

BU BİR KÖSELE TAŞI OPERASYONUDUR; kaşınanlar, aşınanlar ve tarihin çöplüğüne taşınanlar, 24 Haziran akşamı belli olacaktır!..

Son bir not: Bu seçime İyi Parti mutlaka girdirilmeli ve olağanüstü şişirilen Meral Abla balonunun gazının ölçüsü de belli olmalıdır. Parti olarak girmesi mümkün olmazsa, Meral Abla, yüz bin imza ile cumhurbaşkanı adayı yapılmalıdır; gerekirse, ben bile imza veririm!.. Hâlâ eski sistemle seçime gidileceğini ya da eski sisteme geri dönülebileceğini zanneden bazı saftiriklerin yüzüne de bir kova buz gibi su serpilmeli, hâlâ da uyanmıyorlarsa, ruhlarına birer fatiha okunmalıdır!..

24 HAZİRAN’DAN SONRA DOST İÇİN DE DÜŞMAN İÇİN DE BAMBAŞKA BİR TÜRKİYE OLACAKTIR!.. HALKIN HAKEMLİĞİ, HER ZAMAN İYİDİR!..

 

Selami Kaytancı

18.04.2018, Adana

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum