Kültürün Ocağı Adana'da Yanıyor

Kültürün Ocağı Adana'da Yanıyor
2021'de başlayan ve bu yıl 26 şehri dolaşan Türkiye Kültür Yolu Festivali, sekiz ay süren yolculuğunu Seyhan'ın kıyısında tamamlıyor. Uzun bir yolun sonunda varılan ev gibi.

turkiye-kultur-yolu-festivali.jpg

Kültürün Ocağı Adana'da Yanıyor

Bazı şehirler yolun üzerindedir, bazıları ise yolun ta kendisi. Adana ikincisinden. Taşköprü'nün kemerlerinden geçen her adım, binlerce yıldır buradan geçmiş kervanların, göçlerin, hasatların izine basar. Seyhan aynı sabırla akar, Çukurova aynı cömertlikle uzanır. Belki de bu yüzden Türkiye Kültür Yolu Festivali'nin bu yılki son durağının Adana olması bir tesadüf gibi durmuyor. Uzun bir yolculuğun sonunda insan nereye döner? Eve, ocağın başına.

7 Kasım'da başlayıp 15 Kasım'a kadar sürecek festivalin programına bakarken gözüm iki isme takıldı: Adana Müze Kompleksi'nde açılacak "Hane" sergisi ve Ramazanoğlu Kültür Merkezi'nde sahnelenecek "Ocak'ta Bahar." Hane ve ocak... Türkçede bu iki kelime aynı sofrayı paylaşır. Ocak hem yılın ilk ayıdır hem de evin yanan ateşi. Bir evin ocağı tütüyorsa orada hayat vardır, bereket vardır, birbirine dokunan insanlar vardır. Kasım'ın serinliğinde, yılın sonunda bir şehrin ocağının bu kadar harlı yanması, festivalin asıl anlamını özetliyor bana kalırsa: Kültür, bir milletin hiç sönmeyen ocağıdır.

festival-1.jpg

Bu ocağın etrafında toplananlara bakın. Hat, tezhip, seramik hat ve dijital eserler aynı çatı altında buluşuyor. Bir kalem ucunun yüzyıllar önce kâğıda bıraktığı sabır ile bugünün ekranlarındaki ışık, aynı hanenin iki odası gibi yan yana duruyor. Hemen yanı başında, İstanbul'un müzelerinden gelen "Osmanlı'nın Mukaddes Emanetleri" ziyaretçisini bekliyor. Emanet kelimesi üzerinde durmak gerek. Emanet, sahibine ait olmayan ama korumakla yükümlü olunan şeydir. Geçmiş de böyledir: Bizim değildir, bize bırakılmıştır. Onu yarına taşıyıp taşımamak ise bizim imtihanımızdır.

Bu imtihanın belki de en dokunaklı sayfası, Tarım Müzesi'nin fuayesinde açılacak küçük bir sergide saklı: "Sunar Kartpostal Koleksiyonu: Çatı Arasından Çıkan Adana Sanayi İzleri." Çatı arası... Her evin unuttuğunu sandığı ama aslında sakladığı yer. Tozlu sandıklar, sararmış zarflar, kimsenin artık okumadığı satırlar. Oysa bir şehrin hafızası çoğu zaman meydanlarda değil, tam da oralarda, çatı aralarında yaşar. Pamuğun beyaz bir deniz gibi ovayı kapladığı yıllar, fabrika bacalarından yükselen dumanın bir gelecek vaadi olduğu zamanlar, o kartpostallarla yeniden gün ışığına çıkıyor. Bir şehir, kendi çatı arasını açmaya cesaret ettiğinde kendini yeniden tanır.

Tanımak demişken, Çukurova'yı dünyaya en güzel tanıtan kalemi anmadan geçmek olmaz. Yaşar Kemal'in toprağı, dikeni, sıcağı ve insanı anlattığı o büyük destanların adını taşıyan kültür merkezinde, bu festivalde çocuklar ağırlanacak. Alman yazarların eserlerinde "Arı Maya" uçacak, "Bremen Mızıkacıları" çalacak, "Küçük Ejderha Lili" kanat açacak. Ne güzel bir rastlantı: Bir zamanlar Çukurova'nın acısını ve umudunu yazan bir ustanın çatısı altında, şimdi çocuklar ilk kez bir sahnenin büyüsüyle tanışacak. Belki o salonlardan birinde, perdenin kapanışını izleyen bir çocuğun gözlerinde, yarının yazarı ya da sanatçısı ilk kıvılcımını alacak. Ocak dediğimiz şey de zaten böyle bir kıvılcımdan başlar.

Festivalin bir başka günü ise ayrı bir ağırlık taşıyor: 10 Kasım. Merkez Park'ta Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, "Atatürk'ün Sevdiği Şarkılar ve Aryalar" ile bir milletin hüznünü ezgiye dönüştürecek. Yasın sessizlikle değil müzikle anılması, onun sanata ve geleceğe duyduğu inancın en yerinde karşılığıdır. Aynı park, başka akşamlarda Ahmet Şafak'tan Murat Boz'a, Simge'den Demet Akalın'a uzanan seslerle coşacak. Bir şehrin aynı meydanda hem anabilmesi hem coşabilmesi, onun ruhunun genişliğini gösterir. Adana da öyle bir şehirdir; hüznü de neşesi gibi yüksek sesle yaşar.

dr-cetin.jpg

Ve elbette sofra. Adana'dan söz edip sofrayı anmamak, bir türküyü nakaratsız söylemek gibidir. Festivalde kente özgü lezzetler, aralarında tescilli tatlar da olmak üzere misafirlerle buluşacak. Ama Adana'da yemek, yalnızca karın doyurmak değildir. Paylaşmaktır, ağırlamaktır, "bir lokma daha" ısrarının içine saklanmış sevgidir. Ocağın en sıcak hâli, sofrada kendini gösterir.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bu yılki finali Adana'nın tarihi mirasını ve zengin gastronomi kültürünü öne çıkararak yapacaklarını söylüyor. Vali Mustafa Yavuz ise Adana'yı "festivaller şehri" olarak tarif ediyor. İkisi de haklı. Ancak bence bu festivali asıl değerli kılan, bir şehrin kendine dönüp bakmasına imkân vermesi. 23 noktada 252 etkinlik, rakam olarak etkileyici. Ama asıl mesele sayılar değil. Bir annenin çocuğunun elinden tutup müzeye götürmesi, bir gencin ilk kez bir hat levhasının önünde durup harflerin nasıl nefes aldığını fark etmesi, yaşlı bir Adanalının çatı arasından çıkan bir kartpostalda kendi gençliğini görmesi... İşte festival, bu küçük karşılaşmaların toplamıdır.

2021'de başlayan ve bu yıl 26 şehri dolaşan Türkiye Kültür Yolu Festivali, sekiz ay süren yolculuğunu Seyhan'ın kıyısında tamamlıyor. Uzun bir yolun sonunda varılan ev gibi. Kasım'da bahar olur mu, diye soranlara Adana'nın cevabı hazır: Ocağı yanan yerde mevsim hep bahardır.

Kültür, bir milletin sönmeyen ocağıdır. Bu Kasım, o ocak Seyhan'ın kıyısında yanıyor.

Kaynak:Adanapost

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.