Mehmet Yürekli
Bir Kentin Sesi, Bir Gazetenin Nefesi

Bir Kentin Sesi, Bir Gazetenin Nefesi
Bir kentin sesi nereden yükselir? Minarelerden, fabrika düdüklerinden, çarşının uğultusundan diyebilirsiniz. Ama o sesi kayda geçiren, yarına taşıyan, gerektiğinde bir haksızlığı manşete çıkaran başka bir şey daha vardır: yerel gazete. Sabahın ilk ışığında mürekkep kokusuyla dağıtılan, bugün ise bir ekranın köşesinde yanıp sönen o mütevazı sayfalar, aslında bir şehrin hafızasıdır.
Çukurova Gazeteciler Cemiyeti yönetiminin, Adana Ticaret Odası Başkanlığına yeni seçilen Mehmet Şahbaz’a yaptığı ziyaret de tam olarak bu hafızaya dair bir hatırlatmaydı. Kurtul Çakın başkanlığındaki heyette Başkan Vekili Temel Eren, başkan yardımcıları Bekir Karakoca ve Tevfik Dinçkalmış, Genel Sekreter Hüseyin Sungur, Yönetim Kurulu Üyesi ve TSYD Adana Şube Başkanı Engin Kanber ile ÇGC üyesi Veysel Aslan vardı. ATO tarafında ise Başkan Şahbaz’ın yanında Yönetim Kurulu Üyesi ve RATEM Başkanı Vedat Gündoğan yer aldı. Kâğıt üzerinde bir “hayırlı olsun” ziyaretiydi bu. Oysa masaya konan, bir tebrik çiçeğinden çok daha ağırdı.
- Yerel basının önemi
- Basının Yaygın Ve Ulusalı
- Güçsüz Yerel Basında İyi Gazeteciler Var
- Demokrasilerde Yerel Basının Önemi
- Yerel Basını Güçlendirmek
- Yerel gazetecilik ölmez
- Yerel basında da gazeteci yedi canlıdır
- Ova Ekin Dostları’ndan Adanapost’a 40 Yıllık Yayıncılık
- Gazeteci olmanın kıymetini bilmek lazım
- İyi yerel gazete nasıl çıkarılır?
- İletişim Hakkı ve Kötüye Kullanılması
- Adanapost, siyasal katılım ve yerel basının rolü
Çakın’ın söyledikleri, yerel basının yıllardır içinden geçtiği daralmanın özetiydi: Kâğıt, baskı, dağıtım ve personel maliyetleri yükseldikçe reklam gelirleri eriyor; gazetecilik bir meslek olmaktan çıkıp bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Çağrı açıktı: Reklam ve abonelikte iyileştirme şart. Ve ziyaretin bütün anlamını taşıyan bir cümle vardı: “Yerel basın ayakta kalmazsa, Adana’nın sesi de zayıflar.”
Bu cümleyi bir sektör temsilcisinin talebi olarak okumak kolaydır. Ama biraz geriye bakınca, meselenin bir sektörün değil, bir ülkenin hikâyesi olduğu görülür.
Yerel basının bu topraklarda Milli Mücadele yıllarına uzanan fedakâr, vatansever, övünç verici bir geçmişi var. Anadolu’nun dört bir yanında imkânsızlıklar içinde çıkarılan gazeteler, Bâb-ı Âli’nin karşısında halkın sesi oldu. Elbette o dönemde de bu niteliği taşımayan birkaç gazete tarihe geçti; ama onlar, yerel basının göğsündeki şeref madalyasını söküp alamadı.
Ne var ki o şanlı geçmiş, bugünün faturalarını ödemiyor. Birkaç büyük kentin dışında, yeterli sermayeye sahip yerel medya kuruluşu neredeyse yok. Gazetelerin çoğu matbaa işletmeciliği ve resmi ilan gelirleriyle ayakta durmaya çabalıyor; kadrolar dar, teknik donanım sınırlı. Pek çok muhabir geçimini sağlamak için ikinci bir iş yapıyor. Büyük yayın gruplarının ajansları taşradaki muhabire ihtiyaç bırakmıyor; bıraktığında da merkezdeki meslektaşına verilenin yanına yaklaşmayan bir ücret öneriyor. Bu çifte standart, gazetecinin bağımsızlığını da tarafsızlığını da sessizce kemiriyor. Yerel basın, adeta gönüllülükle, fedakârlıkla yürütülen bir kamu görevine dönüşmüş durumda.
Bu karanlık tabloda bir ışık da yandı elbette: İnternet. Küçük bütçelerle, dar kadrolarla yayın yapma imkânı sunan haber portalları, sosyal medyanın hızıyla birleşince yerel basının imdadına Hızır gibi yetişti. Kaynağa yakınlık ile editoryal özerklik bir araya geldiğinde, yerel basın yer yer ulusal basını denetleyen bir rol bile üstlenebildi. Ama teknoloji yolu kısaltır, yolun kendisini döşemez. Ekranda yayın yapan gazetecinin de kirası ödenecek, ekmeği alınacak, haberin peşine düşerken kimseye minnet etmeyecek.
İşte tam burada iş dünyasına bir sorumluluk düşüyor. Bu sorumluluk bir lütuf ya da hatır meselesi değil. İş dünyası kişisel bir çıkar beklemeksizin, saydam ve meşru yollardan, ilan vererek, abone olarak yerel basının yanında durmalı. Çünkü güçlü bir yerel basın; kentin tanıtımı, şeffaf bir yatırım iklimi ve denetlenen bir yönetim demektir. Bir kentin ticaret odası ile gazeteciler cemiyeti, aynı şehrin iki ayrı kapısı değil, aynı evin iki odasıdır.
Madalyonun öbür yüzü de unutulmamalı: Destek bekleyen gazete, gazete niteliğini taşımalı. Yerel basında çalışanlar ne gazetecilikten ne de meslek ahlâkından ödün vermeli. Desteğin karşılığı övgü değil doğru haber, dalkavukluk değil dürüstlüktür. Aksi hâlde verilen her ilan, basını güçlendirmek yerine teslim alır.
ÇGC’nin gündeme getirdiği basın protokol listesinin güncellenmesi önerisi de bu açıdan küçük ama anlamlı bir adım. Kurumlar arası iletişimi düzene sokmak, gazeteciyi kapı önünde bekleyen değil, masada yeri olan bir muhatap hâline getirmek demek. Başkan Şahbaz’ın ziyareti memnuniyetle karşılaması umut verici bir başlangıç. Ama başlangıçlar, ancak sürdürüldüğünde anlam kazanır.
Demokrasi yalnızca başkentlerdeki kürsülerde değil, bir ilçenin belediye meclisinde, bir mahallenin kaldırımında, bir köy yolunun çukurunda yaşar. Onu ülkenin kılcal damarlarına kadar taşıyan en etkili araç da yerel basındır. Yerel basın zayıfladığında halkın haber alma hakkı daralır, düşünce özgürlüğü sesini yitirir, yönetimi denetleyecek göz kapanır.
O yüzden Çakın’ın cümlesini bir kez daha, bu kez altını çizerek okumak gerekiyor: Yerel basın ayakta kalmazsa, Adana’nın sesi de zayıflar. Bir kentin sesi kısılmaya başladığında, bunu en son fark eden çoğu zaman o kentin kendisidir.
Tek çare var: Yerel basını güçlendirmek.
Mehmet Yürekli
Adana, 4 Kasım 2026

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.