Mustafa Kemal’in "Askerleri" mi?

Mustafa Kemal’in "Askerleri" mi?


"Benim naçiz bedenim elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır."

— Mustafa Kemal Atatürk

Peki, onun izinden gittiğini iddia eden bir kısım sol ve Kemalist zihniyet ne yapıyor? İlim, bilim ve insan yetiştirmekten ziyade slogan atıyor: "Mustafa Kemal’in askerleriyiz." Kime karşı? Müslümanlara karşı...

Malumunuz, ülkemizde toplum ordumuzu "Peygamber ocağı" olarak nitelendirir. Asker kavramı doğası gereği hem savunmayı ve caydırıcı bir gücü temsil eder hem de milli ve manevi kutsallara derin bir saygıyı bünyesinde barındırır. Asker, düşmana karşı konumlanır ve daima teyakkuzdadır.

Kendini sol veya Kemalist çizgide tanımlayan bu kitle ise her eylem ve söyleminde "Mustafa Kemal’in askerleriyiz" ifadesini bir slogan olarak benimsemektedir. Sivil yaşamda ısrarla kullanılan bu "askerlik" ve "savaşçılık" vurgusu, haklı olarak şu soruyu gündeme getirmektedir: Bu söylem, kimlere karşı bir savaş imasını barındırmaktadır?

Maalesef bunlar, Batı’dan medet uman ve bu ülkenin öz evlatlarına karşı konumlanan marjinal bir kitledir.
İşte bu zihniyetin kodlarını ve arkasındaki sosyo-politik olumsuzlukları Ufuk Uras, sosyal medyada yaptığı paylaşımda oldukça isabetli bir ironiyle ele almıştır. Uras'ın, "Mustafa Kemal’in fizikçisiyiz, kimyacısıyız, biyoloğuyuz, astronotuyuz, yazılımcısıyız, mühendisiyiz, arkeoloğuyiz, iklim bilimcisiyiz" diyen kesimlerin yok denecek kadar az olduğuna dair tespiti; kamusal alanda bilimsel ve toplumsal üretimden ziyade hamasi ve militer bir üslubun nasıl egemen kılındığını gözler önüne sermektedir.

Günümüzün bilgi, teknoloji ve yapay zekâ çağında; genç nesilleri bilim, teknoloji, sanat, spor ve tıp gibi evrensel alanlarda donanımlı bireyler olarak yetiştirmek yerine kimlik siyasetinin ve sloganik aidiyetlerin içine hapseden yaklaşımlar, ülkenin kalkınma potansiyelini zedelemektedir. Sivil toplum dinamiklerinin sürekli olarak militer bir aidiyetle tanımlanması, toplumsal barışı zedeleyen ve farklı yaşam tarzlarını ötekileştiren bir kutuplaşma üretmektedir.

Özellikle muhafazakâr ve dindar kesimlerin yaşam biçimini hedef alan veya bu kesimleri potansiyel bir tehdit olarak konumlandıran bu söylemler, toplumsal entegrasyonu engellemektedir.

Ayrıca, her 10 Kasım’da Mustafa Kemal’i Kuran okumadan, dua etmeden, yalnızca sirenler ve saygı duruşu ile ananların; Diyanet’e ve cami cemaatine veryansın ederek "Neden hutbe irad edilmedi, neden Kuran okunmadı, dua edilmedi?" demesi düşündürücüdür. Kendilerinin yapmadığı ibadetleri Müslümanlara dayatmak hadsizlik değil de nedir?

Bu indirgemeci ve dışlayıcı yaklaşım yalnızca seküler çevrelerle sınırlı olmayıp, milliyetçi-muhafazakâr kesim içinde de benzer tezahürler bulabilmektedir. Oysa tarihi perspektiften bakıldığında, bu toprakların insanlarının kökleri ortaktır. Birkaç kuşak geriye gidildiğinde görülecektir ki, bugün farklı ideolojik kamplarda birbirine mesafeli duran kitlelerin ataları bu vatanın bağımsızlığı ve manevi değerleri için omuz omuza mücadele etmiştir.

Anadolu’nun kadim kültürü; vatan sevgisini, dini ve ahlaki hassasiyetleri ortak bir payda olarak benimsemiştir. Dolayısıyla, vatan savunması gibi kutsal kavramların günlük siyasi tartışmaların ve ideolojik ayrışmaların mezesi yapılması kabul edilemez.

Dünyanın jeopolitik bir ateş çemberinden geçtiği, küresel risklerin ve olası kriz senaryolarının arttığı bir dönemde Türkiye’nin iç cephesini sağlam tutması hayati bir zorunluluktur. Geçmişte sağ-sol çatışmaları ve terörle mücadele sürecinde ülkemiz çok büyük bedeller ödemiştir. Trilyonlarca doların ve on binlerce canın feda edildiği bu acı tecrübeler ışığında, artık ideolojik önyargıları ve kronik kavgaları geride bırakmanın zamanı gelmiştir.

“Terörsüz Türkiye" hedefiyle oluşturulan yeni yol haritaları ve stratejik vizyon; toplumsal barışın ve entelektüel akıl birliğinin en üst düzeyde sağlanmasını gerektirmektedir.

Her birey kendi alanında sorumluluğunun bilinciyle hareket etmelidir. Sivil siyaset ve kamusal alan militarist veya tehditkâr sloganlardan arındırılmalı; liyakat, üretim ve hukukun üstünlüğü temel alınmalıdır. Hiçbir kesim bir diğerine karşı üstünlük taslamamalı, "asker" veya "muhafız" edasıyla toplumsal mühendisliğe soyunmamalıdır. Askerler kışlasında vatanı korurken, siviller de haddini bilerek hukuki ve akademik zemin üzerinde ortak bir gelecek inşa etmelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Eraslan Arşivi