7 Ekim ve Savaş Ahlakı

img-1851.jpeg

7 Ekim ve Savaş Ahlakı

İsrail yıllardır sürekli bir gerekçe ve bahane üreterek Filistin halkına terör estirmektedir: Sırtındaki çantadan şüphelenip yolda yürüyen bir öğrenciyi vurmak, ardından evlere baskın düzenleyip aileleri bombalamak, hıncını alamayıp evleri yıkmak ve karşı çıkan binlerce suçsuz insanı zindanlara doldurmak bu yapının rutin uygulamaları haline gelmiştir.

Dolayısıyla Hamas’ın İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği operasyon ile İsrail’in ardından başlattığı katliamlar kesinlikle kıyaslanamaz. Çünkü 7 Ekim öncesinden başlayarak günümüzde de devam eden ırkçı, işgalci ve soykırımcı politikaları yürüten terör zihniyeti ile vatanını savunan Gazze halkı ve Hamas aynı ahlaki anlayışa sahip değildir.

Bugün tüm insanlık bu zulmü, soykırımı ve Siyonist zihniyeti çok daha yakından tanıyor. Tüm dünya artık Filistin diye bir yerin varlığını, Gazze’deki onurlu direnişi ve bu direnişin mensuplarını gayet iyi biliyor. En önemlisi de savaşın bile bir ahlakı olduğunu canlı yayında gördüler.

Hamas, dünyaya İslam’ın savaşa dair bakış açısını ve ahlaki sınırlarını net bir mesajla gösterdi. Esir takası sırasında bazı İsrailli rehinelerin Hamas üyelerine el salladığı, el sıkıştığı, hatta bir esirin bir Hamas savaşçısını alnından öptüğü anlara ait görüntüler basında ve sosyal medyada geniş yer buldu.

İsrailli askeri analistler, kameralar önünde gerçekleşen bu sahnelerin bir propaganda ve imaj yönetimi olduğunu iddia etseler de durumun insani boyutu ortadaydı. Nitekim serbest bırakılan bazı İsrailli esirler de yaptıkları açıklamalarda kendilerine işkence yapılmadığını, iyi davranıldığını, yeme-içme ve hatta banyo gibi insani ihtiyaçlarının karşılandığını dile getirdiler.

Öyle ki İsrail yönetimi, bu gerçeklerin yayılmasını önlemek adına serbest kalan esirlerin basına konuşmasını yasaklama yoluna gitti.

İşte "savaş ahlakı" dediğimiz kavram, Hamas’ın uygulamasında somut bir örneğe dönüştü.

Kendi ailelerine işkence eden, Filistinli tutuklulara köpeklerle saldıran ve tecavüz dahi eden bu vahşi Siyonist yapının mensuplarına karşı, sırf İslam’ın emri olduğu için insani muamele yapılması tüm dünyada karşılık buldu.

Sadece Hristiyanlar veya Batı dünyası değil; aynı dinin mensubu olduğunu iddia edip tekbir getirerek insan boğazlayan IŞİD ile Hizbullah ve Husiler gibi yapılar da Hamas’ın bu ahlaki duruşundan ve tavrından ders çıkarmalıdır.

Hamas, İslam ahlakı ile ahlaklanmış ve büyük çoğunluğu yetimlerden yetişmiş Kur'an aşığı gençlerden oluşuyor. Onların izinden gittiği rehber ve tek önder Hz. Muhammed (s.a.v.), "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurmuş ve ömrü boyunca örnek bir yaşam sürmüştür.

Savaşın da bir ahlakı ve hukuku olduğunu insanlık yine O’ndan öğrenmiştir. Kendisine, ailesine saldıran, topraklarını gasp eden, evini bombalayan ve kardeşlerine işkence edenlere karşı intikam duygusuyla hareket etmek yerine; İslam’ın emrettiği insani ve ahlaki ilkeleri ortaya koyan bir duruş, ancak bu terbiyenin içselleştirilmesiyle mümkündür.

Tam da bu noktada, aynayı biraz da kendimize çevirmemiz gerekiyor. Hamas’ın zorlu savaş şartlarında sergilediği bu yüksek ahlakı kendi hayatımıza uyarladığımızda nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz?

Türkiye vatandaşları olarak; hatta çerçeveyi daha da daraltarak Müslümanlar olarak kendi içimizde, ailemizde, iş yerimizde ve okulumuzda birbirimize karşı hangi ahlakla hareket ediyoruz?

Savaşın ortasındaki bir insanın gösterdiği adaleti ve merhameti, bizler günlük sosyal hayatımızda birbirimize gösterebiliyoruz duyabiliyor muyuz?

Esas bakmamız ve sorgulamamız gereken yer tam da burasıdır.

Eğer İslam ahlakının bu tür nitelikli örnekleri çoğalırsa, tebliğ ve davet zaten kendiliğinden başlayacak; İslam çok daha fazla ilgi odağı haline gelip insanların gönül rahatlığıyla teslim olacağı bir din olarak görülecektir. Böylesi bir ahlakla dünya şüphesiz çok daha yaşanabilir ve güzel bir yer olacaktır.

Hamas'ın haklı direnişini elbette sonuna kadar destekliyoruz. Bununla birlikte, Filistin’deki zulme karşı Batı dünyasından sokaklara dökülen, vicdanının sesini dinleyen halkların duruşunu da takdirle karşılıyoruz. Farklı dinlerden, kültürlerden ve dünya görüşlerinden insanların vicdan, merhamet ve insanlık ortak paydasında bir araya gelebilmesi tarihsel bir kazanımdır.

Bizler de bu birlikteliği kendi sosyal hayatımızda ve çevremizde başarmak zorundayız.

Artık kısır ideolojik kamplaşmaları bir kenara bırakıp, insanlık paydasında buluşma yolunda somut adımlar atmalıyız.

Bu doğrultuda Gazze’ye yönelik insani yardımlar kesintiye uğramamalı, İsrail menşeli ürünlere yönelik boykot kararlılıkla devam etmeli; gençlerimize Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin davasını anlatmaya ve onları bilinçlendirmeye aralıksız devam etmeliyiz.

Allah rızası doğrultusunda Filistin halkı ve tüm yeryüzü mazlumları için kim ne yapıyorsa son derece kıymetlidir ve desteklenmelidir.

Bize düşen çaba göstermek, gayret etmek ve samimiyetle çalışmaktır.

Hakkın, hukukun ve adaletin tam anlamıyla tecelli ettiği bir dünyayı kendi gözlerimizle göremesek bile; en azından evlatlarımıza daha yaşanabilir bir dünya ve temiz bir miras bırakmak boynumuzun borcudur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Eraslan Arşivi