Mahmut Eraslan
Sizde mi algıya/akıntıya kapıldınız?
Sizde mi algıya/akıntıya kapıldınız?
Sosyal ortamlarda ve sosyal medyada ne konuşulsa, ne paylaşılsa hemen bir tweet de biz atıyoruz. Birçok konuyu değerlendirirken eskiden sarsılmaz kriterlerimiz vardı; Hucurât Suresi’nin hükmü hatıra gelirdi; fakat şimdi tamamen algıya ve akıntıya kapılmış durumdayız.
Araştırmadan, soruşturmadan, emin olmadan ya destek veriyor veya tam karşısında duruyoruz. Kimleri destekliyor, kimlere karşı duruyor ve kimlerin yanında yer alıyoruz belli değil; kendimizden emin hiç değiliz…
Sarıklı, sakallı, tesettürlü insanlara aniden mikrofon tutuluyor; beş vakit namazı, tesettürü mevcut ama o an sorulan soruya cevap verememiş... Diğer yanda kılık kıyafeti yırtık, kulakları küpeli, kolları dövmeli kızımızın sadece başı değil, göbeğine kadar birçok yeri açık ama soruya doğru cevap vermiş; bunlar manşetleniyor, yayına veriliyor, paylaşan paylaşana!
İşin en acı yanı, bunu sadece İslam karşıtları değil, bizimkiler de paylaşıyor. Bu içeriği üretenler çok mu masum? İyi niyetle mi hazırlanmış? Buradan insanlara anlatılmak, gösterilmek istenen şeyler nedir?
Bir insanın beş vakit namazındaki ihlasını, yaptığı hayırları görmezden gelip, kamera karşısında mikrofon uzatıldığı anki bir bocalama veya anlık bir günahla onu "mahkûm etmek", adaletsizliğin en dik alasıdır.
Birçok değerimizi bu mecralarda harcadık, erittik. Öyle insanlar var ki artık bırakın sosyal medyayı, sosyal ortamlardan dahi kaçar oldular. Nasihatleşmenin yerini dedikodu, laf çarpma ve ağırdan alma aldığı için insanları kendi içine kapandırdık. Ne âlim ayırt ediyoruz ne zalim...
İnsanların mahremiyeti kalmadı neredeyse; kimileri yatak odalarına kadar paylaşırken kimileri de zorla insanların yatak odasına girmeye, her şeyini ifşa etmeye çalışıyor.
İki kişi anlaşamamış, tartışmış; birisi işinden, birisi eşinden, diğeri dernekten, öteki de cemaatten ayrılmış... Başlıyor saydırmaya, küçük düşürmeye. Yine algı operasyonu devreye giriyor.
Sormak lazım: "Bize ne sizin eşinizden, işinizden, cemaatinizden ayrılmanızdan?" diyemiyoruz. Karşı tarafın bir açıklaması yokken, tek yanlı ve kamuoyunu hiç ilgilendirmeyen birtakım konuları paylaşıma sürenler konuya hâkim değil; ama arkadaşı, dostu veya kendi cemaati hemen sahipleniyor. Kim haklı, kim haksız belli değil ama tarafımız belli: "Bizim arkadaşımız, o halde onun yanındayız."
Hani hak, hukuk, adalet? İçine düştüğümüz bu durum bizi sadece algıya kapılmakla sınırlamayıp Allah katında sorumlu ve suçlu çıkarıyorsa, yarın halimiz ne olur bunu hiç derinlemesine düşünebiliyor muyuz?
İnsanların açıklarını aramak ve algı operasyonlarına kapılmak öyle bir boyuta ulaştı ki artık bizi sosyal medya ve fenomenler yönetiyor adeta. Hani bize bir haber geldiğinde onu araştırıyorduk ya; artık araştırmıyor, kopyalayıp yapıştırıyoruz.
Hucurât Suresi 12. ayette Rabbimiz açıkça uyarır:
"Ey iman edenler! Zannın birçoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın (tecessüs etmeyin)..."
İşin en acı noktası ise kendi cenahımızın düştüğü zaaf: Hukuksuzlukları, usulsüzlükleri veya yanlışları "bizden" biri yaptığı zaman görmezden gelmek ya da karşı taraf koz almasın diye üstünü örtmek...
Hz. Muhammed (s.a.v.) adaletin evrenselliğini ve kişiye göre değişemeyeceğini ümmetine şu sarsıcı hadisle öğretmiştir:
"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten sakındırırsınız ya da Allah katından üzerinize bir azap gönderir de sonra O'na yalvarırsınız, fakat duanız kabul olunmaz."(Tirmizi, Fiten 9)
Ve Hz. Fatıma dâhil hırsızlık yapılması durumunda uygulanacak adaleti hatırlatan o tarihi uyarı:
"Kızım Fatıma da hırsızlık yapsaydı onun da cezasını verirdim." (Buhârî, Hudûd 11)
Bugün toplum olarak en büyük çürümemiz, yanlışı kimin yaptığına bakarak değerlendirmemizdir. Yanlış yanlıştır; faili kim olursa olsun. Ancak dijital medya, magazinel gündemlerle bizi asıl büyük haksızlıklardan koparıp suni kavgalarla meşgul ediyor.
Kalbin temizliği iddiası, kişinin Allah'ın emirlerine sırt çevirmesini meşrulaştıran bir kılıf olamaz. Gerçek takva kalptedir, ancak kalpteki o takva dışa, yani azalara, namaza, oruca ve ahlaka yansımak zorundadır.
Peki, ne yapmalı?
Bugün sosyal medyada önümüze düşen her videoya, her "Bakın falanca kişi ne yapmış / ne bilememiş" kancasına atlamamak, bir Müslümanın feraset imtihanıdır.
Ölçümüz medya algoritmaları değil, ilahi ölçü olmalıdır.
Bir kişinin hatası onun şahsını bağlar; bütün bir inanç sistemini veya ibadet eden milyonları lekelemez.
Klavyenin başına geçmeden önce "Bu paylaşım kime hizmet ediyor, hangi hakikati örtüyor?" sorusunu sormak gerekir.
Unutmayalım ki çağımızın en büyük cihadı, dijital zihin kontrolüne ve algı operasyonlarına karşı akıl ve iradeyi koruyabilmektir.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.