“Aşkın Beka, Fani Cefa”

“Aşkın Beka, Fani Cefa”

İnsan; zihinsel farkındalığının başladığı, kendi varlığını ve çevresini sorgulamaya koyulduğu ilk andan itibaren kaçınılmaz bir anlam arayışına girer: "Neden buradayım?", "Doğumuma, cinsiyetime, öleceğim güne ben karar vermediysem hayatımın direksiyonunda kim var?" Bu sorular, bireyin kendi iradesi dışında dahil olduğu varoluş yolculuğunun ilk duraklarıdır.

Arayış; ruhun bu dünyaya adım attığı andan son nefese kadar süren kesintisiz bir içsel seyrüseferdir.

Birey, dünya denen bu yabancı coğrafyada adını koyamadığı, yerini tam gösteremediği bir eksikliği tamamlamaya çalışır. Doğum ve ölüm gibi kendi kontrolü dışındaki sınırları fark ettikçe, içindeki o derin boşluğu ikmal edecek aşkın bir sığınak arar. Bu, insan psikolojisinin en temel dinamiğidir.

Ne var ki modern birey, bu derin arayışı çoğu zaman yanlış mecralarda tüketir:

Bazen bir insanda, bir figürde, bir idolde ya da sanatçıda... Onları farkında olmadan hayatının merkezine koyup kutsallaştırır.

Bazen bir kariyer basamağında, maddi güçte, sosyal statüde ya da popülerlikte arar içsel dinginliği.

Fakat nesneleşen ya da tüketilen her hedef, elde edildikten kısa bir süre sonra sıradanlaşır. Yerini yeniden derin bir tatminsizliğe ve ruhsal bir darlığa bırakır. Zamana ve maddete bağlı hiçbir kazanım kalıcı değildir; kısa süreli bir illüzyon ve sonra bireyi kendi yalnızlığıyla baş başa bırakır.

Ruhun varmak istediği asıl menzil, geçici olanın gölgesinden ve tüketim çarkından sıyrılıp sonsuz ve ölümsüz olan Mutlak Varlık’a (Allah'a) ulaşmaktır. İnsanın zihinsel yönelimi ne kadar saparsa sapsın, hayatın karmaşası günün sonunda kalbe tek bir gerçeği fısıldar: Kalp, ancak kendini aşan ve ebedi olan bir hakikatle dinginliğe erişebilir.

Ne fani varlıklara duyulan tutku ne de tüketim kültürünün sunduğu nesneler insandaki bu varoluşsal boşluğu doldurabilir. Yunus Emre’nin çağları aşan şu dizeleri, arayışın hakiki muhatabını bulduğu anı özetler:
"Aşkın aldı benden beni,
Bana seni gerek seni..."

İbn Atâullah el-İskenderî’nin hikmetli tespiti de bu hakikati doğrular:
"Seni bulan neyi kaybetti? Seni kaybeden neyi buldu?"

Mutlak Varlık’ı idrak eden insan, fani dünyada neyi yitirirse yitirsin sarsılmaz bir içsel emniyet iklimine erişmiştir. O’nu ıskalayan birey ise yeryüzünün bütün imkânlarına, unvanlarına ve zenginliklerine sahip olsa dahi derin bir kimsesizlik ve hiçlik hissinin ortasındadır.

Sadece dille ifade edilen bir inanç veya söylem, yolculuğun yalnızca ilk adımıdır. Bu söylem, eylemlerle ve samimiyetle desteklendiğinde anlam kazanır ve içsel vuslat gerçekleşmeye başlar.

Bu hakikatin tarihteki en somut örneklerinden biri, makamı ve muazzam serveti bırakıp kendi içsel özgürlüğünü seçen İbrahim b. Edhem’in hikayesidir.

İbrahim b. Edhem, yüksek bir refah ve aristokrasi içinde yaşarken içindeki o büyük varoluşsal krize çare bulamıyordu. Bir gece sarayının çatısından sesler duyar ve dışarı seslenir. Damda birinin olduğunu ve "kaybolan devesini aradığını" öğrenince şaşkınlıkla sorar:

"Sarayın damında deve mi aranır?"

Çatıdaki dervişane ses, tokat gibi bir cevap verir:
"Peki, ey İbrahim! Sen ipek elbiseler, lüks yataklar ve fani konforun ortasında Allah’ı bulabileceğini mi sanıyorsun?"

Bu soru, İbrahim b. Edhem’in zihninde köklü bir zihinsel kırılma sebep olur.

Tüm dünyevi unvanlarını ve konforunu geride bırakarak hakikat yolculuğuna çıkar. Dışarıdan bakıldığında makamını kaybetmiştir; ancak kalbini Yaratıcısına teslim ettiği gün, geçici bir hükümdarlıktan ruhunun sultanlığına yükselmiş ve fani hiçbir imkânın veremeyeceği o ezeli huzuru bulmuştur.

Geçici ve fani olanı hayatının merkezine koyan birey, dünyayı kazansa bile kendi özünü ve ruhunu kaybeder. Kalbini ve varoluşunu Mutlak Sahibi’ne teslim eden ise dünyevi imkânları kaybetse dahi hem kendi hakiki benliğini hem de Yaratıcısını bulur.

İnsanın samimiyetle, eylemleriyle ve duruşuyla sürdürdüğü her dürüst arayış, o sonsuz huzura atılmış nitelikli bir adım olacaktır…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Eraslan Arşivi