21. Yüzyıl Türk Asrı Olurken: Doğu Türkistan Unutulmamalı

21. Yüzyıl Türk Asrı Olurken: Doğu Türkistan Unutulmamalı

Günümüz küresel düzeni, insanlığın karşı karşıya kaldığı çok yönlü krizler karşısında derin bir yönetim ve güven bunalımı yaşamaktadır. Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) ve İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi uluslararası ve bölgesel mekanizmalar; savaşlar, göç dalgaları, ekonomik adaletsizlikler ve büyük çaplı insani trajediler karşısında krizleri önleyici veya adil bir şekilde çözüme kavuşturucu bir performans ortaya koyamamıştır.
Bu durum, uluslararası toplumda yapısal bir reform ihtiyacını ve yeni, daha adil alternatiflerin inşasını zorunlu kılmaktadır.

Bu bağlamda, Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) çatısı altında yürütülen entegrasyon çabaları, yalnızca bölgesel bir iş birliği girişimi olmanın ötesinde, küresel sisteme yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyan tarihi bir adımdır.

Mevcut uluslararası örgütlerin karar alma mekanizmaları, genellikle büyük güçlerin çıkarlarının ya da dar siyasi blokların tahakkümü altındadır.

Bugün Gazze’de, Doğu Türkistan’da Bosna’da yaşanan soykırım, Çeçenistan Irak, Afganistan işgalleri gibi insanlık tarihinin en büyük trajedileri karşısında ne Batı dünyası ne de sözde İslam dünyası adil, caydırıcı ve sorun çözücü bir irade ortaya koyabilmiştir.

Uluslararası hukukun çifte standartla uygulandığı ve evrensel insani değerlerin siyasi çıkarlara kurban edildiği bu süreçler, küresel sistemin iflas ettiğini açıkça gözler önüne sermektedir.

Batı merkezli politikaların ürettiği çözümsüzlükler ve ikiyüzlü yaklaşımlar, uluslararası sistemde köklü bir alternatif ihtiyacını doğurmuştur.

Tarihî kökleri, ortak medeniyet değerleri ve stratejik jeopolitik konumuyla Türk dünyası, bu alternatifin merkezinde yer alabilecek potansiyele sahiptir.

Ankara’da gerçekleştirilen zirveler ve en üst düzeydeki istişareler, bu iradenin kurumsal bir zemine oturtulması açısından büyük bir ehemmiyet arz etmektedir.

Türk Devletleri Teşkilatı; siyasi, ekonomik, kültürel ve güvenlik alanlarında derinleşen entegrasyonuyla geleceğin küresel aktörlerinden biri olma yolunda ilerlemektedir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi öncesinde vurguladığı üzere; küresel sınamalar karşısında Türk devletlerinin dayanışması artık ertelenemez bir stratejik zorunluluktur. Bu doğrultuda ortaya konulan "21. yüzyıl bizim yüzyılımız olacak" vizyonu ve tarihi çağrı, birliğin nihai hedefini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bu birliğin başarısı; liderlerin vizyoner yaklaşımlarına, üye ülkeler arasındaki tam koordinasyona ve ortak menfaatlerin dar ulusal çıkarların üzerinde tutulmasına bağlıdır.

Zaman zaman iç süreçlerde farklı yaklaşımlar veya geçici pürüzler yaşansa da stratejik aklın ve ortak medeniyet bilincinin bu engelleri aşacak güçte olduğu açıktır.

Türk dünyasının; Lojistik koridorlar (Orta Koridor), enerji güvenliği ve gümrük birliği gibi alanlarda atacağı ortak adımlar, küresel ticaret yollarının güvenliğini artıracaktır.

Uluslararası platformlarda ortak hareket kabiliyetini geliştirmesi, Türk devletlerinin küresel müzakerelerdeki ağırlığını artıracaktır.

Ortak tarih, dil ve kültür bilinci, halklar arasındaki dayanışmayı pekiştirerek kalıcı bir barış ve istikrar zeminine dönüşecektir.

Türk dünyasının geleceğini inşa ederken, coğrafi sınırların ötesinde kültürel ve vicdani sorumlulukların da eksiksiz yerine getirilmesi hayati bir önem taşımaktadır.

Bu kapsamda, Doğu Türkistan başta olmak üzere mazlum ve temsil imkânından yoksun soydaş toplulukların meselelerinin uluslararası platformlarda açıkça dile getirilmesi ve resmî temsiliyet kazanması gündeme alınmalı gerekli adımlar süreç içerisinde atılmalıdır.

Gerçek bir adalet ve dayanışma iddiası, Türk dünyasının kültürel coğrafyasının tamamını kucaklayan kapsayıcı bir vizyonla anlam kazanabilir.

Kalıcı ve müreffeh bir bölgesel entegrasyonun tesisi; Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in duruşunda görüldüğü gibi, dış etkenlerden etkilenmeden bölgesel aidiyete inanan ve stratejik vizyon sahibi bir liderlik iradesini zorunlu kılmaktadır.

Ortak harcımızın çimentosu İslam olmalı, manevi birliğin ve kardeşlik bağlarının geliştirildiği bütüncül bir anlayış benimsenmelidir.

Ankara’da atılan adımlar ve Türk devletleri arasında kurulan bu güçlü irade, sadece bölge ülkelerine değil, tüm uluslararası topluma ümit veren tarihi bir gelişmedir.

Önümüzdeki süreçte, bu birlikteliğin dar kalıplarla sınırlı kalmayarak küresel barışa, adalete ve hakkaniyete dayalı yeni bir düzene öncülük edeceğini ümit ediyoruz.

Dönem başkanlığını Türkiye'nin devraldığı bu sürecin hayırlara vesile olmasını diliyorum...

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Mahmut Eraslan Arşivi