Mahmut Eraslan
Gençlik Varsa Gelecek Vardır
Gençlik Varsa Gelecek Vardır
"Kızıma Açık Mektup" başlıklı yazıma gösterilen yoğun ilgi, birçok anne babanın bu konuda ne kadar endişeli ve çözüm arayışında olduğunu bir kez daha gösterdi. Birçok ebeveyn net cümlelerle soruyor: "Ne yapacağız? Gençlerimize nasıl yaklaşacağız, sözümüzü nasıl dinleteceğiz?"
Farkındayım, günümüzde pek çok ortamda olumsuzluklara şahit oluyoruz. Ancak sessizce bir seyirci kalmak ya da "Sözümüz geçmiyor" bahanesine sığınmak çözüme hiçbir katkı sağlamaz. Konuşacağız, uyaracağız ve dün ile bugünü kıyas etmekten asla vazgeçmeyeceğiz.
"Tarih tekerrürden ibarettir" denir. Peki, tarih kitapları ve tarihçiler neden var? Araştırıp anlatsınlar ki geçmişteki yanlışlar tekrarlanmasın diye... Kerim kitabımız Kur'an-ı Kerim de geçmişte yaşanan olaylardan bolca haber verir, insanlığı uyarır; anne babalara, âlimlere ve ariflere büyük sorumluluklar yükler. Bizler kolaycılığa kaçamayız; oturup ağıt yakmanın ne bize ne de çocuklarımıza bir faydası var.
Evet, farkındayım... Bugüne kadar saygının, hayanın ve ahlakın toplumda, yaşamda, duruşta ve tavırda çok somut bir karşılığı vardı; çoğu zaman söze hacet kalmazdı. Büyüklerimiz içeri girdiğinde ayağa kalkan, ayak ayaküstündeyse duruşunu düzelten, yatanın doğrulduğu, oturanın kendine çeki düzen verdiği bir anlayış hâkimdi. Büyüklerine karşı hürmetkâr; sadece anne babasına değil tüm büyüklere karşı saygılı bir gençlik vardı. Erkekler sigara içerken dahi büyüklerini gördüğünde saklardı. Şimdilerde ise sokaklarda ellerinde sigara ile dolaşan genç hanımlar görmeye başladık. Bunu görmezden gelmek mümkün değil; çünkü gözümüzün içine sokuluyor. Yansıtılan algı ve ortaya konan tavır, tamamen geçmişin değerlerinin tam zıttı bir hâl almış durumda. Gerçekten enteresan... Bu gençlerimiz bunu neden yapıyor; kime, neyi ispat etmeye çalışıyor?
Görünen o ki gençliğin bir kısmı ciddi bir boşlukta. İşte bu noktada bizim kınayıcı, onları küçük düşürücü ve dışlayıcı bir tavır veya söylem içerisine girmememiz gerekir. Bu kardeşlerimizle oturup konuşmak, onlara kulak vermek ve söylediklerini dinlemek şarttır. İçi boşalan kavramların yerini neyle doldurmaları gerektiğini anlatmalı, hatta onlara sormalıyız: Onlarda saygının ve sevginin karşılığı nedir? Dinlerler...
Mutlaka dinleyen çıkacaktır. Mutlaka anlayan, düşünen, kendini gözden geçiren ve size saygı duyanlar olacaktır.
Kavramların içinin boşaltıldığı, değerlerin birer şekilsel göstergeye dönüştürüldüğü bu çağda; saygıyı, sevgiyi ve özgürlüğü yeniden tanımlamak zorundayız: Saygı, sadece bir büyüğün yanında ayağa kalkmak ya da bir alışkanlığı gizlemekten ibaret değildir. Muhatabının varlığına, emeğine, tecrübesine ve sınırlarına duyulan derin bir hüsnüniyettir. Şekil, bu idrakin sadece bir meyvesidir; idrak yoksa biçim, şekilcilikten öteye geçemez.
Hakiki saygı, kişinin kendi eylemlerinin çevresine, toplumuna ve geleceğine olan etkisini hesaba katmasıdır. Kendi bedenine ve ruhuna hürmet etmeyen bir anlayışın, başkasına saygı duyması beklenemez.
Özgürlük; alabildiğine her aklına geleni yapmak, her istediğini yemek, içmek, gezmek, doğru-yanlış demeden her bildiğini uygulamak, haram-helal gözetmeden ölçüsüzce yaşamak mıdır?
Özgürlük, heveslerin esiri olmak değil, erdemli olanı seçebilme iradesidir.
Sözden Çok Temsil (Lisan-ı Hal): Gençlere ne yapmaları gerektiğini sadece anlatmak yetmez. Saygının içi; yetişkinlerin tutarlılığı, adaleti, merhameti ve samimiyetiyle dolmalıdır. Yaşanmayan ve örneklendirilmeyen hiçbir kavram gençlerin zihninde karşılık bulmuyor. Kişinin kendisine olan saygısı, edep ve haya olarak dışarıya yansır. Kendini kıymetli gören, değerlerini tanıyan bir genç, sokakta sergilediği tavırla kendi seviyesini belirlediğini bilir.
Sosyal medyada veya köşelerimizde gençleri sürekli eleştirerek, onların da "Bizi büyüklerimiz anlamıyor" demesine çanak tutarak bu meseleyi çözemeyiz.
"İşte o sizin çağınızdı, bu da bizim çağımız" kolaycılığına da kaçamayız. Evet, çağın gereklerini ve teknolojisini sonuna kadar kullanacağız; ancak saygı, sevgi, edep ve ahlak çağa göre değişmez. Eğer bu çağın anlayışı sürekli saygısızlaşma ve ahlaksızlaşma yolunda bir çığır açıyorsa biz de mi bu kervana katılacağız? Asla.
Bu yüzden özellikle büyüklere, yöneticilere ve ebeveynlere büyük görev düşüyor. Artık "Gücüm yetmiyor", "Beni dinlemiyorlar" mazeretlerine sığınmak yerine gençlerimize ulaşmanın, onlarla samimi bir iletişim kurmanın yollarını aramak zorundayız. Onlara neyi yapmamaları gerektiğini söyleyip durmaktan ziyade; neyi, nasıl ve niçin yapmaları gerektiğini samimi bir lisanla ve bizzat yaşayarak göstermek, kavramların içini yeniden hakikatle doldurmanın en sahih yoludur.

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.