Alimler Buluşması ve Gerçeklerimiz
ÂLİMLER BULUŞMASI VE GERÇEKLERİMİZ
İlim Çokluğu Değil, Ruh ve Dil Eksikliği
Bir süredir kendi nefsini, kurumsal usul ve tebliğ dilini muhasebe matrahına çekerek samimi bir özeleştiri sürecinden geçen yapılarımızın varlığı umut vericidir.
Ne var ki bunun yanı sıra, ihya ve tecdit hareketlerine karşı direnç gösteren gelenekçi anlayışlar ile modernist ve nesnel ilahiyat söylemi altında ekranlarda boy gösteren bir zihniyet kuşatması altındayız.
İslam’ın evrensel hakikatlerini idrak etmek yerine, mevcut sahih birikimin yokluğunu ve imkânsızlığını ispata matuf bu indirgemeci tutum, fikrî bir sığlaşmayı da beraberinde getirmektedir.
Bu epistemolojik ve zihni savrulma sürecinde; bakış açısını çağı okuyacak şekilde yenilemekte direnen kimi kardeşlerimiz ile muhafazakâr alandan pozitivist, modernist yahut deist çizgiye evrilen kesimlerle maalesef yollarımız ayrılmıştır.
Sahada samimiyetle irşat faaliyetleri yürüten müesseselerimiz bulunmakla birlikte, kabul etmek gerekir ki dönemin ruhuna ve zihin yapısına sahip bu çağın gençliğine nüfuz etmekte yetersiz kalmaktayız.
Onları medeniyet kökleriyle buluşturmak adına atılan adımların önemli bir kısmı, usul ve imkân hataları nedeniyle akim kalmıştır. Hakikat meşalesini taşıyan bizlerin öz evlatları dahi zihnen ve kalben karşı saflarda konumlanmaya başlamıştır.
Ne yazık ki bu sosyo-psikolojik yönelişi derinlikli bir tahlile tabi tutmak ve gençliğin ontolojik ve varoluşsal sorularına müdellel cevaplar üretmek yerine, kalıplaşmış söylemleri tekrarlayarak yerimizde saydık.
Biz ameli ve fikri bir durağanlaşma yaşarken; medeniyetimizin ve inancımızın mütekabilinde yer alan yapılar ise boş durmamış, metodolojilerini güncellemiş, gençliğin psikolojik boşluklarını tespit ederek illüzyonik bir ikna dili geliştirmeyi başarmışlardır.
Süreç, yalnızca marjinal gruplarla sınırlı değildir; "vasat" olarak nitelendirilebilecek yapılarımız dâhil mesele, bir ilim niceliği değil; tebliğ dili, üslup ve irfan eksikliğidir. Ortak aklı tecelli ettirmek adına çok daha nitelikli buluşmalara, müzakerelere ve akademik istişarelere ihtiyaç vardır. Bu minvalde, İTTİHADUL ULEMA tarafından icra edilen Âlimler Buluşması’nı son derece kıymetli ve hayati buluyoruz.
Söz konusu toplantıda dile getirilen şu samimi özeleştiriler, uzun süredir işaret ettiğimiz krizin vahametini net bir biçimde ortaya koymaktadır:
"Bizim kuşağımız, medreseler olarak hayattan ve hakikatten koptuk... Sorun talebe bulamamak değil; biz bu toplumun duygu dünyasından, dilinden, jargonundan koptuk. Toplum başka bir vadide, biz başka bir vadideyiz."
— Şevket Gökşan Hoca
"Yüzü aşkın ilahiyat fakültemiz, yüzlerce medresemiz, Kur'an kursumuz var; her yıl binlerce mezun veriyoruz. Ama bu ilmî faaliyetler sokağa taşmıyor, gençler üzerinde bir etki oluşturmuyor. İlim ameliyesi çok ama nefsin tezkiyesi, terbiyesi, davet ve irşat ruhu yok ki bunu talebelerimize verebilelim..."
— Molla Tayyip Elçi Hoca
Benzer serzenişlerimiz kimi çevrelerce bir inkısar-ı hayal veya yeis olarak telakki edilse de meselenin ümitsizlik olmadığı aşikârdır.
Mesele; maraza doğru teşhisin konulması ve zaman kaybetmeksizin tedavi protokolünün uygulanmasıdır.
Âlimler Buluşması’nda ortaya konan bu dirayetli tespitler göstermektedir ki elhamdülillah teşhis aşaması tartışmanın ötesine geçmiş tamamlanmaya doğru ilerliyoruz. Şimdiyse vakit, vakit kaybetmeksizin ameli ve fikri imar sürecini başlatma vaktidir.
Teşhisten tedaviye geçişin ilk ve en temel şartı, hekimlerin (âlimlerin) ittifakıdır. Gönül tabipleri hükmünde olan ulemamızın ve cemiyet liderlerimizin riayet etmesi gereken temel kaide şudur: Müdafi ve tabiplerin tedavi metodolojisinde ihtilafa düşüp çekiştiği bir ortamda , hastanın kaybı kaçınılmazdır.
Yüzleştiğimiz bu manevi ve fikri krizin tedavisinde takip edilmesi gereken usul sırası hayati bir öneme haizdir:
Tedavi; öncelikle imanın mahiyetini ve hakikatini kavratmakla, gencin zihnine ve kalbine Lâ ilâhe illallah şuurunu yerleştirmekle başlar.
Akaid temelleri sağlamlaştırılmadan, kalp ikna edilmeden ve zihinsel şüpheler izale edilmeden doğrudan fıkhî detaylar ve şeklî müdahaleler üzerinden kurulan bir iletişim dili, gençliği hakikatten büsbütün uzaklaştıracaktır.
Gençlerin dış görünüşleri, kılık-kıyafet tercihleri yahut birtakım ameli eksiklikleri fıkhî boyut taşıyan hususlardır; fakat onların yaşadığı inanç krizleri ve savrulmalar itikadî ve varoluşsal bir bunalımdır.
Karşımızda Batı merkezli seküler ve materyalist paradigmalarla beslenen, muazzam finansal imkânlara sahip, küresel ölçekte manipülasyon yürüten ve cinsiyetsizleştirme dâhil pek çok ifsada öncülük eden küresel yapılar bulunmaktadır. Bizler kendi içimizde cemaat, tarikat, vakıf ve dernek eksenli kısır usul tartışmalarıyla enerjimizi tüketirken, evlatlarımızın zihin dünyası bu yıkıcı ideolojiler tarafından adım adım kuşatılmaktadır.Bu tahripkâr anlayışlar hanelerimizin mahremiyetine kadar nüfuz etmiş durumdadır.
Sosyal medya mecralarında deist ve agnostik söylemler gençlerin zihinlerini bulanıklaştırmaya devam ederken; camiamız ne yazık ki bu yüzeysel ve manipülatif sorulara dahi nitelikli cevaplar üretmekte gecikmiştir.
Oysa elimizde metodolojik açıdan son derece güçlü bir birikim ve köklü bir medeniyet mirası mevcuttur.
Geçmişte insanlığın ilmi ve felsefi seyrine yön veren ulemamız, dönemlerinin felsefi akımlarını ve zihniyet kalıplarını derinlemesine tahlil ederek ihya faaliyetinde bulunmuşlardı. Ancak bizler, bu muazzam mirası günümüz diline ve çağına aktaramadığımız için nesillerimizi bu kütüphaneden ve köklerden mahrum bıraktık.
Şu halde sadede gelirsek; mücadeleye gençlerden önce kendimizden, yani kendi zihni ve manevi ıslahımızdan başlamak mecburiyetindeyiz.
Kardeşlik hukukumuzdaki yaralar kanamaya devam ederken, dışarıya şifa dağıtmamız imkânsızdır. Birbirimizi itham etmekten, konumlandırmaktan ve cepheleşmekten tecrid olarak ortak bir akıl ve irfan etrafında kenetlenmek zorundayız.
Önümüzde çetin fakat aşılması imkânsız olmayan bir sorumluluk durmaktadır: Çağın idrakine hitap eden, fıtrata dokunan, şekli biçimselliklere boğulmadan kalbe nüfuz eden ve her şeyden önemlisi şahsi örnekliğiyle güven telkin eden sahih bir irşat ve tebliğ dilini inşa etmek zorundayız.
Rabbimiz bizlere evvela kendimizle yüzleşme cesaretini, mukabilinde ise gençliğimize yeniden rehberlik edecek basiret ve feraseti ihsan eylesin.
Kaynak:Adanapost
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.