Kur politikasında "şahin" duruş beklentisi!

Döviz kurunu tutmak giderek zorlaşıyor. Doyum noktasına gelen Türk Lirası'ndaki değer kaybının, "rekabetçi kur politikası" çemberinde yeni bir mali veya operasyonel uygulamaya ihtiyaç duyduğu gözleniyor.

Türkiye’mizde artık enflasyonun baş sebebinin “kur” olduğu meydanda. Üretim maliyetlerini yükselten, üretici fiyatlarını ve çekirdek enflasyonu çıkış trendine yönelten “kur”dan başkası değil. Geçen aylardan bu yana üretici fiyatlarındaki tırmanışlar tamamen kur kaynaklı.

Yılsonu şayet çift rakamlı bir enflasyonla tamamlanırsa devlet bütçesinden biraz daha fazla para çıkacak. Enflasyonun yükselmesine belki de en fazla emekliler ve maaşlı kesim sevinecek, desek de Vehbi’nin kerrakesi hiç de öyle değil. İşin Türkçesi; enflasyonla birlikte hane halkının alım gücü düşecek.

Öncelikle sadece “kur”un enflasyonu değil, “enflasyon”un da kuru artırdığını bilmek lâzım.

Kur enflasyonu yükseltiyorsa, enflasyonu döviz kurundan, döviz kurunu enflasyondan nasıl bağımsız hâle getirebiliriz?.. Bugün Merkez Bankası (TCMB) dahil herkesin sorduğu soru ve çözüm aradığı konu bu…

***

Şöyle ki: Kurun yükselmesi ithal edilen mamul ürünleri pahalı hale getiriyor, enflasyon artışına yol açıyor. Diğer taraftan kurun yükselmesiyle ithal hammadde ürünleri yani girdi maliyetleri artacağından yurt içindeki üretim pahalanıyor, bu da enflasyona yansıyor.

Enflasyon artışından içeride kur da etkileniyor. Yurt içinde fiyatların artması, ihtiyaçlara yönelik tüketimi ithalata kaydırıyor. Yurt dışındaki ürünler, yurt içinden daha ucuza geliyorsa vatandaş döviz alarak yurt dışından ithal ürün almaya kalkıyor. Böylece döviz alımı kur ile birlikte enflasyonu yükseltiyor.

Diğer taraftan fiyatları yükselten kur artışını, ülkedeki enflasyon beklentisi de tetikliyor. Vatandaş yerel para değer kaybedecek kaygısıyla sürekli dövize yöneliyor. “Kur – enflasyon – kur” sarmalı süreklilik arzettiğinde faizlerin yükselişini de önlemek imkânsızlaşıyor. İthalattaki artış belki bütçeyi gelir anlamında pozitif etkiliyor ama oluşan sarmal ile artan fiyatlardaki sorun ve yükselen faizler ülkenin başına bela oluyor.

***

Kur – enflasyon sarmalına faizler de eklenince para arzı faiz oranları ve döviz kurlarının içinde olduğu yeni bir anafor ortaya çıkıyor. Yani emisyon hacmindeki artış, faizler ve kurdaki yükselme enflasyonun motoru oluyor.

Bugün bile birçok ekonomistin içinden çıkamadığı ve fazlaca ilgilendiği kur-enflasyon sarmalı Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için hayati öneme sahip. Zira ithalata bağımlı bu ülkelerde döviz fiyatları arttığında genel fiyatlar seviyesi yükseliyor. Tam tersi durumda enflasyon geriliyor. Demek ki, enflasyonu düşürmenin en kestirme yolu “kur”u kontrol etmek veya yerel paranın değerlenmesini sağlamak veya dengelemek. Bunun için de yurt içi enflasyonu dikkate alan reel döviz kuru politikalarının hayata geçirilmesi elzem…

Aslında döviz kuru politikası, hükümetlerin uluslararası ödemelerini belirli  bir  düzen  içinde gerçekleştirmek  amacıyla  dış  ödeme  dengesini  etkilemek üzere döviz kuru ile ilgilialdıkları önlemleri ifade ediyor. Türkiye gibi gelişen ülkeler için döviz kuru politikasındaki hedef, orta vadede sürdürülebilir ve seviyesi korunabilir gerçekçi ve istikrarlı bir kur oluşturmak.

Dolayısıyla gelişen ülkelerde makro ekonomik politikalar uygulanırken kur – enflasyon ilişkisinin gözetim altında tutulması ve halkın enflasyon algı ve beklentisinin kırılması gerekiyor.

Kur artışının diğer etkisi ise talep üzerinde görülebiliyor. Halk tasarruflarını döviz veya altın üzerine yönlendirirken hane halkı harcamaları düşebiliyor, bu da üretimi yani büyümeye sekte vuruyor.

***

Maamafih halen uygulanan “rekabetçi kur” uygulamasının; sanki günün şartlarına göre biraz revizyona girmesi ve dövizin enflasyon bağlantısının zayıflatılması için tedbirler alınması gereği ortaya çıkıyor.

Merkez Bankası (TCMB) bugün Para Politikası Kurulu’nda (PPK) yeni faiz kararını açıklayacak, kur, enflasyon ve faizlerle ilgili merak edilenleri cevaplayacak. Hükümetin pozitif büyüme politikalarına omuz vermek diğer taraftan hızı kesilmeyen enflasyonu frenlemek amacıyla “TCMB’den şahin bir karar çıkabilir”, beklentileri fazla.

Ayrıca üretimin desteklenmesiyle enflasyonun aşağı gelebileceği de sıkça tartışılıyor. Burada ithalata bağımlı üretimin enflasyonu artırmaması için ne tür önlemler alınacağı masadan uzak tutulmuyor. Ekonomist Mehmet Zeki Akıllıoğlu, ‘rekabetçi kur’ yerine daha dengeli bir kur politikasının gerekli olduğunu savunuyor ve enflasyonu ve faizi dizginlemek ve iç talebi canlı tutmak için bunun daha isabetli olacağını savunuyor.

TCMB bugün kur ve enflasyon politikalarıyla ilgili nasıl mesajlar verecek, hep birlikte göreceğiz…

analizgazetesi.com.tr

Önceki ve Sonraki Yazılar